Gerek küresel gerekse ulusal düzeyde yaşanan gelişmeleri gördükçe kafamız karışıyor. Biz mi olup bitenleri anlayamıyor ve geleceği okuyamıyoruz yoksa olumsuz gidişatı gizlemek ve günü kurtarmak adına büyük hatalar yapmakta ısrarlı mı olunuyor? Zira ekonomi cephesinde sorunlar ağırlaşır ve dengesizlikler büyür iken, serbest piyasa anlayışı çerçevesinde geleceği fiyatlaması gereken finansal piyasalar bambaşka bir görüntü sergiliyor. Orta vedeli ekonomik bakış artan belirsizlik nedeniyle daha önce alınmış risklerin durum normalleşinceye kadar azaltılmasını gerektirir iken, finansal piyasaları yönlendirenler bunun tam aksini yaptırmaya geniş kitleleri hayal peşinde koşturarak şuursuzlaştırmaya çalışıyor. Belki de kafa karışıklığını gidermek adına geçmişe dönmek gerekiyor. Örneğin finansal piyasaların ve onları yönlendiren kesimlerin 1995 sonrasında kronikleşen krizleri neden öngöremediğini yaşananlardan ders almamak konusunda neden ısrarlı olduğunu sorgulamak, bugünü anlamamıza yardım edebilir.
Demokrasi ve serbest piyasa anlayışının etkin bir şekilde çalışması herkesin herşeyi bilmesi ve bu çerçevede tutarlı davranmasını, bir sorun var ise öncelikle buna odaklanılmasını ve büyümesine izin verilmemesini gerektirir. Aksine sorunların oluşmasına ve büyümesine izin veriliyor, bunun mümkün olabilmesi için gerçekler gizleniyor ve geniş kitleler yapay beklentiler ile yönlendiriliyor ise demokrasi ve serbest piyasa kavramlarının özü tükenir, şekli kalır. Bu aşamada ekonomideki eğilimlerin insanla ilgili tüm konularda belirleyici olduğunu unutmamak gerekir. Ekonomideki eğilimler sürdürülebilir şekilde iyiye gidiyorsa, diğer herşeyin de iyiye gitmesi, istikrarın güçlenmesi gerekir. Veya tam aksi de geçerlidir: Ekonomideki sorunlar ağırlaşıyor ve durum kötüye gidiyor ise diğer herşeyin de kötüye gitmesi, istikrarsızlığın büyümesi kaçınılmazdır. Bu son olasılık etkili ve yetkili kesimlerden başlayarak çaresizliği arttırır, yaşanacakları ötelemek adına yanlışlar yaptırır ve insanlığı yozlaştırır.
Normalde ekonomideki eğilimler finansal piyasalardakini belirler. Tersi mümkün değildir: Spekülatif beklentilerle yapay olarak iyimser yönde yönlendirilen piyasalar ekonomideki kötü gidişi düzeltmez; sadece geniş kitlelerin algılamasını köreltip nefsini aklının üstüne çıkarmaya çalışarak, bir süre için yaşanacak olumsuzlukların ötelenmesine katkı yapabilir. Fakat bu tür bir yaklaşım maddi ve manevi olarak tüm insani birikimlerin riske edilmesidir ve sonucu büyük felakettir. Bu kısır sürece bir kere girildiğinde geri dönüş çok zordur, çırpındıkça batırır... Hiç bir şeyin olduğu gibi görünmesine izin verilmez, herkes ava çıkmak zorunda kalır ve av olmaktan kurtulamaz... Demokrasi ve inanç gibi kavramların özü, bu açmaza düşmemek için önemlidir!.. Bugün ekonominin gidişatı ile finansal piyasalardaki eğilimler tam aksi yönleri işaret ediyor ise, bu durum büyük felakete sürüklenildiği anlamındadır: Nefsinin peşinden koşanlar sahte olumluluğun nemasından yararlanmak için risk alabilir, gerçeklerden ve aklını kullanmaktan vazgeçmeyenler ise ileride ava çıkmak zorunda kalmamak adına risklerini azaltır ve bu şuursuzluğa katkı yapan olmak istemez...
Etkili ve yetkili kesimlerin kısır bir teksesliliğin eseri olması, kendisi gibi düşünmeyenleri görmezden gelmesi veya dışlaması gibi eğilimlerin, ekonomi ve finansal piyasalardaki zıtlık sergileyen eğilimlerle eşanlı olarak yaşanması tesadüf değildir. Ortada büyük bir hile vardır ve bu ortamda iyi niyetle işadamı ve yatırımcı olmaya çalışmak kendini aldatmaktır, hileli masada kumar oynamaktır, şuursuzluktur.
Düşünmek gerekiyor... Eğer herşey göründüğü gibi olsa idi gelişmiş ekonomiler bugünkü çaresizlik bataklığında çırpınır, Merkez Bankaları parasal genişlemeye abone olur, Orta Doğu ve Kuzey Afrika karışır mıydı?..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



