Geçenlerde üç yaşındaki torunum, bizim tıfıl, çok bilmiş, pijamasının sökülen omzunu tutarak 'anane bu sökülmüş bak... Hadi bunu büyükananeye götürelim de diksin' demez mi... Aynı şeyi annesine de yapmış...
Gülsem mi ağlasam mı bilemedim...
Benim elimde yanımda yöremde ne bir dikiş kutusu, ne bir iğne, iplik, ne de makas, kumaş görmeyen torunum 80 yaşındaki annemin elinden hiç düşürmediği el işi çantasına aşinalığından olsa gerek söküğünü ona götürmeyi teklif ediyordu... Ne yapsın garip, kime diktirsin... Bu işlerle uğraşan tek insan olarak büyük ananeyi gördüğü için 'ona götürelim' diyordu...
Annem seksen yaşında, seksen yaşında olmasına rağmen de her gün elinden tığ, şiş, iplikleri düşmez. Sürekli örer, diker, tığlar... Gece uykusu kaçar, gündüz canı sıkılır el işi onu oyalar... Komşularından, arkadaşlarından, akrabalarından hâlâ yeni örnekler alır, çıkartır, uygular... Görmelisiniz... Bebek yelekleri, hırkaları örer, onları hediye götürür, gelenlere giydirir...
Örer, diker, tığlar, renk renk, çeşit çeşit düğmeleri yakıştırır... İşi bitince de ördüklerini ütüye koyar... Ütü dediysem koltuk minderlerinin altları. Doğal ütü... Kalıp gibi çıkar birkaç gün içinde onlar da...
Başka her şeyi bıraksanız annemi izleseniz o size hayatın küçük şeylerden ibaret olduğunu ve küçük şeyleri ıskalayanların hayatı ıskaladığı gerçeğini öğretir... Küçük bir parçacık iple, yünle, renkli yumaklarla, düğmelerle, çeşit çeşit ve numara numara tığ ve şişlerle nasıl da mutlu olunabileceğinin sırrını verir...
Hediye denilen şeyin illa çarşıdan alınması gerekmediği, el emeği, göz nuru diye bir şeyin olduğunu, hatta bunun çarşıdan alınamayacak kadar değerli olduğunu anlatır...
O gözlüklerini takar, gözleri görmediği için geceleri açık renk, gündüzleriyse koyu renk yumaklarla kendine bir sığınak örer...
Allah rahmet eylesin Necdet Konak, karikatürist, bir gün şöyle demişti;
"Bir eve girdiğinizde o evde evin kadını örgü örüyorsa, el işi yapıyorsa, o evde her şey yolundadır. Merak etmeyin" Hiç unutmam...
Şimdi eline tığ, şiş, yumak, dantel, örgü almayan bizler huzursuzlukların kaynağını nerelerde arıyoruz bilmem ki...
Facia...
Benim bu kadınlık hallerinin 'A,B,C'si olan el işlerine olan meyilsizliğim, meraksızlığım, uzaklığım, burnu büyüklüğüm daha nerelere varacak bilmiyorum... Geçen gün eşimin kot pantolonunun cebi yırtılır... Dikmekle olacak gibi değil. O da evi arar, tarar... Ve karşıma geçer... "Yahu bu evde yama yapacak bir kumaş bulunmaz mı hiç... Bu nasıl iştir..." Çok fena tırstım... Kabuğumu kapattım.
Kayınvalidem gibi bir işi birakıp, diğer işi alan, uykusu geldiğinde şöyle televizyon karşısına uzanıp kestirmek yerine iş değiştiren bir anneye sahip olan eşimin aklının, havsalasının alacağı şey değildir... Annesinin evinde dün de, bugün de öyle böyle değil, hep küçük bir el işi atölyesi oldu. Bindallılardan, çevre işlemelerine, örgü makinalarından, mekik işlerine, beş şişten, envayi çeşit dantellere kadar yok yok olan atölyesinde hep annesini izlemiş, hatta ona yakın zamanlara kadar ip tutmuş, ip sarmış, fengirede ip eğirmiş olan eşimin halleri mahv... Felaket. Aman Allah'ım.
Bu da onun imtihanı olsa gerek. Öyle bir anneden, fevkalade el işine yatkın, hamaratlığı dillere destan olan anneden sonra böyle bir hanım... Annesi dedim ya, öyle böyle değil, işlediği çevreler hep yeni gelinlerin başındadır, yine yaptığı bindallı işler kapışılır... Çarşıda işlerini satan dükkan ona sipariş üzerine sipariş verir... Öyle böyle değil... Yani... O el işinden ekmek yiyecek kadar bu konuda usta biri... Onun elişlerini alan ünlüleri saysam... Ohoooo...
Durumumu anlatabildim mi bilmem.
Facia...
Yüz karası...
İşte böyle... Böyle bir anne ve böyle bir kayınvalideden sonra işte benim halim...
Yüz karası...
Bir merak olsa. En ufacık bir ilgi, bir yetenek... Kurban olduğum Allah, yok, vermemiş. Üstüne üstlük okul, üniversite, çalışma hayatı... Yok... Olmamış işte. Bundan sonrası da karanlık. Görünmüyor...
Minareyi çalınca kılıf hazır...
Etrafımdaysa bu konuda yalnızlık çektiğim hiç de söylenemez. Arkadaşlarım hep benim gibi... "Ne olacak şekerim örmekten ucuza geliyor şimdi, kazaklar, hırkalar ne gerek var... Ördüğün hem çarşıdan alınmış, hazırlar gibi olmuyor, hem de daha pahalıya geliyor. Bir de o kadar uğraşacaksın..." muhabbeti tam bizler için.
"Hem artık dantelin, örgünün modası geçti ne lüzum var. Dantellere, dantelli, iğne oyalı yatak örtülerine ne gerek var. Şimdiki kızlar pratik, öyle uğraşmak istemiyorlar. Onları ütülemekmiş, kolalamakmış, örtüymüş, dantelmiş. Ne gerek var canım. Şimdi alırsın birkaç nevresim işte bu" hallerindeyiz...
Minareyi çaldık ya kılıfı çoktan hazır. Mazeretlerimiz sürü sepet.
At hemen...
Çorabın ucu mu açıldı at hemen, çocuğun pantolonunun dizi mi yırtıldı at gitsin... Ne gerek var yamamaya...
Hem yamalı kim giyiyor ki artık... Çorapların da, pantolonların da yamandığı nerde görülmüş... Hem yamasak da çocuklar giymez ki... Mazeret... Gerekçe... Ne kadar ararsan, istersen var hesabı... Sıkıntı yok...
Yamalı çorap...
Oysa annemin bir küçük çorap sepeti olur, yırtılan çorapları artık iyice gözden çıkmış olanlarla yamardı... Mutlaka komşuya giderken çorap sepeti, yama işleri elinde olurdu... Komşuyla iki lafın belini kırarken, köpüklü kahve tellendirirken onları diker, biçer, yamardı. Biz de giyerdik. Hiç de yamalı çorap giymem diye bir şeyi bilmezdik... Hepimizin ayaklarındaki çorap yamalı olabilirdi. Olurdu...
Kapitalist kapitalist takılan bizler...
Üstelik el işi derslerinde okulda, kızlara ilk öğretilen şey, düğme dikmek, yama yapmaktı... Yaptığın yamaya göre not alırdın. Gizli yamayı kim en iyi yaparsa o en iyi notu alırdı...
Şimdi kapitalist kapitalist takılan benim gibiler, annelerinin yama bohçasını çoktan sandık sepet kaldırdı... Ne yama bohçası, ne yama sepeti... Çorapları da, giysileri de, hayatı da yamadığımız yok. Her tarafımızdan açık veriyoruz haberimiz yok...
Hasılı bu mevzu uzun... Yazsam yazsam tükenmez...
Daha benim gibilerin, küçük kız oldukları zamanlarda, bana göre çok öncelerde, çocuklarıma göre taş devrinde ilk oyuncaklarımız olan kumaş bohçalarını da daha sonra anlatırım... Bu mevzu bitmez dedim ya...
Not: Ümmügülsüm'e bunları anlatırken onlar hayatı yamayan kadınlardı cümlesi döküldü dudaklarından... Başlık ondan mülhemdir... Bilginize...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



