İbadet nedir?
İbadet, Allah'a kulluğun ifadesidir, nişanesidir. Ona kul olmak ve bu kulluğun gereğini yerine getirmek, başka bir şeye kul olunamayacağının, Allah rızasının her rızanın üzerinde olacağının ilanıdır.
Hayat; İman ve cihaddır!
Biz Rabbimizi bilmek, ona ibadet ve tâatte bulunmak, hayat akışımızı onun rızasına göre sürdürmek, hatalar işleyince ona sığınmak, yardıma muhtaç olduğumuzda ondan yardım dilemek, onun emir ve yasaklarına uyarak iki cihan huzur ve saadetini yakalamak, yaratılış gayemizin ona ibadet, kulluk olduğunu idrak etmek zorundayız.
Rabbimiz; "Ben, cinleri ve insanları ancak bana kulluk, bana ibadet etsinler diye yarattım" [Zâriyât, 51/ 56] buyuruyor.
Bu şuurun insanlar arasında yayıldığı zamanlarda gerçek saadet ve huzurun gönüllerde hissedildiği ve yaşandığı, yeryüzünde bereketin arttığı, ilim ve irfanın yaygınlaştığı, insani değerlerin yerli yerini bulduğu tarihî bir gerçektir. Kaybı da ne yazık ki, huzur, saadet ve bereketin kaybına sebep olmuş, değerler yerinden oynamış, cehalet, dalâlet ve zulüm, hatta bereketsizlik, kıtlık kol gezmeye başlamıştır.
İbadet ruhu temizler!
İbadet insanı arındırır, gönlünü manevî duygularla doldurur. Varlığının, yaşamanın, yaşarken kendisine bahşedilen nimetlerin farkına vardırır. Rabbine ibadet eden insanın basireti artar, önünü, gelecek ufukları daha iyi görür, karşılaştığı hadiseleri daha iyi değerlendirir. Hayattan zevk alır, Rabbine şükreder.
O, başıboş, hedefsiz ve gayesiz değildir; bunun idrakindedir, nereye nasıl yürüyeceğini bilir.
İbadet ve tâat zevkinden mahrum olanlar, bu zevki tatmayanlar, hissetmeyenler, kendi yaratılışlarındaki hikmeti bilmeyenler, niçin yaşadığının farkında olmayan, ne gaye uğruna yaşadıklarını idrak etmeyen zavallılardır. Ve gün gelecek pişmanlık içinde kıvranacaklardır. Ancak bu pişmanlık fayda vermeyen bir pişmanlık olacaktır.
Rabbimiz; "Nefsin; yazıklar olsun bana! Allah'a karşı azgınlık içinde oldum. Hak ve hakikatle alay edenlerden, onu hafife alanlardandım, diyeceği ve pişmanlıkla kıvranacağınız günden sakının!" buyuruyor. [Zümer, 39/ 56]
Kazanma ya da kaybetme yeri dünyadır!
Gerçeklerin anlaşılıp kavranacağı, yapılan hatalardan pişmanlık duyulup dönüleceği, hakka gönül verileceği yer dünyadır. Sakınış zamanı dünya hayatıdır. İradenin kullanıldığı, imtihanın kazanıldığı yer dünyadır. Kaybedildiği yer de...
"Her insan, kazandıkları karşılığı rehindir"
Zikr-i Hakîm'de cennet ehlinin cennetteki hali tasvir edilirken üzerinde durup düşünmemiz gereken bir inceliğe dikkat çekiliyor: "İman edenler ve gönüllerinde iman nuru taşıyarak onların yolundan yürüyen nesilleri var ya, işte biz onların zürriyetinden gelen bu insanları da onlara katarız. Onların amellerinden de hiçbir şey eksiltmeyiz. Her insan, kazandıkları karşılığı rehindir." [Tûr, 52/ 21]
Bu Ayet-i Kerime'de, cennet nimetlerinin, mü'min gönüllerin kendi neslinden gelen ve gönlünde iman nuru taşıyan insanlarla bir araya gelmesiyle daha da kemal bulacağına, sevince sevinç, coşkuya coşku katılacağına işaret vardır.
Ayrıca hayırlı bir neslin, asırlar sonra da İslâm'a gönül vererek, hizmet ederek hak yolda yürümeye devamı için anne ve babaların zemin hazırlamasına teşvik vardır... Bu ecirlerine ecir katacak, cennette buluşma saadeti yaşatacaktır.
Bu farklı bir nimettir ve dile getirilenler üzerinde düşünülmesi gereken bir teşvik ve inceliktir.
İbrahim Aleyhisselâm'ın gelecek nesli için duasını zikretmiştik. Bu duada yer alan kelimeler üzerinde de iyi düşünülmeli ve onlardan ibret alınmalıdır.
Ailelerimizi hüsrana sürüklemeyelim!
Eşya zıddıyla daha iyi tanınır. Şu Ayet-i Kerîme de mânâyı diğer bir açıdan tamamlamakta, daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmaktadır: "De ki: Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de âilelerini hüsra sürüklemiş olanlardır. Bilesiniz ki kesin, açık ve net hüsran işte bu hüsrandır." [Zümer, 39/ 15]
Evet, gerçek saadet, cennette aile ve gelecek nesillerle bir araya gelişle kemal bulduğu gibi, insanı binlerce kere kahretmesi, pişmanlıkla kıvrandırması gereken zarar ve hüsran da aile ile birlikte hüsrana sürükleniş, ebedî azabın pençesinde kıvranıştır. Onların hüsranına ve sonunda azaba sürüklenişine zemin hazırlayanın acı ve ızdırabı şüphesiz daha dehşetli olacaktır...
Bilinen bir gerçeği tekrar hatırlatıyoruz: Dünya hayatından sonraki pişmanlık faydasız bir pişmanlıktır...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



