Taraf kelimesi, gazete adı olduktan sonra biraz daha popülerleşti. Neredeyse, basın tarihi Taraf'tan önce ve sonra diye ikiye ayrılacak noktaya geldi. Ancak, taraf olmak zaten bizim hem insan hem de millet olarak dokumuzda var olan bir hadise. En tarafsızlar bile, hiç olmazsa tarafsız olanların tarafında yer alırlar. Anketler, seçimler, tercihler hep tarafını belirlemek üzere kuruludur. Taraf olabilmek için ilk şart karşı tarafın olmasıdır. Kimisine göre, siyaset ve asker karşı taraflarda yer alır.
Türkiye'de tarafsız olan tek makam, merci, kişi, kurum vardır, o da cumhurbaşkanıdır. 72 milyonun taraf olmak hakkı vardır fakat bir kişinin o hak elinden alınmıştır. Çankaya Türkiye'de tek tarafsız mekândır. Şayet Türkiye'nin manzarasına tarafsız bir gözle bakmak isterseniz tek adres Çankaya'dır. Zirveden bütün etekler açıkça ve rahatlıkla görülür. Tabiatıyla, yoldaki, yokuştaki, yarıştaki bütün ihtilaflı hadiselerde cumhurbaşkanı birinin elinden tutmak, birinin yanında olmak mecburiyetinde değil, makamı ve mevkisi itibarıyla temsil ettiği devletin hakkını ve hukukunu her tarafa eşit mesafede durarak gözetmek mecburiyetindedir.
Bir kişi haricindeki bütün bireyler, kurumlar, müesseseler daima bir tarafta yer alırlar. Tarafsızım diyenlerin asıl gayesi, gözettikleri tarafı henüz ifşa etmemek içindir. Taraf olmak suç mudur? Örneğin, mahkemeye intikal eden Ergenekon Terör Örgütü davasında sadece millet taraf değildir, açıktan açığa muhalefet de, iktidar da bu davada tarafını seçmiş, açıkça müvekkillerine destek olmuştur. Bu davanın son gelişmesi, sıcak haberi Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının gözaltına alınması hadisesinde yaşandı. Bu sıcak gelişme ile aslında Türk basının bu davada hangi tarafı tercih ettiğini, hangi tarafa psikolojik ve lojistik destek verdiğini açıkça gördük. Tabii, bütün bu psikolojik ve lojistik destek açıktan açığa ve hedef alınarak verilmiyor, ima yolu tercih ediliyor.
Haberin gerek yazılı basında, gerek televizyonlarda gerekse de internet sayfalarında sunuluş, veriliş biçimi, seçilen kelimeler, ilginç detaylar açıktan açığa kimin hangi tarafı tercih ettiğini ortaya koyuyor.
Tabiatıyla, tarafsızlık ilkesi bir anda silinerek onun yerini büyük bir psikolojik destek ve yıkım mekanizması alıyor.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının bir hukukî süreçle gözaltına alınması hadisesini canlı yayınla duyuran NTV "Başsavcıya abluka" ifadesini tercih etti.
Abluka, kuşatma demek. Herhalde hiçbir hukukçu, hukukî sürecin işlemesi hadisesinin abluka kelimesi ile değerlendirilmesini doğru görmez. Şayet "abluka" yerine "gözaltı" denmediyse ortada, NTV'nin bu hadiseyi aslında bir abluka olarak gördüğü yorumu çıkar ki, bu zaten haber değil, başlı başına bu hadiseye, habere karşı bir televizyon kanalının cevabı, yorumu, psikolojik karşı duruşudur.
Tabiatıyla, bu bir tarafsız yayın değil, tamamen taraflı bir karşı duruştur.
Cumhuriyet'in internet sitesinde ise haberde, " Özellikle İsmailağa cemaatine yönelik yaptığı soruşturmalar ile gündeme gelen" ifadesi yer alıyor. Bu haberin sunuş tarzından şunu anlıyoruz, bütün bunlar savcının başına aslında geçmişte yaptığı bu soruşturmalar nedeniyle geldi, geliyor. Tabiatıyla davanın Ergenekon Terör Örgütüyle bir ilgisi yok asıl maksat İsmailağa cemaatine yönelik açtığı soruşturmaların cezasını vermek.
Tabii, bütün bunların, bu haber sunuş tarzlarının siyasal iktidarın eleştirisinden, irtica meselelerine, Cumhuriyetin kazanımlarından daha şuralara ve şuralara kadar giden pek çok sosyal, siyasal arka planı var. Doku ve zemin sağlam olunca arka plan da güçlü oluyor.
"Yürüttüğü İsmailağa Cemaati soruşturması nedeniyle" ifadesini kullanan Milliyet de Cumhuriyet ile anlaşılan benzer bir hassasiyeti paylaşmış, paylaşıyor. Yine haber içinde, "Erzincan'da cemaatlere yönelik soruşturma başlatan" ifadesi, dikkatlerin aslında bu tarafta toplanması gerektiğini işaret ediyor.
Milliyet meseleyi tam olarak da buraya bağlamayı tercih ediyor ve her şeyi İsmailağa cemaati soruşturmasıyla başlatıyor.
Hürriyet de haberde benzer ifadeleri kullanmış ve her şeyin aslında İsmailağa cemaati operasyonuyla başladığını belirtmiş. YARSAV da konu ile ilgili beklenen açıklamasını yaptı ve: "Türk toplumu artık yargıç güvencesinden yoksun bir toplumdur. Erzurum savcısının soruşturma yetkisi yoktur. Yapılan işlem hukukun üstünlüğüne yapılan bir müdahaledir. Yapılan siyasi iktidarın yargıyı yıldırma ve ele geçirme girişimidir. Adalet bakanını istifa etmeye çağırıyoruz." dedi.
Yargıç güvencesinden yoksun bir toplum olduğumuzu bizzat ülkenin en önemli yargıçlık müessesi dillendiriyor.
Görüldüğü gibi Türkiye'de en küçük bir hadise üzerinden bile, sıcağı sıcağına haber veriş esnasında birkaç cümle ile derin sosyal, siyasal, hukukî, tarihî, kültürel analizler yapabilir, tabii bu arada tarafınızı, nerede durduğunuzu da birkaç kelime veya cümle ile bütün millete ilan edebilirsiniz. Tıpkı, Danıştay'da katliama imza atan Ergenekon Terör Örgütü zanlılarının birkaç dakika içinde türban ve din ekseninden devlete, cumhuriyete saldırdığını söyleyivermek gibi. Hakikatin ortaya çıkması için adaletin tecellisi şarttır. Ancak kimsenin hakikatin ve adaletin tecellisi konusunda sabırlı ve ısrarlı davranmaması her geçen gün kirliliği ve karanlığı biraz daha büyütmektedir. Yine tek umut her hadisede adaletin tecelli etmesinde, davaların hakkı ve hakikati ortaya çıkarmasındadır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



