Anayasa, milletin mutabakatıdır. Bu açıdan bir "irade"yi, bir "süreç"i, bir "yönetim mantığı"nı taşır. Konjonktür olarak millet lehinde ilerleyen bu süreç, içerik olarak belirsizlik sürdüğü için milletin lehine olmasına yönelik anayasa tartışmalarına ihtiyaç duyuyor. ESAM tarafından Ankara'da düzenlenen "Milli Anayasa Şûrası" bu açıdan önemli tespitlerin ortaya konduğu bir çalışma olmuştur. Konu uzmanları tarafından, gerek hukuki gerekse siyasi ve temsil açısından masaya yatırılmış ve mütabakata yönelik adımları hızlandırmıştır.
"İrade" açısından ele alındığında, seçim barajı adaletsizliğinin, anayasanın sağlayacağı mütabakatı adaletsizliğe sürüklediği açıktır. Milletin "gönlünde olanı seçememesi" bir "irade sakatlığı" olduğundan, seçime katılım oranı ne olursa olsun temsilde adalet açısından Meclis'te bulunmayan ancak bulunma potansiyeli taşıyan siyasi partilerden de anayasa çalışmalarında yetkili istenmelidir.
"Süreç" açısından yeni anayasa tartışmaları daha vahim bir konuya işaret etmektedir. Otuz yıldır süreci belirleyen bir 12 Eylül anayasası ve bunun oluşturduğu kurumlar üzerinden ne kadar bir "yenilik" sağlanacağı belirsizdir. Kamplaşma ve kutuplaştırma üzerine planladığı siyasi perspektifi otuz yıl uygulayanlar bu durumdan neden vazgeçmek istesinler ki? Seçim barajı, hem irade sakatlığını önleme, hem sürecin projeye dayalı bir siyasete doğru evrilmesini sağlama, hem de yönetim mantığını ne olursa olsun ona kabiliyet kazandırma noktasında çok önemlidir ve fedakarlık istemektedir.
Anayasa çalışmaları "yönetim mantığı" açısından ele alındığında ise; yeni anayasanın yeni bir yönetim mantığı getirip getiremeyeceği de kuşkuludur. Seçim öncesi birden gündeme getirilen başkanlık sistemi, nedense seçim sonrasında sümen altı edilmiştir. Yargıdaki son dönem değişikliklerin sistem bazlı değil de, şahıs bazlı olması yönetim konusunda da bir çok sorunla karşılaşacağımızın işareti olmuştur.
Şimdi tam da bu tartışmalar yapılırken ESAM'ın "Milli Anayasa Şûrası" şu soruyu sorarak anayasanın neden milli olması gerektiğinin altını çizmiştir: Demokrasi ve insan hakları tam anlamıyla uygulanırsa ne olur? El cevap: Milletimiz doğal olarak Milli Görüş'e yönelir. Çünkü Milli Görüş fıtri bir görüştür. İnsan doğasına uygun bir anlayıştır. Doğal akışı engellenen su nasıl ki er veya geç doğal mecrasına dönüp akışına devam ederse, hazırlanacak yeni anayasa ile de milletimiz kendi dünya görüşüne dönecektir. İşte bu açıdan yeni anayasa daha büyük bir öneme haizdir.
Millet lehine oluyormuş gibi göstererek tüm hadiseleri millet aleyhine giden bu süreç ancak, siyasi parti başkanlarının bir araya gelmesiyle ve mutabakatıyla gerçekleşecek bir anayasa ile durdurulabilir. Bunun olması için de, muhteva çalışmalarının bir an önce tamamlanması gerekmektedir. Muhteva konusunun asıl önemli kısmı ise; maddi kalkınmanın, manevi gelişmeyle desteklendiği ölçüde gerçekleşeceğini bilmektir. Çünkü gerçek gelişme; imarla irfanın çarpımıdır. Barış, huzur, hürriyet, adalet, refah, saygınlık gibi her şeyin temeli önce ahlâk ve maneviyata dayanır. Şeffaflık ve demokratik uygulamaların temeli de budur. Bu temel üzerine inşa edilecek şeffaflık ve demokratik denetim mekanizmaları vasıtasıyla, idari yapıyı, rant dağıtan devletçi ekonomik modeli ve materyalist anlayıştan kurtulabiliriz.
"Milli" ile "Anayasa" kelimesinin yan yana gelmesinin, dünya egemenlerinin sözde "insan hakları, serbest piyasa ekonomisi ve liberal demokrasi"yi az gelişmiş ülkelere götürme iddiasını boşa çıkaracak büyük bir adım olduğu bilinmelidir. Çünkü bugün "tarihin sonu" ve "küreselleşme" söylemi ile yaygınlaştırılan ekonomik, toplumsal ve siyasi ilişkiler biçimini artık doğanın ve insanın taşıması mümkün değildir. Mevcut dünya düzeni sorun çözme yeteneğini kaybetmiştir. Bu nedenle insanı merkeze alan ve yeryüzünün imar ve ıslahını gaye edinen bir altyapıyı oluşturacak anayasaya ihtiyacımız her geçen gün artmaktadır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



