Sanırım bir konferansta dinlemiştim. Eşekleri anlatıyorlardı. Eşeklerle ilgili ayrıntıları öğrendiğimde kendi kendime düşünmüş ve "insanlara yeterince acı çekmeleri için sadece eşeklere yaptığı nankörlük yeter" demiştim.
İnsan olarak ne kadar iki yüzlü, ne kadar sahtekâr, ne kadar çifte standartçı olabileceğimize orada karar vermiştim.
Mesela dünyanın en ileri görüşlü hayvanlarından birinin eşekler olduğunu kaçımız bilir. Oysa gerçekten keskin bir göze ve sağlam bir sezgiye sahipler.
Bir eşek yolda giderken 200 metre ilerde, bir çalının dibine kıvrılmış engerek yılanını rahatlıkla görebilir. Yolun ilerisinde kendilerini bekleyen tehlikeyi fark eder ve bir adım daha ileri atmaz. Adam vurur, eşek durur, adam vurur eşek durur.
Ama eşeği yürütmek için kırbaçlayan adam değil, tehlikeyi sezdiği için direnen eşek inatçı olur.
Sonra eşek basacağı zemini, gideceği yolu iyi bilir. Anadolu'da birçok köy yolunun güzergâhını eşekler belirlemiştir. Eşeğin Allah vergisi bir yetenekle sahip olduğu bu özellik insanoğlu tarafından binlerce mühendis ve milyarlarca dolarlık ar-ge çalışmalarından sonra ancak bulunabilmiştir.
Hatta bu konuda yaşanmış ilginç bir hikâyeden bahsedilir.
Geçmiş zamanda, Amerikalı mühendisler Anadolu'da bir karayolu çalışması yapar. Ancak aynı bölgede önlerinde eşek, ellerinde kireç bir grup köylü görürler. Köylüler eşeği tepeye doğru kovalamakta sonrada arkasından geçtiği yerleri kireçle işaretlemektedir. Bu tuhaf durumu gören Amerikalı mühendisler merakla köylülerin yanına gelir:
- "Kolay gelsin, ne yapıyorsunuz burada böyle?"
- "Yol yapıyoruz"
- "İyi de bu eşek ne işe yarıyor?"
Köyün muhtarı anlatmış: "beyim" demiş.
"Biz en uygun yolu eşekle buluruz. Eşeği dağa salar o nereden gidiyorsa orayı patika yol haline getiririz. Çünkü bilin mi eşekler en kestirme ve en sağlam yerden giderler."
Bu tuhaf yöntemi duyunca Amerikalı mühendisler basmış kahkahayı. Bir yandan gülüyor, bir yandan köylüyü küçümsüyorlar. Sonunda Amerikalılardan biri, aklınca dalga geçmek için sormuş:
- "Peki, eşek bulamayınca ne yapacaksınız?"
"Ne yapalım beyim" demiş muhtar:
"- O zaman bizde Amerika'dan mühendis getirtiriz!!"
Anlayacağınız eşeğin yolu düzgün, sezgisi güçlü, basireti sağlamdır.
Ve niyeti de bir o kadar halis, bir o kadar saftır.
Yıllarca insanoğlunun kahrını çekmiş, yükünü taşımıştır.
Tarlaya tabana koşmuş, çoluk çocuğun elinde oyuncak olmuştur.
Yediği onca dayağa, hakarete, küçümsemeye rağmen bir kere bile gıkı çıkmamıştır. Önüne bir demet saman konursa yemiş, konmadıysa neden yok dememiştir.
İşte insanoğlunun nankörlüğü tam da buradadır.
Eşeğin bunca hizmetine karşılık, birine "eşek" demek hakaret sebebi sayılır. Kanunen dahi suçtur.
"Eşek herif" dediğinizde kavga çıkar. "eşek oğlu eşek" dediniz mi bu cinayet sebebidir.
Lakin aslanda durum değişir.
Birine "aslanım" dediğinizde yüreği kabarır, gururu okşanır.
Peki, aslan kim? Kan içer, leş yer. Parçalar, yutar, saldırır...
Bu güne kadar âdemoğlu için en ufak bir yararına şahit olunmamıştır.
Ama heyhat. Her yer aslan heykelleriyle, fresklerle doludur da bir tane eşek heykeli göremezsiniz. Bu vesileyle öneriyorum; Ankara Kızılay Meydanı'na ya da İstanbul'da Taksim'e eşek heykeli dikilsin. Sayın Başbakan'ın "ucube" diye kızdığı Kars'taki heykelin yerine de olabilir. Sadece tekliftir, ancak hem daha anlamlı ve hem daha şık duracağı kesindir.
Bitmedi. Mesela dünyanın en güzel gözlerine de eşekler sahiptir. Ama bugüne kadar "eşek gözlüm" diye şiir yazan bir tek şair çıkmamıştır.
Sadede gelirsek; İnsanoğlunun gelmiş geçmiş en büyük yanılgılarından biridir bu eşek meselesi.
Kahrı eşek çekerken kaymağı aslan yemektedir.
Elhak lakin bu yaman çelişki sadece hayvanlar âlemi için geçerli değildir.
Bu millet dahi pek çok zaman sahte aslanlarla kandırılmıştır.
Milleti sömürenler, sömürdükçe semirenler kahraman ilan edilmiştir.
Millete gerçekten hizmet edenlerse küçümsenmiş, alaya alınmıştır.
Bilgileri, sezgileri, basiretleri, tecrübeleri ile bizi uyarmışlar; "gittiğiniz bu yol yol değil. Bu yolun sonu hayra alamet değil, ileride çıngıraklı yılanlar var" diye haykırmışlardır. Haykırdıkça tanklara maruz kalmışlar, dipçikle susturulmaya çalışılmışlardır. Ve hatta hapishanelere atılmışlardır.
Ama onlar yine de gık bile dememiştir. Millete hizmet sevdasından hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Gün gelmiş kan kusmuşlar ama kızılcık şerbeti içtik demişlerdir.
Bütün dışlanmalara, bütün alaylara, bütün baskılara, bütün yasaklara rağmen doğruyu göstermek, yolun sonundaki tehlikeden haber vermek için çırpınıp durmuşlardır.
Hala da çırpınıyorlar. Onların sokaklarda heykelleri yok lakin siz onların kim olduğunu çok iyi biliyorsunuz.
Bu yüzden hadi gelin, bu sefer biz bi eşeklik yapalım. Yalancı kahramanlara, sözde aslanlara kanmak yerine gerçekten bu milletin önünü açanların yanında duralım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



