Sağduyulu bir yaklaşımla Türkiye'nin tartıştığı konulara şöyle bir bakıldığında, bir yanda gerilim dozu yüksek görüşlerin kıran kırana çatıştığı bir manzarayla karşılaşılır.
Diğer yandan bu denli görüşlerin kıran kırana çatışmalarının konularının film şeridi gibi akıp gittiği tesbiti yapılmak suretiyle şiddetli bir şaşkınlığa düşmekten geri durulamayacak bir sahne ortaya çıkar. Gerilimin dozunun düşürülmemesi için her haftaya bir, bazan bir kaç olayın sürülmekte olduğu izlenimi bütün ağırlığıyla zihinlere kazınıverir. Ama zihinlere kazınan bu olaylar sanılmasın ki, hafızalara silinmemek üzere yerleşmiş olsun! Aksine bir olayın hafızalara silinmemek üzere yerleşmemesi için, adeta şiddet dozu bir derece daha fazla bir başka olaya yerini bırakıverir. Sonunda en güçlü bir hafıza bile şiddet dozu hep artan olayların kaydolunmak zorlamasıyla adeta yalama olur, kağşar, herhangi bir olayın mahiyetini, önemini, aciliyetini diğerinden ayırdetme yeteneğinden kesilir ve bütün olaylara, düşüncelere, görüşlere, kavramlara, değerlere ve mukaddeslere karşı duyarsızlaşır. Tepkide bulunmak ile bulunmamak arasında herhangi bir farklılık görmez hale bürünür. Verdiği tepki de nerdeyse anlam ve önemiyle karşıtlık içinde, çoğunlukla da uygunsuzluk niteliğiyle dışa yansıtılır.
Esrara, uyuşturucuya mübtela olmuş bir beden, sinir ve ruhun ani parlamaları, beklenmedik anlarda içe kapanarak melankoliye düşmeleri, birden bire şen şakrak taşkın sevinçlere kapılmaları benzeri görüntüler zihin ve hafızalara da musallat olmuş denebilir. Zihnin ve hafızanın bu denli zorlanması, kaçınılmaz olarak bir takım tağşişe, tağyire yolaçması beklenilmesi gereken bir sonuç olarak değerlendirilmelidir.
Ancak bu durumun olağan kabul edilmesi üzerinde ciddiyetle durulması gereken temel bir sorun, temel bir eksikliktir. Ne var ki, bunun bir sorun, bir eksiklik olarak tesbit ve kabul edilmesi için zihnin de, hafızanın da hiç değilse belli zamanlarda olağan haline dönmesini şart koşmaktadır. Kaldı ki, zihnin ve hafızanın olağan haline dönmemesi için adeta ne yapılması gerekiyorsa yapılan bir durum da sözkonusudur.
Kuşkusuz karanlık, umutsuz bir görüntü ya da durum ile karşı karşıya olunduğu söylenebilir. Bunu destekleyici, haklı gösterici nedenleri tesbit etmek pek de zor olmasa gerekir. Fakat bu nedenlerin tesbitiyle, destekleyici ve haklı gösterici olduklarını ileri sürmek ne derecede mantıklıdır, üstelik anlamlı mıdır acaba?
Etkisi ve aynı zamanda açısı yeni olan, yani daha şiddetli bir olay tarafından yeri alınmamış gözüken Mardin/Bilge köyündeki katliamı hatırlayalım. İleri sürülen ve her birinin mantıklı neden sayılmasına imkan sağlayan nedenler üzerinde düşünelim. Mesela koruculuk uygulaması.Bir neden olabilir mi? Bir anlamda evet. Yararları ve sakıncaları sıralanarak bir görüş geliştirmeye elverişli de gözüküyor. Ama temel ya da birincil neden olarak nitelendirilmeye başlandığı anda, asıl başka sorunların bu nedenden bağımsızlaşmaya doğru gittiğini görmek kaçınılmaz hale geliyor. Üstelik bunun neden olarak alınması asıl sorunu kökten iptal etme sonucuna da yol açabilecek niteliğe bürünüveriyor.
Yahut Türkiye'de kalemi erken alınan yazı yazmaya başladığı özgürlük sorununu şöyle bir sağduyuyla irdelemeye yönelindiğinde, bir süre sonra sorunun mecra değiştirerek içinden çıkılmaz sorunlar yumağına evrildiğini gözlemlemek pek zor olmasa gerek. Mesela özgürlük sorunu, bilinç sorununu, kültür sorununu, hukuk sorununu, iktidarın mutlak ve tahakkümcü niteliğe dönüşme istidadında olduğu sorununu, vb. hem peşinden sürüklemekte, hem de bütün bunlarla birlikte kendi hayatiyetini karartmaktadır. Bunun zihnin, hafızanın ve ruhun mahiyetinden kaynaklandığı düşünülemeyeceğine göre, aksine bunların doğal şartlarında işlevlerini yerine getirmemesi için, ustalıkla şaşırtıldıkları ihtimali gözden ırak tutulmamalıdır. Zihnimizi, hafızamızı ve ruhumuzu şaşırtan etki ve nedenlerden, kirleten ve yozlaştıran olaylardan müstağni kıldığımız ölçüde, sorunları karşılamamız ve çözebilmemiz o oranda kolaylaşacaktır. Hayatın sadeliğini anladığımız, kavradığımız ölçüde zihin, hafıza ve ruh sağlığımız da güçlenebilecektir. Cadıların kazan karıştırması da hiç bitmeyecektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



