Bazı kelimeleri gerçek anlamlarından, yani köklerinden koparırsanız, işte böyle olur. Dinen haram olan bir şey, size güzel gelebilir ya da gösterilebilir. Cemil Meriç, "Kelam, bütünüyle haysiyettir" diyor. Dille oynamak, bir anlamda, toplumun haysiyetiyle oynamak anlamına geliyor.
Osman Numan Baranus'un 1990 tarihli Alaza Kesen Yürek isimli şiir kitabını okudum. Kitabın ilk şiiri "Gelenler" başlığını taşıyor. Şiirin ilk üç dizesi şöyle:
"Ulu cami dendi mi, usa
Bir bedesten gelir, havuzlu
Havuz olsa da, olmasa da..."
Yirmi sene önce yazılmış bu şiirdeki "usa" kelimesi, şimdi Amerika'dan başka bir şeyi çağrıştırmıyor. Ama "Akla" denilseydi, sadece "akılı" çağrıştırırdı.
Dille oynamak, işte böyle hiç umulmadık sonuçlar doğurabiliyor. Yıllar sonra olsa bile...
Şimdi mahkemelerde "Allah üstüne yemin etmek" kaldırılıyor. Demek ki başka şeylerin üstüne yemin edilecek. Tabii buraya gelen kadar ne gibi aşamalardan geçtiğimizi de az çok bilmemiz lazım.
Önce dini isimleri tahrif ettiler. Kâmil, Şaban gibi birçok isim, başka anlamlara da gelir oldu.
Sonra maneviyatı ilgilendiren kelimelerin yerine, maddiyatı ifade eden kelimeleri getirmeye çalıştılar. Türkiye için "yolsuzluk cenneti", Kıbrıs için "kumar cenneti", ya da şurası için "fuhuş cenneti" boşuna denilmiyor. "Hayır için soyunanların" cenneti yolsuzluk, kumar olarak görmesi, aslında hiç de şaşırtıcı değil.
Mesela "kendini kurtarmanın" bugünkü anlamı maddi mi, yoksa manevi bir şey mi? Birine bunu söylediğiniz zaman, onun aklına ahiret mi geliyor, yoksa dünya mı? Salih amel mi geliyor, mal varlığı mı?
Yine, daha önce de ısrarla altını çizdiğimiz gibi; dini tarafı olan birçok kelime ya da kelime grupları, dini çağrışımı olmayanlarıyla planlı bir şekilde yer değiştiriyor. Konuyla ilgili olarak her gün aklıma yeni örnekler geliyor. Çünkü görüyor, duyuyor ve yaşıyorum.
Fakirlik/alım gücü, hırsızlık/yolsuzluk, ahlâk/etik, yalan söylemek/yanlış bilgi vermek gibi örneklere daha önce değinmiştik.
Sözünü tutmamanın yeni karşılığını da verelim: Geri adım atmak...
Sözünü tutmak, mümin olmanın; tutmamak ise olmamanın alametlerinden biridir. Ama "geri adım atmak" öyle değil.
Bir diğer örnek de şu: Memleketimizin her yerini turizme açtıktan sonra, "misafir" olan herkes, bir anda "müşteri" oldu. Tanrı misafiri gitti, yerine bacasız fabrikalar geldi. Manevi olan gitti, maddi olan geldi.
On yıl öncesine kadar doğduğum kasabaya her gidişimde, kendimi misafir gibi hissediyordum. Son iki gidişimde ise resmen müşteri oldum.
Dil öyle bir şey ki, insana pabucunu ters giydiriyor. Mesela Fransızların dünyanın en pis milletlerinden biri olduğu genel kabul görmüştür. Parfümü bile, pis kokularını bastırmak için icat ettikleri söylenir. O anlı şanlı saraylarında tuvaletin, banyonun olmadığı her fırsatta dile getirilir. Türkler ise dünyanın en temiz milletlerinden biridir. Çünkü "temizlik imandan gelir." Koskoca Fransız saraylarında tuvalet yokken, Anadolu'daki en küçük kasabalarda bile koskoca hamamlar vardır. Her köşe başı çeşmelerle süslenmiştir.
Buna rağmen, bugün temizlikle ilgili kullandığımız kelime ve kelime gruplarının büyük çoğunluğu Fransızcadan gelmektedir. "Toplumun haysiyetiyle oynamak" dediğimiz şey, galiba bu!
Bir de şu var: Hep dilimize giren yabancı kelimelerden bahsediyoruz. Bu madalyonun bir yüzü. Diğer yüzünde ise, dilimizden çıkan kelimeler var. Hayır, sadece kullanımdan düşen kelimeleri kastetmiyorum.
Son yıllarda, özellikle internet kültürünün yaygınlaşmasından sonra, Türkçe isim ve kelimelere İngilizce ekler yapmak, yani yabancı müdahalede bulunmak, moda haline geldi.
İşte son birkaç ay içerisinde görüp defterime not ettiklerim: DERWİSH, DÖNNER, EFENDY, MERWE, ONNUR, SHEYMA, SİNANN, TASH, PASHA, WAHŞİ...
Son olarak, Türkçeyi korumakla mükellef olan devlet kurumlarından biri JETTVEL diye bir şey çıkardı. Biz ise hâlâ kerrat cetvelindeyiz.
İsmet Özel, "Şiir, şairin neresinden doğduysa, okurun da orasına ulaşır" diyor. Dil de böyle... Bir insan dinine, vatanına, milletine nasıl bakarsa, diline de öyle bakar.
Birlik ve beraberliğimize yan gözle bakanların Q, X ve W harflerini alfabeye ilave etmek istemeleri boşuna değildir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




