Allah'ın insana bahşettiği hayatın kadrini ve kıymetini bilmek ve bu hayatı amacına uygun bir şekilde yaşamak çok güzel... Ülkemizin doğal güzellikleri bakımından olağanüstü... Varlık ve varlıklar açısından şikâyet edilecek hiçbir şey söz konusu değil, Allah her türlü tabii zenginliği bolca ihsan etmiş... Ülkemizin kışı da yazı da ayrı bir güzel! Üç tarafı denizlerle kaplı ülkemizin coğrafyasında yeşilin her türlü rengini görmek mümkün...
Bütün bu güzelliklere ve nimete rağmen, ülkeyi, coğrafyayı yaşanmaz hale getirenler, bu ülkenin sahibi olduğunu söyleyen ya da hasbelkader bu topraklardan yaşayan insanlardır. Kadir kıymet bilmeyen bu insanlar nereye ayak basılmışsa, orası mezbelelik haline dönüştürülmüş... Ormanlar ve denizler "Kirletilmiş", masumiyeti lekelenmiş, ortamlar yaşanmaz hale getirilmiş... Bu da madalyonun ters yüzü...
Uzaktan denizi seyrediyorsunuz, çok güzel, masmavi, görüntü olağanüstü keyif veriyor insana... Yakınına varıyorsunuz, vaziyetin hiç de uzaktan göründüğü gibi olmadığını farkediyorsunuz. Çağdaşlık sembolü olan kola ve bira şişelerinden tutun da cipslerin her türlüsünün janjanlı poşetini görüyorsunuz denizde ve kıyılarda... "Yemiş, içmiş ve atmış..." Maymun(!) soylu insan türünün en bariz özelliği bu cümlede ifadesini buluyor: Yemiş, içmiş ve atmış!
Bu pislikleri görseniz bir türlü görmeseniz bir türlü... Gördüğünüz zaman kusurları görüyorsunuz, güzellikleri göremiyorsunuz. Görmediğiniz zaman da kusurların bataklığında boğuluyorsunuz.
Her yaz ülkemizde uzun bir tatil dönemi yaşanır. Sanki çok çalışılmış gibi herkes tatil yörelerine koşuyor. Elbette dinlenmeyi hak edenler var. İş açısından daha verimli, sağlık açısından daha zinde olabilmek için yorulunca dinlenmek gerekir.
Şu bir gerçek ki çalışmayı seven bir toplum değiliz. Fakat rahat yaşamayı istiyoruz, kim istemez ki? Doğal zenginliklerimiz olmasa vay halimize! Başkalarına imreniyoruz, ne güzel tatil yapıyorlar, ne güzel dinleniyorlar, ne güzel eğleniyorlar diye... Başkaları dediğimiz kimseler, yılın on bir ayı boyunca eşek gibi çalışıyorlar, orasını görmüyoruz.
Çalışmadığımı söyleyemem, fakat yeterli mi, değil mi, orasını bilemem. Bir zamandan beri mütevazi bir tatil beldesine dinlenmeye gidiyoruz. Öyle pahalı, lüks bir yer değil, kendi halinde mütedeyyin bir ailenin işlettiği küçük bir pansiyon. Yemeklerimizi kendimiz hazırlıyoruz deyim gerisini siz anlayınız.
Benim asıl demek istediğim başka şey... Her yıl, bu tatil beldesinde kendi çapında ufak tefek değişiklikler oluyordu. Yapılanları gözlemek mümkündü, çünkü bunlar göze fazla batmayan cinsten değişikliklerdi.
Fakat bu sene gördüklerimize inanamadık. Müthiş bir değişime uğramış... Evrim geçirmiş desem abartı olmaz. Boş gibi görünen her yere bina yapılmış... Denize sıfır olan yerlere kesinlikle izin verilmiyor deniyordu eskiden beri, bu sefer sıfır mıfır dinleyen olmamış... Hani fırsat bu fırsat deyip bir şeyler yağmalanır ya işte aynen öyle bir hal yaşamış burası...
Bunun sebebini merak edip sorduğumda, cevap gayet açıktı: Mahallî seçimler. Mahallî seçimler dolayısıyla görmesi gereken görevliler kanunsuzlukları hiç görmemiş... Bu sebeple seçim dönemi dolayısıyla müthiş bir yağma yaşanmış... Arsası olan, üç kuruş da parası olan yatırımını pansiyonculuk yapmak için binaya yapmış, önü yaz, tatil yapmak için can atan insanlar var deyip...
Tatilcilere imkân hazırlamak lâzım deyip bir oda, iki oda, bir mutfak yapıp arsalarını değerlendirmişler! İş işten geçtikten sonra ceza kesiliyormuş ama devede kulak misaliymiş bu cezalar. Öyle yıkmak gibi, ciddi ceza vermek gibi yollara tevessül etmek kimsenin haddine değilmiş. Binalar tamamen kontrolsüz bir şekilde yapıldığı için alt yapı ise hak getire...
Şimdi müşteri bekliyorlar. Tabii müşteri dediğin nazlıdır, öyle hemencecik çıkıp gelmez. Ayağının alışması için zamana ihtiyaç vardır. Ayrıca birtakım hizmetleri de görmesi lâzımdır. Hatta bir vatandaş müşteri bana gelirken komşu pansiyoner yolunu kesiyor, benim müşterimi çalıyor diye şikâyet ediyordu. Bu tür davranışlar işletmeciler arasında husumete sebep oluşmuş...
İster doğada ister sosyal hayatta kanunlar, kurallar olmazsa her şey birbirine gireceği bir gerçektir. Bilindiği gibi bir tabii kanunlar, bir de insanların kendi yaptığı kurallar vardır. Tabii kanunları, insanlar birden bire değil de zamanla kirleterek, toprağın kimyasını değiştirerek bozuyorlar. Kendi koydukları kuralları ise işlerine gelmediği zaman delik deşik ediyorlar.
Daha oturmamış, ilkeleri henüz belirlenmemiş tatil beldelerinde insanlar aç gözlülükten dolayı öyle yerlere binalar yapıyorlar ki, komşusu müsaade etmese gidecek yolu bile yok. Kanalizasyonu yok, çöp alanı yok, ortalık tam bir pislik yığını, sağdan soldan kokular geliyor. Sineklerin istilasına uğramış gibi... Ayrıca o kadar çok sahipsiz kedi, köpek var ki şaşırıyorsunuz.
"Yol üstünde sevda pazarlığı, aşk pazarlığı, kurtulamadık gitti bu kepaze hayattan" diyordu şair yıllar öncesinden... Bu kepazelikleri görseniz bir türlü, görmeseniz bir türlü! Kurallara, doğaya sahip çıksanız bir türlü, çıkmasanız bir türlü! Öyle bir karmaşa içindeyiz ki! Tatildeyiz! Evet her mahlûk tatilde...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



