İnsan onuru yaptığı işlere ve söylediği sözlere bağlıdır. Her ne pahasına olursa olsun, menfaati uğruna inanmadığı şeyleri söylemek insana, hele de toplumların sözcüsü olan aydın ve yazarlara yakışmaz. Aydın olmanın gereğidir dürüstlük ve haysiyetli duruş.
Son dönem Amerikan edebiyatının, roman ve hatırat alanında önemli isimlerinden Paul Auster'in geçtiğimiz günlerde yol açtığı polemik 'dünya çapında bir yazar' olarak algılanan bir şahsiyete gerçekten yakışmadı. Auster'in bir edebiyatçıya, aydın kişi ve bakışa taban tabana zıt bir davranış sergilemesi son derece üzücüydü.
Auster'in en önemli altı eserini okudum. Her ne kadar bir bakış açısı ve dünya görüşü olmayan, suya sabuna dokunmayan endişesiz bir yazar olsa da üslûbu güzel, dili çok akıcı, iyi bir edebiyatçı. Fakat yaşadığı dünya gerçeklerine kayıtsız bir yazar olarak, edebiyat tarihinde yer alacak önemli bir edebiyatçı değil kesinlikle. Bunu Auster'in Türkiye'ye gelerek 'Türk kültür dünyasına irtifa kazandıracağı'nı iddia ederek körü körüne muhalefet etme hırsıyla, gerçeğe bile isteye sırtını dönenlere bir cevap olarak söylüyorum. Milyonlarca insanın okuyor olmasını kalite kanıtı sayanlar, Stephan King'i de yüz milyonlar okuyor!
Herhangi bir insanın düşünce suçu ve düşüncesi nedeniyle yargılanması elbette ki son derece mantıksız ve gayriinsanî bir hukuk(suzluk) durumudur. (Kaldı ki, Türkiye'de tutuklu bulunanların çoğunun hangi suçlarla içeride olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz!). Fakat aydınların ortaya çıkıp gerçeğe, mantığa ve vicdana aykırı şeyler söylemesi de tahammülleri zorlar.
Auster, geçtiğimiz günlerde birden ortaya atılıp "Hapiste yatan yazar ve gazeteciler yüzünden Türkiye'ye gelmeyi reddediyorum" diye bir çıkış yaptı. Böyle bir nedenle herhangi bir ülkeye gitmek istememe özgürlüğüne sahiptir elbette. Fakat konu İsrail'i Türkiye'den daha özgür ve laik bir devlet olarak göstermeye gelince iş değişiyor. İşin aslı kısa zamanda ortaya çıktı: Bay Paul'ün, son kitabı ABD'den önce Türkiye'de yayınlanmış. Bu da çıkarılan polemiğin hiç şüphesiz reklâm amaçlı olduğunu gözler önüne serdi. Birileri (ya Can Yayınları'ndan ya da muhalefetten) Paul efendiye akıl hocalığı yapmış olmalı. 'Böyle bir şey söyle sen, mutlaka Başbakan Tayyip Erdoğan sessiz kalamayacaktır. Başbakanla ağız dalaşına girersen turnayı gözünden vururuz' kabilinden akıl verenlere 'dünya çapında bir yazar'ın uyması ve reklâm oyunculuğuna düşmesi hem komik, hem de üzücü.
Söylediklerini gerçek düşünceleri olarak varsayarsak, iş daha da vahim. On yıllardır Filistin halkını hem fikrî, hem de bedenî olarak mahkûm eden, çoluk çocuk demeden sayısız insanı katleden, terörizmi halk ve devlet el ele, başlıca siyaset olarak benimsemiş, yeryüzünün en radikal din devleti olan İsrail'i Türkiye'den daha demokratik bir ülke gibi görmek ve bunu hiç utanmadan ifade etmek tam anlamıyla bir 'fikir kalpazanlığı'dır. Başbakana verdiği, "İsrail'de düşünce özgürlüğünün var olduğu bir gerçek ve orada hiçbir yazar ya da gazeteci tutuklu değil" cevabı cehaletini ve yalancılığını kanıtlıyor. Bay Paul, ya gazeteci ve yazarlardan başkasını insan saymıyor ya da İsrail'in Gazze'de yaptıklarından bihaber. Hiçbir şey bilmiyor da, ABD'li aktivist Rachel Corrie'nin İsrail buldozeri tarafından ezilerek katledildiğini de mi duymadı? Ayrıca, Star yazarı Arden Ertürk'ün de dediği gibi, Auster'in 'yasal' İsrail Askeri Sansür Kurumu'ndan haberdar olmaması mümkün değil.
Bay Paul, Türkiye'ye demokrasi dersi vermeden önce içinde yaşadığı o 'süper güç'ün demokrasi anlayışını sorgulasın. Buyursun, bir zahmet edip Amerika'dan, örneğin çok sevdiği laik İsrail'e taşınsın. Ne de olsa gençliğinde Bar Mitzva (haham olacak çocuk) töreni de yapılmış kendisine. Ya da mesela Avrupa'nın hukuk devi, devrimlerin, Rönesansların o öncü çocuğu Fransa'ya taşınsın. Belki önümüzdeki günlerde kitabının Fransızca tercümesi çıktığında 'Ermeni yasası'yla ilgili birkaç şey söylemek ister. Ama orada reklâm için söyleyeceği herhangi bir söz, muhtemelen Ermeni yasasına aykırı olacaktır. Acaba Bay Paul'de, "Fikrini ifade etmeyi suç sayan bir ülkeye gelmeyi reddediyorum" deme cesareti var mıdır? Reklâm amacıyla, içinin elvermediği böyle bir şeyi söyleyebilecek midir?
İşe bir de Kemal Kılıçdaroğlu müdahil oldu. Kılıçdaroğlu, yayıneviyle temasa geçip Bay Paul'ü Türkiye'ye davet ederek "sizin gelişiniz, buradaki özgürlük sevdalılarını çok mutlu eder" demiş. Evet, birilerini sevindirir şüphesiz. Ama asıl derdi özgürlük değil, kayıtsız şartsız hakkın karşısında durmak ve muhalefet uğruna Yahudi yalanına bile katılmayı göze alacak haysiyetsizleri sevindirir.
Kayıtsız şartsız muhalefetin bu kadar ucuzuna da pes doğrusu! Sırf Başbakanın ak dediğine kara demek için, Auster'in İsrail savunmasını görmezden gelmek, tam da CHP ve onun zihniyetinden beklenecek bir hareketti.
Paul Auster için yapılan Bay Paulemik nitelendirmesi çok yerinde doğrusu. Paul Auster, bir romanında yalnızlığı keşfetmişti. Belki Bay Paulemik önümüzdeki yıllarda Haysiyetin Keşfi adlı bir hatıra-roman yazar kim bilir... Bugüne kadar aydın gibi görünmeyi başaran Auster'in sözleri haysiyetini ayaklar altına almıştır. Kendisine, sıradanın altına düşen kalitesiz ve bol Dolar'lı yeni hayatında başarılar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



