İnsan bir bilinç varlığıdır. Diğer yaratıklarda olmayan özelliklere sahip. Bilinç, insanların konumlarına göre değişir.
İnsanın sorumluluk alanı ve yeri belli.
İnsanın kendisinden beklenmeyen konularda asla sorumlu değildir. Akıl noksanlığı bulunan insanlar, erginlik çağına ermeyenler, kendi bilincinin farkında olmayanlar sorumluluktan uzaktırlar. Kölelerin de bir sorumluluğu yoktur. Kölelik kimi zaman irade dışıdır. Bir insan kölelikten kurtulabilme gücüne ererse bir an önce kurtulmalıdır, yolunu bulmalıdır.
Günümüz insanı zor bir süreç ve sınav ile baş başa.
Zihni kölelik en tehlikeli olanı. Bu sorumluluğunu arttıran bir durum. Bugün insanımız kendi ruh ortamında yetişmiyor. Zihin bulanıklığı ilk eğitimden itibaren başlıyor.
İnsan doğasına uygun olan bir yetişme ve gelişme insanı özgürleştirir.
İnsan bir başına yol bulmakta güçlük çeker. Bir adaya bir insan bırakılsa, kendi başına yetişse bir şehirliden çok farklıdır. Elbette insanî özellikler taşır. Fakat o, bilgiden, bilinçten ve terbiyeden uzak bir varlık olarak yetişir. Bu insanın insanlar arasına alınması, ehilleştirmesi zaman alır.
İnsanlar büyük bir terbiye ve ruh edimine ancak büyük düşüncelerle erebilirler. İslâm öncesi Mekke insanı elbette şehirliydi. Belli bir birikimi vardı. Tüccar bir milletti. O milletin içinde akıl ve irade sahipleri de bulunuyordu. Şiir önemli bir faaliyet alanıydı. Fakat orada, o insanların ruhsal takıntıları vardı. Hazret-i Ebu Bekir İslâm öncesi bir toplum içinde yetişmişti. Allah'ın ona bir bağışı vardı. Hiçbir zaman putlara tapmamıştı. Sevgilimiz Efendimiz'e ilk bilinçli bağlanma onunla başlar. Sevgilimizin eşi, yeğeni, kölesi onun en yakınlarıydı. Onun yanında bulunuyorlardı sürekli. Onların İslâm'a girmesi doğal ve olağandı. Fakat Hazret-i Ebubekir'in iman etmesi diğerlerinden çok daha farklı, önemli ve azizdir. O, Sevgilimizin hayatı boyunca ilk, tek ve en önemli yol arkadaşıydı. Onun bilinci ve fedakârlığı diğerlerinden çok daha farklı. Hazret-i Ömer de putlar döneminin insanı. Putlara tapanlardan. Ve hatta kızını toprağa diri diri gömenlerden. Çocuğunun mezarını kazarken, çocuğu babasının paçaları tozlanıyor diye temizliyor. O güzel ve masum çocuğu kendi elleriyle gömüyor. Bu, bilinç dışı bir şey. Ve trajedisi çok çok büyük.
Günümüz insanı o döneme göre çok daha mı şanslı, çok daha mı şanssız?
Putlar çocuk yaştan itibaren zihinlerde yer almaya başlıyor. Tapınma ve korku edimi onun hayatının özünü oluşturuyor. Özgürleşme ve irade sahibi olma edimini yitiriyor. Böyle olunca da özünü bulamıyor.
Günümüz karmaşasında insanların zihinlerini bulandıran, onları olmadık düşüncelere iten bir sürü karmaşa bulunuyor. Belli bir terbiyeden geçmedikçe onlardan asla kurtulamıyor. Bencilleşiyor. İnsanlar bağlı bulundukları medeniyet düşüncesinden çok kolay sapabiliyor, bir başka yola çok çabuk girebiliyorlar.
İnsanların değişmesi, yol ve yön değiştirmesinin nedeni zihni karmaşadan ve etkilenmelerden kaynaklanıyor. Çünkü zihinde dönüp dolaşan onlarca kavram var. Bu kavramlar onun ruh dünyasına yabancı.
Medyanın yalan rüzgârlarına çok çabuk kapılabiliniyor. Çünkü bu zamanın hayat felsefesi yalan üzerine kuruludur. İslâm düşüncesinde dört büyük günah var. Bunlar asla bağışlanabilir değil. İftirada bulunmak, zulmetmek, adam öldürmek, gıybet etmek.
Kaç gündür medyada Müslümanların birbirine dönük tutumları oldukça üzücü. Bunlar büyük günahlara giren eylemler. Sözlerin dışavurumu bir eylemdir ve insanı sorumlu kılar. Medya ortamında karşılıklı konuşmanın bir yarar sağlamadığı bir gerçek. Tarafların medya rüzgârına kapılmaları, medyanın, ruhu gereği pireyi deve yapma özelliği göz ardı edilmemeli.
Zor bir sınavdan geçiyoruz. Hayata daha özenli olmamız gerekiyor. Ağızdan çıkan ve yazıya dönen her söz sorumluluk getirir. Şimdi daha çok bilinçli olmamız gerekiyor. Her adım, her söz önü alınamaz bir uçuruma götürür insanı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



