Yaşadığın gibi inanman için ne kadar yaşamalısın? Bence insan, inandığı gibi yaşadığından daha fazla bir süre kadar yaşarsa, yaşadığı gibi inanmaya başlar. 1990 sonrasında "inandığı gibi yaşamaya" başladığımız süre ile 2000 sonrası "yaşadığı gibi inanmaya" başladığımız süre karşılaştırıldığında maalesef ikinci süre birincisini geçmiştir. Bu demektir ki; milletimiz yaşadığı gibi inanmaya başlamıştır. Bunu nereden çıkartıyoruz? Elbette ki, sorunlarımıza getirilen çözüm önerilerinden ve çözüm mantığından...
Hepimizin bildiği gibi trafik, bir milletin gelişmişlik göstergesi olarak kullanılmaktadır. Düzen, tertip, kurallara uyma, saygı gibi birçok açıdan toplumlar, trafik üzerinden karşılaştırılır ve değerlendirilir. Trafiğimiz, Türk toplumu açısından gelişme gösterse de bunun istenilen seviyede olmadığı gözlenmektedir. Ancak bizim dikkat çekmek istediğimiz, trafikteki bir soruna yaklaşımımızdaki değişimdir. Gişelerden geçişle alakalı olarak çözüm şeklinde sunulan Hızlı Geçişi Sistemi (HGS) bunun tipik örneğidir.
Büyük bir proje olarak sunulan bu sistem sayesinde trafikteki akış sorununun çözüleceği iddia edilmektedir. Bu sistemi getirmek isteyenler hiç OGS kullandılar mı acaba? Adı Otomatik Geçiş Sistemi olan ancak gişeye bir kilometre kala trafik yoğunluğu sebebiyle bir işe yaramayan bu sistem varken, bir çözümmüş gibi HGS'den dem vurmak akıl kârımıdır? Trafiğin yoğunluğunu azaltacak çözümler yerine gişelerdeki sistemle uğraşmak nasıl bir çözüm mantığına sahip olduğumuzun da bir göstergesi.
Bugün tüm sorunlara yaklaşım, aslında bu mantığın bir ürünüdür. Akaryakıt zammını değerlendiren bir milletvekilinin; "daha kestirme yollar yaparak tasarruf sağlamayı ve böylece yapılan zammı telafi edeceğini" ifade etmesi bu mantığın en güzel ifadesidir. Yaşadığımız sorunların nereden kaynaklandığını incelemeden, altyapısına inmeden çözüm üretmenin, aslında bu millete yeni sorunlar getirdiğini ne zaman anlayacağız.
Bize göre çözüm: gişelerin kaldırılmasıdır. Gişe ücretleri, köprü ve otobanların maliyetlerini defalarca devlete kazandırdığı için kaldırılmalıdır. Bunu yapamıyorsanız, bu maliyeti İstanbul plakalı araçlara vergi olarak ekleyin yine razıyız. Çünkü sadece yoğunluktan kaynaklanan yakıt masrafı bu vergiyi katlamaktadır. Üstelik zaman kazanmak da cabası olacaktır. Şimdi ortada böyle bir çözüm varken, sırf iş olsun diye hızlı geçiş sisteminden bahsedenlere tavsiyem şudur: böyle giderse alfabede harf kalmayacaktır. Latin harflerini kullandığımız için benim teklifim JGS olacaktır. Böylece milletimiz, Jet Geçiş Sistemi sayesinde sorunlarını bir sonraki harfe kadar ertelemenin keyfini sürmeye devam edebilir.
Yeniden tecrübe ediyoruz ki; inandığını yaşamazsan yaşadığın gibi inanmaya başlarsın. Bu basit bir mesele değildir. Eskiler, "ehemle mühimi karıştırmamak lazım" derlerdi. Şimdilerde ise bizler "önemliyle önemsizi" bile karıştırır olduk. Geçmişe geri dönemeyiz belki ama geçmiş düşünceye geri dönebiliriz. İnandığımız gibi yaşadığımız sürenin, yaşadığımız gibi inandığımız süreyi geçmesi için başka çare yok.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



