Başından beri Ergenekon Terör Örgütü davasında muhalefetin görüşü, bu davanın hukukî değil, siyasî bir dava olduğu yönünde idi. Milliyetçi muhalefet lideri, Türkiye'nin en önemli davasında yine başından beri sessizliğini korurken, anamuhalefet lideri bir avukat olarak bu davanın savunmasını üstlendi.
Dalga dalga gelişen, her dalgada çok önemli isimleri çembere alan dava bir anda büyük yankılar uyandırdı. İki bakımdan; birincisi gizli, karanlık ancak ülkeyi derinden sarsan pek çok hadisenin gerçek yüzüne dair hiç bilinmeyen, duyulmayan, herkesi çok şaşırtan bilgiler gün yüzüne çıktı; ikincisi, emekli generalinden muvazzaf subaylara, rektörlerden gazetecilere pek çok isim yine bu dava ile birer zanlı olarak mahkeme karşısına çıkarıldı.
Bu dava ile ilgili olarak, bilinç düzeyine yükselen en önemli fikir şudur: Bu davayı yürüten savcıların, mahkemenin arkasında hükümet, iktidar vardır. Bu dava zımnen bu iktidarın yürüttüğü ve hatta yürütmeye cesaret ettiği bir davadır.
Bu bilinç aynı zamanda, hükümetin devlet idaresi bakımından, devleti saran ama aslında birer terör organizasyonu olan kimi yapılara karşı açık, sert ve net bir mücadelesiydi.
Bilhassa yargıda yaşanan, pek çok mahkemenin, hakimin, kurumun, içyüzü, işleyişi, neleri niçin ve nasıl muhafaza ettiği hakkında ortaya dökülen ve gerçekliği açıkça belli olan iddialar davanın ne çetin bir süreci işaret ettiğini de gösterdi.
Bu terör örgütü davasıyla ilgili olarak, en güçlü destek bir şekilde iktidara, hükümete geldi.
Bir başka terör örgütünün yıllardır bilinen faaliyetlerine kesin olarak bir son vermek, Doğu bölgelerimizde sükunu, huzuru sağlayarak, örgütün gücünü ve hakimiyetini kırmak amacıyla başından beri hükümet tarafından yürütülen açılım politikası bugün yeni safhaya girmiştir.
Kapatılan Demokratik Toplum Partisi'ne dair en büyük suçlama terörü bir yöntem olarak benimsemesidir. Örgüt ile siyasî parti arasındaki bilinen veya bilinmeyen ilişki, kimi siyasetçilerin örgüt hakkında olumsuz tek harf söyleyememesi ve hatta örgütün bu mücadelenin neredeyse bir parçası olarak görülmesi söz konusu partinin en büyük sorunu idi.
Dava haliyle Anayasa Mahkemesi'nde görüldü.
DTP başından beri, laiklik karşıtlığının odağı olduğu gerekçesiyle dava açılan ancak, kapatılmayan iktidar partisinden kendileri lehine hep olumlu bir tavır bekledi. Bu tavır hiç gelmedi.
Son birkaç haftada öyle gelişmeler oldu ki, nasıl Ergenekon Terör Örgütü davasında, aslında davanın tamamen hukukî bir zeminde seyir etmesine karşılık, iktidarı daha güçlü kılan bir anlayış belirdiyse, son zamanlarda yine çeşitli zeminlerde gelişen hadiseler dolayısıyla iktidarın gücünü iyice zayıflatan bir etki topluma hakim olmaya başladı.
Zira, ipin ucu kaçmaya başladı. Açılım konusunda toplumu ikna edecek sözler ve davranışlar geliştirilemedi. Örgüt hâlâ hainliğe, pusuya, Türk askerine silah sıkmaya devam ediyor üstelik bunu iç bölgelerimizde yapıyor. Partisiz kalan büyük bir siyasî yapının geleceğinin ne olacağı belirsizliğe düştü. Ya tabanlarının sesini dinleyerek kimisi Büyük Millet Meclisi'nden dağlara doğru yola çıkarsa?
Bilhassa, açılım konusunun bundan sonra nasıl bir seyir takip edeceği, siyasî olarak partilerine son verilen milletvekillerinin örgütten nasıl uzak duracakları, en önemlisi de, bütün bu gelişmeler karşısında hükümetin hangi çarelere başvuracağı merakla beklenmektedir.
Başbakan'ın Amerika'ya gittiği, Amerikan başkanıyla önemli bir görüşme gerçekleştirdiği saatlerde Reşadiye'den gelen terör eylemi her bakımdan Başbakanı ve onun hükümetini güç durumda bırakmıştır.
DTP'nin kapatılmasına ve yasak getirilen isimlere baktığımızda aslında ilk günden bu yana barışçı politika izleyen isimlerin safdışı bırakıldığı kanaati hakim.
Bir yanda örgüt, bir yanda devletin kontrolündeki hücresinden hâlâ pek çok konuda söz söyleyerek meseleye dahil olmaya çalışan bölücü başı, bir yanda siyasî alanda varlık göstermeye çalışarak bölgenin sesi olmaya çalışan isimler, bir yanda açılım başlığıyla meseleyi tamamen devletin, iktidarın gücüyle, etkisiyle, kararıyla çözmeye çalışan hükümet, iktidar, bir yanda meydanlarda neredeyse şimdiden Başbakanı ihanetten gerekli cezanın infazı için gün sayan siyasîler, ve bütün bunların çatışma, çarpışma, mücadele alanında hâlâ acılarıyla baş başa, hâlâ yarından ümidi olmayan, hâlâ sert esen rüzgârlarda hep canından da olacağı endişesini taşıyan milyonlarca insan.
Günden güne belirsizliğe giden bir tablo var. Elbette Türkiye'yi yöneten hükümetin bütün bu belirsizlikleri ortadan kaldırması, milletin ve devletin istikbalini ümitli ve güvenli bir sahile getirmesi beklenir.
Aksi halde, Ergenekon Terör Örgütü davası süreciyle önemli bir merhaleyi geçen hükümet bir başka terörün ve örgütün kirli ve kanlı sahneleri karşısında çaresiz kalmış olacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



