Şairliğin ispat hükümlerini edebiyat içi kıstaslar ve edebiyat dışı kıstaslar diye iki ayıralım. Bunlardan birinci şıkkın anlam dairesi içine girecekler konusunda üç aşağı beş yukarı anlaşmak en azından bazı temel unsurlar üzerinde ittifak etmek mümkündür: Şiiri şiir yapan iç normlardır bunlar; duygu ve düşünce yoğunluğu, derunî ahenk, sözü kanatlı (sanatlı) kullanabilme hüneri vb... Peki dış hatlara hangi kıstasları alalım?
Uzlaşmayı bırakın, pek çoğumuz için küçük kesişim noktaları bulmak zordur burada. Kimi şiir ustası toplumsal faydayı öne çıkarırken, bir kısmı da bireyci bir yaklaşımı önemseyecektir. Yahut takvime dayalı bölünmeler, kalem oynatılan yayını ölçü alan parçalanmalar... Takımlar, ekipler ve güdük performans toplulukları... Dahası, bunlar kendi içlerinde de parçalara ayrılacak; mini daireler içinde kapalı devre iletişim ağlarına hapsolacaklardır. Nihayet, bu mahpusluktan bakarak, şairi şair sayacağız yahut hiçleyeceğiz!
Canlı (güncel, aktif) edebiyat ortamları için bunlar bir derece makul görülebilir. Gelgelelim olup bitenlerin tozu silkelenip öze inildiğinde, şairin şair mi yoksa başka bir şeyde mahir mi olduğu -edebiyat içi kıstasları unutmayalım- kimi başka ayırıcı vasıflarla da tespit edilebilir. Bence bunlardan birisi de, şairliği masaya yatırılanın, bir şehre ait görülüp görülmediğidir.
Şu halde, bir kişiye şairlik iltifatında bulunmanın bir şartı da, onun herhangi bir şehrin ayniyetinde yer almasıdır.
Bu bağlamda, Fuzulî'ye bir Bağdat gömleği giydirirken, Bâkî, Nedim, Yahya Kemal, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç'u İstanbul'suz, Tanpınar'ı Bursa'sız yahut Beş Şehir'siz, Attila İlhan'ı -ben nedense onu hep İzmir'le bir tutarım- imbatsız düşünemem. Hasan Hüseyin Korkmazgil -evet, her şeye rağmen- Cahit Külebi'den daha bir Sivaslı'dır. (Fakat bence Sivas'ın asıl şairi -bir nâsir olsa da- Ahmet Turan Alkan'dır. Tıpkı Tokat'ı Yedinci Şehir olarak kayda geçiren Özkan Yalçın gibi.) Ece Ayhan deyince aklıma hepten çıplak bir Çanakkale gelir. İlhan Berk'i, yazdığı onca İstanbul merkezli metne rağmen, Manisa ve Kırşehir'le bir arada düşünür fakat aralarında bir tutarsızlık hissederim. Hilmi Yavuz'u belli bir şehirle değil, adı Doğu olan bir bölgeyle yan yana getirmek isterim, ne yazık ki zihnen bir ilişkisizlik, yapay, zorlama bir kimlik bulup geri çekilirim...
Son yıllarda yazarlar ve şairler tarafından yazılan şehir (hatta semt, mahalle, cadde, sokak, çıkmaz) derlemelerinde anormal bir artış gözlendi. Daha çok Avrupa Birliği desteğinde projeler (siparişler) niteliğindeki bu çalışmalar, kuşku yok dişe dokunur olmasa da işe yarayabilecek materyalleri sunuyor mahallin okuyucusuna. Fakat şu bir gerçek, bu kitapların siparişine cevap veren şairler ve yazarlar bu fiilleriyle şairlik ve yazarlıklarını ispat hükmünde bir 'şehre' kapı olamıyorlar.
Düşük çaplı örnekler bir tarafa, yine son yıllarda kaleme alınan, fakat şairini ciddi bir şekilde bir şehirle aynileştiren eserler var. Metin Önal Mengüşoğlu'nun Harput Şehrengizi, Mehmet Atilla Maraş'ın Rüya Şehir Urfa'sı gibi. Bu iki şair ve bu iki şehir, bu iki eserle artık, kim ne derse desin, konumlarını sabitleştirmişlerdir...
Şimdi, şairin şehirle imtihanı meselesini gündeme getirip bazı hükümler vermişken, sözü tamamlayalım. Fakat işbu konuyu niçin dert edindiğimizi açıklamadan bırakmak da istemiyorum. Buyurun: Üstte adını andığım Mehmet Atilla Maraş'ın Rüya Şehir Urfa'sından bahsedeceğim. Şair, doğup büyüdüğü, kişiliğine rengini nakşettiği Urfa'yı anlatmış bizlere. Peygamberler Şehri Urfa'nın şairi Mehmet Atilla Maraş, 134 sayfalık "şehrengiz"inde üç ana bölüm üzere yol almış. Tarihi ve kültürel unsurların yer aldığı ilk bölümde şehrin kültür, ev, musiki, türkü, sıra gecesi, şiir, din, efsane vb. ile ilişkilerini anlatmış. İkinci bölüme ekseriya hayvanları yerleştiren Maraş, atları, ceylanları, kuşları anlattıktan sonra tekrar şehri şehir yapan ortak paydaları (bayram günleri gibi) gündeme getirmiş. Kitabın son bölümü ise şehir ve medeniyet ilişkisi dâhilinde Urfa'nın mekânlarına çeviriyor merceği...
Rüya Şehir Urfa'yla ilgili ayrıntılara -bir hayli malzeme toparladığım halde- girmeyeceğim. Fakat meraklı okurlar için, bende en çok iz bırakan kimi unsurları saymadan geçemeyeceğim. Bunlar, bir bahaneyle anılan eski Urfalılardır ve burada sadece adlarıyla yâd edilecektir: Mukim Tahir, Kel Hamza, Bekçi Bakır, Tenekeci Mahmut, Kazancı Bedih, Hacı Nuri Hafız, Halil Hafız, Ayrancı Şike, Çarpanacı Cin Bakko, Kel Hamza, Mukim Tahir, Bekçi Bakko, Cemil Cankat, Kürkçü Reşit Usta , Keçeci İsa Usta vd... Hepsinin hikâyesi var; fakat en önemli hikâye Mehmet Atilla Maraş'ınkisi. Bunları merak edenler, Rüya Şehir Urfa'yı bulup okuyacaktır.
Rüya Şehir Urfa'nın yazarı şair Mehmet Atilla Maraş bu hafta sonu (19 Kasım Cumartesi saat: 14.00) Bursa'da olacak. Pınarbaşı'nda Şiirin Yolcuları programında konuşacak. Maraş'ı Rüya Şehir Urfa bağlamında da konuşturacağız, bakalım neleri anlatacak...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



