Fazla da örselenmiyor, apansızın karşısına çıkandan. İki yol arasında bile değildir.
Hani o hangi işi yapma düşüncelerinde olduğu gibi, çeşitli seçenekler yoktur önünde.
Artık tek istikameti vardır.
Önce bocalar daha çok erkendi, yapacak projelerim vardı dese de.
Kısa zamanda kabullenmiştir, yeni uzun bir yolculuğa çıkacağını.
Zaten hayatı hep yolculuklarla geçmişti.
Uzun yıllar yurt dışında çalışma yolculukları.
Bir aylığına da olsa o ne muazzam bir sevinçtir, yurda yuvaya kavuşma hayali.
Çocuk gibi haftalarca önceden heyecanla hazırlardı; ev halkının hediyelerini, kızlarının çeyizlerini, karısının sevdiği eşyaları.
Ayrılıkla geçmiş bir hayatta yolculuklar o kadar etkindi ki.
Adımını attığı terminallerde saatler sene olur.
Ama yuvadaki günler saniye gibi geçerdi.
Bu kez geriye dönüş müthiş hüzünlendirir, yaşaran gözlerini çocuklarına göstermemek için gayret ederdi.
Sevdiği eşi ile bakışları karşılaştığında katıla katıla ağlayacağından korkardı.
Dünya güzeli eşinin "gitme" diye yalvarışları.
Bu acımasız koşullar olmasa gider miydi hiç.
Ama bir sürü çocuk ve vatanda bulamadığı iş, daha büyük azaptı.
Mini bebeklerinin doğumuna gelirdi bir, tek ekstrası buydu.
Bir de hiç aklına gelmeyen sevgili eşinin ölümünde gelmişti.
Nasıl gelmişti, cesedi mi ruhu mu vardı hiç bilememişti, bir rüya olması için çok dua etmişti ama değildi.
Hayatta en çok sevdiği insan; yüzüne bakmaya, konuşmaya doyamadığı eşi ölmüştü.
Yine yolculuk.
Dönüşü ne kadar acı idi, yan koltukta oturan kadın üzüntüsünü görüp, şefkatle sormuştu, "hayrola bir derdiniz mi var"diye.
Yine gelişler dönüşler, kızlarının evlilikleri.
Son yıllarda yurt dışına noktayı koymuş ama kaderi bir kez yoldan açılmıştı.
Bu kez şehirlerarası bir otobüs şirketinde çalışmakta idi.
Yine uzaklık, yine hasret.
Ama meğer her şeyin bir sonu varmış.
Halsizlik sonucu gittiği doktorundan hastalığını öğreniş.
Çocuklarının yaşlı gözleri.
Herkes birbirinden saklamakta, son evre gerçeğini.
Ama kala kala ortada tek yol kalmış.
Görüyor, hissediyor, anlıyor.
Yolculuğundan bir hafta önce çıkıp geliyor.
Bütün eski komşularını, eski mahalle ve sokağını, evini ziyaret ediyor.
Yürümeye mecali yok.
Ayakları merdiven çıkamıyor; kızı rica ediyor, "sizi görmeyi çok arzu etti, aşağı inebilir misiniz"?
Eski dostları, arkadaşları, akrabaları ile helalleşiyor.
Gözleri yaşlı olsa da metin.
İnsanlar bu beyefendi komşularının akıbetini biliyorlar, çok dua ediyorlar, "daha genç ne olur şifa Yarab" diyorlar.
Karıncayı incitmemiş, efendi, sessiz komşularının ardından gözleri yaşlı, el saklıyorlar.
Herkes biliyor gideceği uzun yolu.
Kolaylıklar diliyorlar.
Geldiğinin ertesi haftası haberi ulaşıyor sevenlerine.
Acı çekmeden, sessiz, beyefendi, sabırlı, mütevekkil ayrılmış.
Bir masal kahramanını ağırlıyor eşinin eski mezar taşı yanındaki taze toprak.
Dünyada sıkıntılı da olsa, terbiyeli ve nazik bir hayatı seçtiğini anlatıyor ardında kalanlar.
Mezarlıkta mutlu bir çift kavuşuyor, yan yana yatıyor.
Hayat bırakılsa da, güzel izler silinmiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



