Korsan olarak Ortadoğu'nun kalbine bıçak gibi saplandığı günden bu yana sadece İslam dünyasının değil tüm insanlığın nefretini çeken vahşet ve katliamlara imza atan terör devleti İsrail, son atraksiyonuyla yine sahnede.
2010 yılının 31 Mayıs'ında, 600'e yakın sivil eylemciyle Gazze ablukasını kırmaya çalışan İnsani Yardım Vakfı İHH'nın öncülüğündeki Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda ve dünyanın gözleri önünde saldıran İsrail askerleri, 9 Türk vatandaşını katletmiş gemiyi de korsan gibi kaçırmıştı.
Halbuki Gazze Filosu, İrlanda, Türkiye ve Yunanistan'dan toplam 7 gemi ile Gazze'ye denizden ulaşmayı ve 2007'den bu yana devam eden abluka ve ambargoyu sivil bir inisiyatifle kırmayı amaçlıyordu. Ancak gemilerin hareket etmesiyle birlikte, İsrail'in propaganda makinesi de görsel ve yazılı medyada, sosyal paylaşım ağlarında ve bloglarda dört bir koldan kendi hikâyesini oluşturmaya ve yaymaya başladı.
Ajan provokatör; İsrail!
İnsani Yardım Filosu'nun yola çıkmasından günler önce, İsrail Savunma Kuvvetleri (Israel Defence Force-IDF) ve Dışişleri Bakanlığı'nda yapılan toplantılarda, filoyu oluşturan katılımcıların imajını yıpratmaya ve filonun arkasındaki kamuoyu desteğini baltalamaya yönelik taktikler benimsenmesi yönünde kararlar alındı.
Bu amaca yönelik olarak Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, filoyu, İsrail'i şiddet kullanmaya sevk edecek provokasyon amaçlı bir organizasyon olmakla suçladı ve İsrail hükümeti 5 kıtada 120 ülke ve bölgede faaliyet gösteren ve BM ECOSOC danışman statüsünde üyeliği bulunan Türk yardım kuruluşu İHH İnsani Yardım Vakfı'nın Hamas'la ilişkili radikal İslami bir grup olduğu argümanını her yerde kullanmaya başladı.
Terör devletinin bütün psikolojik savaş taktiklerine karşı Mavi Marmara gemisi hareket edince, Akdeniz'in uluslar arası sularında gemiye saldıran ve 9 Türk vatandaşını şehit etmişti. Geçtiğimiz hafta İsrail'in, yaş ortalaması 85 olan ve "soytarılar çetesi" olarak bilinen Turkel Komisyonu, İsrail'i aklayan sözde raporunu BM'den önce basına açıkladı. Terör devleti Rapor'unda, katliam ve baskını meşru, yardım gönüllülerini ise suçlu gösterdi.
Bunun üzerine Türkiye de kendi ulusal raporunu basına açıkladı. Her milletten ve dinden yüzlerce yardım gönüllüsü sivilin bulunduğu gemiye, uluslararası sularda saldırıp gemiyi korsanca kaçıran İsrail'in raporu da Türkiye'nin raporu da şu anda Birleşmiş Milletler Mavi Marmara Soruşturma Komisyonu'nda.
Türkiye'nin 1 Eylül 2010'da taslak raporunu sunduğu BM, 4 aydır ısrarla İsrail'in de raporunu sunmasını istiyordu. Ancak İsrail, her zaman olduğu gibi zihnini, iğrenç ve manipülatif komplo ve senaryolara fokusladığından, aylarca Türkiye'nin Taslak Raporu'nu inceledi. Buna karşı tezler uydurdu ve "San Remo" formülü üzerinden kendine bir meşruiyet yöntemi belirledi.
Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Philip Crowley'in, İsrail'in ardından Türkiye'nin Mavi Marmara saldırısına ilişkin raporunu da "güvenilir ve şeffaf" bulması soru işaretlerini artırırken, İsrail'in ABD'nin de tepkisini ölçerek Mavi Marmara saldırısında düştüğü sefaleti, masa başı oyunlarıyla lehine çevirmeye çalışıyor.
90 sayfası "Gizli"
İsrail'in sözde raporunda dikkat çeken bir kısım ise 90 sayfasının "gizli" ibaresiyle kamuoyuna açıklanmaması. "Gizli" kısımdaki istihbarat bilgilerinin, Mavi Marmara'yı izlemekle görevli MOSSAD ajanlarının raporları olduğu ileri sürülüyor.
İsrail'in raporunda özellikle 1990 yılında deniz harp hukuku teamüllerini belirleyen ve adına "San Remo El Kitabı" denilen kuralları formüle ederek bu noktadan kendine çıkış aramaya çalıştığı belli oluyor. Zira tüm bilgi, belge ve görüntüler terör devletinin aleyhine. Tarihinde ilk kez BM Genel Kurulu'ndann bile yaptığı korsanlıktan dolayı kınama yiyen İsrail pişkince, bulduğunu zannettiği hukuksal bir açıktan yararlanma telaşında.
Sözde Raporda da HAMAS'la savaşta olduğunu, bu yüzden abluka uygulamak zorunda kaldığını ve San Remo El Kitabı'na göre, savaştaki ablukayı kıracak sivil gemilerin uluslararası sularda durdurulabileceği maddesinin kendine uyduğunu ileri sürüyor. Halbuki tüm dünyanın bildiği gibi HAMAS, İsrail yönetimine bilgi sızdıran ve onlarla işbirliği içindeki sözde "solcu" El Fetih'ten çok daha meşru bir şekilde seçimle, yani halkın iradesiyle göreve gelmiştir. HAMAS'ın, aynen Lübnan Hizbullah'ı gibi hiçbir meşruiyet sorunu olmadığını bilen Batılı ülkelerle aynı İslamofobik tutumu takınan İsrail, yine yalana başvuruyor.
İsrail'in "San Remo yalanı!
Mavi Marmara'da 6 sivil yolcunun katledilmesi en başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nde kayıtlı yaşama hakkının ihlalidir. İsrail'in çarpıttığının aksine San Remo El Kitabına göre, insani yardım hizmeti gören hiçbir gemiye saldırılamaz. İsrail'in Gazze Şeridi'ne uyguladığı abluka da San Remo El Kitabındaki uluslararası prensipleri ihlal eden kolektif bir yok etme girişimidir.
İsrail ablukası, askeri hedefleri değil BM binası ve yabancı medya kuruluşları dahil hedef gözetmeksizin tüm sivilleri yok etmeye yöneliktir.
Yine San Remo'ya göre bir devlet, işgali altındaki bir kara parçasına abluka uygulayamaz. İsrail, tüm dünyanın bildiği gibi 1960 yılından bu yana işgalci olarak Filistin topraklarını gasp etmiş ve sistematik şiddet uygulamıştır. Dolayısıyla, İsrail'in ablukası tamamıyla gayrimeşrudur. Ordusu ve cephanesi olmayan 1,5 milyonluk sivil bir kitleyi daracık bir alanda soykırım ablukasına almayı, savaş hukuku çerçevesinde yutturmaya çalışan İsrail, dünyanın gözleri önünde bebeklerden yaşlılara, kadınlardan çocuklara kadar 600 sivil insanın, Gazzeli çocuklara götürdüğü oyuncak ve şekerlemelere bile saldırdı.
BM Mavi Marmara Komisyonu'nun Nisan veya Mayıs aylarında nihai raporunu hazırlayarak BM Genel Sekreter'ine sunacağı ana kadar katil İsrail'in diplomatik çirkefliğe devam edeceği belli. Öyleyse Türkiye'nin elini çabuk tutarak Kurtlar Vadisi'nden medet ummak yerine "özür ve tazminat" konusundaki kararlılığını terör devletine göstermesi gerekiyor. Mesela Adi Tıp Kurumu'nun Raporu'na, Türkiye'nin avukatları tarafından hukukî bir nitelik kazandırılmalıdır!
Kaldı ki İsrail aleyhine Veri Toplama Komisyonu'nun onayladığı kınama kararını çıkarmış olan Birleşmiş Milletler, bilinen "gerekçelerle" daha sonra bu insanlık dışı saldırının ardından İsrail komandolarını aklama girişiminde bile bulunmuştur. BM'nin her an "Batılı işbirliğine" girebilme potansiyeli de hesaplanarak bu fobik nefrete karşı uluslar arası baskıları artırmak mecburiyeti vardır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



