Sanılır ki, insanlar gerçekler üzerinde ihtilafa düşmezler. Bu kanı külliyen yanlıştır. Gerçeklerin de birçok yüzü vardır. Bir kere insanın duruşuna, konumuna ve tabi çıkarlarına göre değişebilir. Ya da insanlar bu yanılsama içindedirler.
Bazılarının gerçekleri hayaldir; bazılarının hayalleri ise gerçek... Ama şurası muhakkaktır ki; herkesin kendince bir gerçekler dünyası vardır.
Bazı gerçekler, yalın, basit ve göründüğü gibidir; kör ve art niyetli değilseniz görmemeniz için hiçbir neden yoktur. Bazı gerçekler ise asla göründüğü gibi değildir, onlar için söylenecek tek şey şudur: Orda dur! Kazın ayağı hiç de öyle değil! Sığ ve üstünkörü bilgi kırıntıları ve yorumlarla insan ancak kendini kandırır; meseleyi anlamak ve anlamlandırmak için bunlar yeterli olmaz.
Doğası icabı çetrefilli ve girift oluşları, gerçekleri anlamamızı zorlaştırabilir. Ancak bazen de gerçekler, sırf kamuflaj olarak kullanıldığı için anlaşılmazdırlar.
Mücadelenin sert, keskin ve haşin olduğu toplumlarda, bu nedene bağlı olarak mücadele ahlakı kolay kolay oluşmaz. Kuralsızlık kural haline gelir; ikiyüzlülük, sahtekârlık, yalan, iftira, belden aşağı vurma... Her yol mübâh olur.
Bazı kavramlar ve değerler, "Her yol mübah"çıların elinde fevkalade kullanışlı bir araca dönüşür. Demokrasi aslında basit, anlaşılabilir, kuralları olan bir sistematik olmasına rağmen, içine girdiği kaba göre şekil değiştiren ne idüğü belirsiz bir cisim gibi renkten renge, halden hale dönüşebilmektedir.
Sözde demokratlar vardır mesela. Daha doğrusu görünüşe bakılırsa herkes demokrattır. Yahu herkes demokratsa, neden birbirlerini yemektedirler? Ya da şöyle soralım: Herkes demokratsa, mücadele niçin demokratça değildir?
Gerçekte bir kısım insan demokratmış gibi yapmaktadır. Kimileri insan haklarına saygılıymış gibi yapar; oysa despot ve zalimdirler. Kimileri özgürlük havariliğine soyunur. Fakat aslında özgürlüklerden yanaymış gibi yapmakta ve bizleri kandırmaktadırlar. Alenen sömürmeye gelen müstemlekeci bile, özgürlük havarisi olarak görünebilmektedir. Ne gariptir! İşgalci Amerika özgürlük havarisidir de, ülkesinin özgürlüğü ve bağımsızlığı için kanıyla canıyla mücadele edenler 'terörist' olmakla suçlanır.
Adam, eşkiyanın önde gidenidir. Adalet der, başka bir şey demez. Adam hâzâ tornadan çıkmış bir despottur; demokrasi mücadelesinden dem vurur.
Maalesef çağımız, ikiyüzlülükler ve yanılsama çağıdır. Sirk ve şirk aynaları her şeyi olduğundan farklı gösterir. Bu durum bilinmez değil; bilinir. Ne ki, yine de çokları bu eski numarayı yer; yalan dolmalarını yutar.
Demokrasi, insan hakları, özgürlükler kimi zaman ihtirasların, kimi zaman menfaatlerin, kimi zaman kör olası önyargıların paravanı olarak kullanılır. Hiç kimse "demokrasiye karşı mücadele ediyorum" deme mertliğini göstermez. Kimse insan haklarının, esasen hayvan hakları kadar bile değer ifade etmediğini itiraf etmek istemez. Hiç kimse aslında özgürlük diye bir derdi olmadığını açık yüreklilikle ifade etme dürüstlüğünde bulunmaz. Herkes yüzüne uygun bir maske seçmiştir.
Sözgelimi sürmekte olan Ergenekon davası üzerinden konuşacak olursak, darbe tezgâhlayanlar dahi -ki varsa böyle bir şey; malum beraati zimmet asıldır- demokrasi adına bu tür hukuk dışı yollara yeltenmektedirler. Hükümete ve hatta rejime muhalefet etmek, demokratik bir haktır. Demokrasi muhalefetin olmadığı sistem demek değildir; o halde, muhalefetin varlığı bizatihi demokrasinin varlığı demektir. Ancak, muhalefet meşru sınırlar içerisinde kalmalıdır. Muhalefet edilen rejim ve iktidarlar ne kadar gayri meşru olurlarsa olsunlar, mücadele gayri meşru bir zeminde olmamalı, demokratik sınırların dışına taşmamalıdır.
Adam demokrat bir adam portresi çizmiyor. Her halinden belli: Tepeden inmeci... Maalesef sol damar, devrimci, darbeci ve tepeden inmeci alışkanlığından vazgeçmiş değildir. Allah fırsat vermesin, bana öyle geliyor ki, mesela Yalçın Küçük bugün fırsatını bulsa darbe yapar. Fakat demokratik haklar onlar için dahi çok görülmemelidir/görülemez.
Ne yazık ki, kılıçlar çekilmiş; bir mücadele yürüyor; bu esnada da kamuoyunu manipüle etmek için demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kavramlar ve değerler kullanılıyor. Bir bakıma, istihbarat örgütleri tam gaz faaliyetlerini sürdürüyor. Hani seyyar satıcıların, işporta malı her derde deva mamülleri olur ya, demokrasi, özgürlük v.b. kelimeler, kavramlar ve değerler de maalesef üçkağıtçı, yalancı, mürai düzenbazların elinde, seyyar satıcıların her derde deva mamüllerine dönüşmektedir.
Doğrusunu söylemek gerekirse, mesela polisin de Odatv baskınında ahlaklı davranmamış olabileceği; bu bağlamda pekâla bilgisayara bazı eklemeler yapabileceği bana ihtimal dışı gibi gelmiyor.
Şimdi gerçekten bir kere daha anlıyorum ki, gerçekten maskeli balodayız; ne melekler gerçekten melektir, ne şeytanlar şeytan...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




