Melek Azrail ile randevuya fazla da kalmamışken. Sımsıkı sarıldığımız yalancı cennet. Hani bilmiyor olsak.
Kendi evlerimizde kiracı olduğumuzu.
Ya da cebimizde çok günümüz kaldığına, hiç de emin olmasak.
Hoyratlığı, savurganlığı, perişanlığı anlayabileceğiz.
Balkonda çamaşırları asarken, selam veriyor Didem.
Tam da şu çamaşırları asmanın, ne saadet olduğunu düşünürken.
Artık mırın kırın eden dizlerin fazla sabrı kalmamıştır.
Yürüme kalitesi düşmüştür.
Belki de en iyi günleridir dizlerin.
Asıl felaket sonraki yıllardadır.
Yerinden kıpırdayamamak, değil balkona çıkmak, pencereye kadar bile gidememek yazgısı, gün saymaktadır belki, gelip dizlere çöreklenmek için.
Didem'le hasbıhal.
Eczacı kalfalığından emekli olmuş.
Bir yıldır evdedir.
Ama yeni bir eczane açılmış, sahibi gece gündüz gelip yalvarmaktadır, "ne olur gel, sen tecrübelisin bu işi senden iyi yapacak yok".
Peki kabul edecek misin Didem?
Bilmem ki, hiç ihtiyacım yok; kendi evim var, kiracılarım var, babadan kalma evlerden kiralar var, eşimin de işyeri var, üstelik tek çocuğum var, şimdi gece nöbetleri falan ağır gelir artık. Elli yaşındayım, ihtiyacım da yok ama bilmem ki, çok ısrar ettiler düşünüyorum.
Kaygıyla, hiç düşünme Didem diyorum.
Artık önünde elli yıl yok.
Yirmi yaşında olsaydın düşün.
Çalış çabala.
O bizim Şark milletlerine has evlada mal biriktirme gibi batasıca huyumuz gereği yaşamadan biriktir.
Bir yerleri gezmeden, görmeden, anlamadan göçüp git dünyadan.
Tepkime şaşırıyor Didem.
Neden bu kadar dehşete kapıldığımı anlayamıyor.
Fakat, elemden ellerim titriyor.
Bak yaşlı anneciğin şimdi sana muhtaç.
Yıllarca sen çalıştın, o da iki büklüm senin çocuğuna baktı.
Güzel bir yaşam için üç kişi acı çektiniz, annen sen ve çocuğun.
Artık vakit iyice daraldı.
Al anneciğini seyahate çık, dünyayı gör.
Turlara katıl, memleketimizi tanı.
O harika diyarlardan haberin yok.
Labirentteki bir deney faresi gibi yuva ile yem arasında dönüp dolaşan varlıklara dönüştü insanoğlu.
Artık çık şu iş ve ev arasındaki labirentten.
Annene kahvaltıya git.
Hatta o zavallı kadını yalnız yaşadığı evinden al yanına getir, biraz da sen bak.
O, yıllarca hayatını sana adadı.
Kendimi paralıyorum ama Didem beni dinlemiyor.
Kararsız görünüyor ama çoktan kararını vermiş.
Çok yalvardılar, benim ağzım laf yapıyor ya, bu okumuş kesim halka bir şey satmayı beceremiyor, ben ilaç için gelene mutlaka bir medikal malzeme, macun, fırça, biberon satıp öyle gönderiyorum, e tabii bunu bildikleri için çok ısrar ediyorlar, kimseyi de kıramıyorum işte.
Artık sustum.
Çamaşırı bırakıp boşuna konuşmuşum bu eski mahalle sakini ile.
Kimseyi kıramıyor da.
Kendi hayatını ortasından bir dalın çatır diye çatlaması gibi kırıyordu.
Yaşanmamış yıllarına yenilerini eklemek için kararını çoktan vermişti.
Benimki beyhude bir çaba idi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



