İktidar aşkı siniyor zihnime. Ürküyorum. Çünkü tarihin en kıdemli hastalıklarından biri olduğu kanısındayım iktidar aşkının... Biliyorum: İnsan, gereksinimleriyle yaşar. Fakat insanı hayvandan ayıran farkları idrak edemeden yaşayanlar, ahval ve şerait her ne olursa olsun güce ve iktidara kenetlenerek tutunur hayata. Kuşkusuz: Varolmak maksadıyla yok edebilir insan, içindeki soykırımın tutsağı olabilir, mağlûbiyeti yenilgi addedebilir, sarhoşluk yaşayabilir...
Esasında sorgusuz sualsiz biat edilen iktidarı, hakiki iktidar ve hakikat zannedenleri "iktidar güdüsü" dedikleri ucube şey yönetir ve yönlendirir... Sahte kutuplaşma kaçınılmazlaşır bu durumda!
Eğilir boyunlar... Hayat, anlarıyla kuşatır insanı! Yanlışların infilak etmesi üçten fazla doğru götürür.
Gücün ve iktidarın cezbedici özelliği, hayata sıkı sıkı sarılmasını mümkünleştirir insanın. Can öylesine tatlılaşır ki... İktidar için yürünen yolda her yol mubahlaşır. Ne için? Sırf yetkili ve etkili olabilmek için... Hep daha fazlasını isteyen insanın iktidar güdüsü, savaşı kaçınılmazlaştırır en nihayetinde; her defasında saldıran taraftır o. "Beşer şaşar." Çoklukla övünür insan. Çoklukla övünmek, zevk verici bir oyalanıştır. Böbürlenir insan: "Küçük dünyaları yaratmak" olarak adlandırılır Anadolu'da bu trajedi... Maddî durumu iyi olmak, yaşamak için kâfi midir sahiden? Hem nedir ki yaşamak, iyi bir maddî durum edinmek mi? Karşılıklı zenginlik ve servet yarışına katılmak ve kapılmak, insanı insan mı yapar? Bakınız ekranlara: Bir sürü şapşal, çığlık çığlığa...
Estetik yalanların üşüştüğü zamanlarda insan, vitrine odakladır. Görünüm, bu çağın parolasıdır. Bu çağ, alımın ve satımın profesyonelleştiği çağdır. Para, hayatın yegâne değeri olarak algılanır. İnsan, bencildir yalnızca, "bence" siz yaşayamaz. Mülkün, kendisine ait olduğunu zanneden insan, mezara girinceye değin aşağılayarak yaşar etrafı... Şöyle emir buyurur bu çağın iğdiş olmuş insanı: Çok çalış, servetine servet kat, cenneti hak et!
Her şeyin fiyatından haberdar olan modern insanın tabuları ve totemleri öylesine fazla ki...
Şöyle der, Arthur Schopenhauer: "Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi donmamak için hep birlikte ısınmak üzere bir araya toplanır. Ama kısa süre sonra oklarının birbirleri üzerindeki etkilerini görüp yeniden ayrılırlar. Isınma gereksinimi onları bir kez daha bir araya getirdiğinde okları yine kendilerine engel olur ve iki kötü arasında gidip gelirler, ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. Bunun gibi, insanların hayatlarının boşluğundan ve tekdüzeliğinden kaynaklanan toplum gereksinimi onları bir araya getirir, ama nahoş ve tiksinti verici özellikleri onları bir kez daha birbirinden ayırır."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



