Her şiir kitabı biraz öksüzdür. Ne kadar derin bir dünyadan gelirse gelsin yine de günlük ve gündelik dilin gürültüsü altında sesi kesilip kısılmaya mahkûmdur. Herkesin sustuğu yerde şiir kendini işittirir. Çünkü şiirin sesi fısıltıyla sessizlik arasında bir yerdedir. Bu yüzden değil midir dergilerde büyük beğeniyle okunan şiirler kitaplarda kımıltısız dururlar.
Üzerinde kimsenin konuşmadığı kitapta camit bir fotoğraf gibi duran her şiir kımıltısızdır. Belki bir dergide yazarım diye ertelediğim o kadar çok şiir kitabı var ki ne zaman bu şiirlere bir yerlerde bir başına rastlasam mahcubiyetimden nazarlarımı çevirmek zorunda kalırım. Sözgelimi Kıyamet Mevsimleri gibi bir şiir kitabına imza atmış Ali Emre'nin son şiir kitabı Onarılmış Yas Bitiği böyle bir ertelemeye dönük ihmalin kurbanıdır. Aslında bu ihmal tedrisatını ben bir yerlerden okumuş olmalıyım ki bu denli çok düzenli dokunmuş ihmallere imza atmışım.
Ayrıca aldığım bu ihmal eğitiminde kitabın şairinin de payı inkâr edilemez. Ankara'daki şair dostlar beni bağışlasınlar, ama sanki Ankaralı şairler İstanbul'daki şairlerin yazdıklarına biraz böyle bakmayı tedris etmiş gibidirler. Ali Emre kendisini bu ezberden önemli ölçüde kurtarabilmiş birkaç şairden biridir. Fakat yine de kimi zaman 'ertelemeci ihmal' adını verdiğimiz şeyden o da büsbütün korunmuş değildir. Elbette bu durumu burada uzun uzadıya konuşup tartışacak değilim.
Onarılmış Yas Bitiği güzel bir şiir kitabına ad olmakla birlikte Ali Emre şiirinin hızlı bir değişime doğru gittiğinin de habercisidir. Kıyamet Mevsimleri'nden Milyon Sesli Mızıka'ya, oradan da Onarılmış Yas Bitiği'ne uzanan macerada soyutla somut arasında bir didişmeye tanık oluyoruz. "Sevinmek coplanmış bir şehre benzer artık / Kötü sahafa düşmüş cins bir kitaba..." Görüldüğü gibi 'sevinmek' fiiline "coplanmak" gibi kalın bir elbise giydirilmiş. Kuşkusuz bu elbise haksızlık ve zulme karşı direnen şehrin orta yerindeki insana işarettir. Kötü bir sahaftaki cins bir kitap da sevinmenin soyut yüzünü kaybettiğini imlemektedir. "Devrik Diktatör", "Kırbaç" ve "Sessizliği Kuzuların" gibi şiirleri dışarıda tutarsak Ali Emre'nin son dönem şiirleri hayatın yüzüne karşı uzun soluklu bir haykırış özelliği taşıyor. Şiirde mısra düzenine bakarak lirik mi epik mi tartışması yapılabilir.
Onarılmış Yas Bitiği böyle tek bir kelimeye sığdırılabilecek bir kitap değil. Belki benzerleriyle karıştırılmaması gereken bir epik ve lirik sesten bahsedilebilir. Sesi ve sözü gittikçe çoğalmış bir şairle karşı karşıyayız. Sözün çoğalışı dediğimiz bu durum şiirin başlıklarında da kendini gösterir. Bazen şiirin başlığı şiirin kendisi olabiliyor. "Uçurtmaların Tekmil İpleri Kopmuştu. Üşüyorduk. Kötüydük. Göğün Elleri Koynundaydı. Sokaklarda Düş Toplayan Dilsiz Bir Rüzgâr Kalmıştı" başlıklı şiirde olduğu gibi. Üç dizelik bu şiirin başlığı beş dizeden oluşuyor.
Cemal Süreya seksenli yılların uzun ve sıkıntılı günlerinde "Güz Bitiği"ni yazmıştı. Ayrıksı bir karakter taşıyan Cemal Süreya'nın bu kitabı aynı zamanda cesaretli deneysel nitelikler taşıyordu. Ali Emre şiirin "Yaz Bitiği"ni acaba kim yazacak diye bekleyenlerin merakını gidermek yerine okuyucuya sürpriz yaparak "Yas Bitiği"ni yazdı.
İroni ve yergide aşkın, göksel eda Emre'yi Cemal Süreya'nın kısıtlı dünyasının çok daha üzerine çıkarmıştır. Politik, devrimci söylem, güncel zamana dair yaşananlar Ali Emre şiirinde "söylem" olmanın üzerinde ustalıkla özgün bir söyleyişe dönüşüyor. Özel isimler şiirsel zamanın halkasına dahil olmuş gibi. Hulagu'dan Alâeddin'e, Battal Gazi'den Ziya Osman'a, Kuyumcu Murat'tan Nedim'e, Nefi'den Emin Çölaşan'a kadar farklı zamanlara ait isimler sanki Ali Emre şiirinin avlusunda toplanıp bir araya gelmişler.
Bu çeşitlilik kitaptaki şiirlerde de kendini gösteriyor. Hayatın kendisi gibi kitapta da yoğun ve çok çeşitli bir dünya var. 'İki Dağın Öpüşmesi' ve 'Elif Dediğimde Çarşı' başlıklı iki bölümden oluşan kitap aynı zamanda adı konulmamış gizli bölümlerden oluşuyor. Böyle olmasa bile böyleymiş gibi gizli bir intiba seziliyor.
Hiç kuşkusuz ki bu satırlar bir şairin şiir dünyasına girmek değil sadece eşiklerden içeriye bakış fırlatmaktır. Siz buna eşik yerine bahçe de diyebilirsiniz. 'İnsan yaşadığı yere benzer' der şair. Şairler için de bu gerçek olmalı. Yaşadıkları coğrafyanın ya da muhitin rengi ve kokusu siner üzerlerine. Ali Emre'nin son kitabı ilk iki kitabının çıtasını düşürmemekle birlikte anlama söz üfürüşünden kelime seçimine kadar sanki bir hava değişimini yansıtmaktadır.
Sözün başında 'her şiir kitabı biraz öksüzdür' demiştim. İşte yazı geldi ve bitişe dayandı; ben hâlâ sözümün arkasındayım. Şair bir kitapta haykırır, meydan okur, soru sorar ve sesine karşı ses ister. Kelimeleri ortalığa saçılmış gibi sessizliğin kıyısında bir başına gelmesi muhtemel olanın nöbetini tutmak şaire acı verir. Şiir şiire dokunmalı, şair şairi herkesten önce fark etmelidir. Şiir kitapları üzerine şairlerin yazması sorumluluktan öte vecibedir. Kelamın sadakası değil zekâtıdır. Sevgili dostum Ali Emre'nin tam bir sene evvel imzalayıp gönderdiği Onarılmış Yas Bitiği kitabına ben ancak bir sene sonra davranabiliyorum. Bu davranış hiç kuşku yok ki merkezi Ankara olan bir davranış şeklidir. Ne de olsa hepimiz Ankara merkezli bir meşguliyetin ve oyalanmanın çocuklarıyız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



