Hani ortalığı karıştırmak, halkı kamplara bölmek isteyenlere bakıyorum da.
Bizim mahallede bu hastalığa dair bir virüs göremediğim için mutlu oluyorum. Elli yıllık komşulukların, çeyrek asırlık sokak sakinliğinin arasına bu tip yapay organizeler girememekte.
Başı açık olanlar kapalılarla; cami cemaati, hiç mabede yolu düşmeyen içki içen takımla gayet güzel götürebilmekte komşuluk ilişkilerini. Birinin cenazesi mi var. Erkekler o gün işe gitmeyip katılmakta. Kadınlar açık kapalı demeyip, gidip komşu teyzenin cenazesini yıkamakta. Helvasını kavurmakta.
Düğünlerde de aynı dayanışma sürmekte. Gerçi şimdi televizyon komşuluklarımıza bayağı zarar verdi.
Mesela ben evlenirken, bu kız okudu çeyiz yapamamıştır deyip açık kapalı komşularımız, benim elim kırık gibi hiç dantelle kanaviçe ile ilgilenmezken toplanıp, güzel temennilerle çeyizlerime yardım etmişlerdi. Düğün yemeklerinde yine bu ekip, yoruldum demeden koşarlardı. Kınaların, nişanların müdavimleri; kimi açık kimi kapalı ama zerre miktar aklımıza ayrım gelmeden hala birbirimizin yanındayız.
Birkaç ay önce mahallenin ayaklı gazeteleri bir göçmen kuşun elinden tutup mahallemizdeki bir hacı amcanın kapısını çalarlar. Töre kaçkını, sokakta kalmış genç bir kadını muhafaza etmek için hacı amcadan yardım isterler.
Yaşlı zatın oturduğu evden ayrı olarak, kirada küçük bir evi daha vardır. Küçük emekli aylığından başka bir geliri olmayan amca bu evin ufak kirası ile geçinmektedir.
İşte o evde karnı burnunda hamile olan bu hanımı oturtturmak isterler.
Hacı amca aman fena bir insan olmasın der. Mahallelinin sözleri senettir. Bu kader kurbanına sahip çıkılmalıdır. Hacı amca kabul eder, genç kadını eve yerleştirirler.
Kadın, bir gençlik hatası yapmış, evli bir adamla tanışmıştır. Adam boşandım demiş, kızın ailesinin karşı çıkmasına rağmen evlenmiş, bir doğu vilayetinden İstanbul’a gelmişlerdir. Ne ki kız, ilk hanımın yanına yerleştirilince anlamıştır, boşanmadığını. Kocası ve kumasının dayak ve işkenceleri canına tak deyince evden kaçmış, intiharı bile düşünmüş, gidecek hiçbir yeri ve kimsesi olmadığı o anda; bizim iyiliksever bir mahalleli ile tanışmasıyla hayatı da değişmiş yeniden yaşamın kıyısına tutunmuştur.
Mahalleli, bu kader kurbanı kızı hacı amcanın evine yerleştirip bütün eşyalarını temin etti. Perdelerini dikip, halısını çekyatını getirdiler. Konu komşu ona gözü gibi bakmakta. Ev işlerine giden genç kadına artık işi bırak, biz sana bakarız, çocuğun doğumu yakın, dinlen dediler.
Emekli hemşire Dildar Hanım ve eşi emekli subay Yunus Bey; onun sağlık ve hastane masraflarını üstlendiler. Bu hayırsever çift, geçen gün sancısı tuttuğunda, onu hastaneye götürüp sabaha kadar yanında beklediler. Fakat çocuk bakımsızlıktan büyümediği için doktorlar, iğne ile doğum sancılarını durdurup yeniden eve yolladılar, bir iki hafta daha bakıma aldılar.
Şimdi mahalleli ona daha iyi bakabilmek için yarışmakta, bu garip konuk ve bebeğine en iyi yardımı yapabilmek için kolları sıvamışlar. Bebek bohçası hazırlamakta kimi. Kimi yiyecek taşımakta.
Hacı amcanın kızı onu en iyi anlayanlardan. Kendisi de eşinden ayrıldığı için, acımasız bir erkeğin insan yaşamını nasıl altüst ettiğini en iyi bilen bu genç kadın, küçük oğlu ile babasının evinde yaşamaktadır. Töre kaçkınına her gün uğrar ve ihtiyaçlarını sorar. Bugün canın ne istiyor diye.
Mağdur kız da her seferinde yok bir şey istemiyorum der. Ama o gün ne bileyim sanki her yan şeftali kokuyor der. Yanında sadece bir lirası olan hacı amcanın kızı, manava gider ve bir tane şeftali alıp getirir. Kadın dayanışması ile ona verir.
Şimdi akşama sabaha doğacak bu garip bebek için seferber mahalleli. Hacı amca kira almıyor ve “almam da rahmetli eşimin ruhuna bir hasene olarak gitsin” diyor. Konu komşu açığı kapalısı ile Allahü Teala’nın bize yolladığı bu garibe sahip çıkmak boynumuzun borcu demekte.
Arada ben de uğruyorum. Konuşuyorum. Morali düzgün. Akıllı. Terbiyeli. Ciddi. Namusu ile yaşayan herkese Rabbimizin yardımlarının bol olacağını anımsatıyorum. O da izini bulacak ağabeyleri ve kocasının kendisini infaz etmelerinden artık korkmadığını, bu kadar iyi insanların arasında hayatının dersini alıp, yeniden doğduğunu anlatmakta.
Bu soylu mahalle dayanışmasına benim de hayranlığım her geçen gün artmakta. Başı açık hemşire Dildar hanıma, camiye gitmese de bir garibe yardım eden emekli subay Yunus beye, küçük aylığından başka bir geliri olmayıp da kıt kanaat geçinen Hacı amcaya saygım kat kat artmakta. Rabbim hepsinden razı olsun.
Böyle saygın, gelenek ve göreneklerine bağlı, insana merhametli, küçüğe sevgi, büyüğe saygı duyan bir mahallede yetişmek insanı özgüvenli ve mutlu yapmakta. Bencil, merhametsiz ve saygısız ortamlarda yetişenler ruh sağlıkları bozuk ve mutsuz olmaktalar. Annemlerin anlattığına göre elli yıldır mahallemizde hiç kötü bir olay cereyan etmemiş.
Bu soylu dayanışma, karşılıklı saygı, şefkat, hoşgörü ile yüzyıllarca kötü bir vukuat çıkacağını da sanmam. Evimiz ve ailemiz gibi sokağımıza, mahallemize, şehrimize, ülkemize, insanımıza sahip çıkmayı asla ihmal etmemeliyiz. Ancak o vakit erdemli insan olmanın yüceliğini kavrayabiliriz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



