Son yıllarda pek çok yayınevi, basında tanınan fikir ve sanat dünyamızın önemli isimleriyle ilgili hatırat, gezi notları veya nehir söyleşi kitapları yayınlıyor. Bu kitapların bir hayat tecrübesini olduğu kadar, belirli bir dönemin sosyal tarihine ait ışık tutacak metinler olduğunu söyleyebiliriz. Bu kitaplar ya yazı alışkanlığı olanların hatıratı veya gezi notları veya yazı alışkanlığı olmayan ya düz yazı ile hayatının önemli tecrübeleriyle meselelerini anlatamayan şahsiyetlerle yapılmış konuşmalardan oluşuyor. Bazıları hatıra-roman gibi yazılmış, bazıları da tamamen dergi ve gazetelerde yayınlanmış konuşmaların toplanmasından ibaret...
Hepsi de en az "hayatım roman" diye yazılmış kitaplardan daha fazla okunmaya değer.
Yılda 360'tan fazla roman yayınlandığı halde okunmaya değer olanların çok az olduğu bu ülkede, çağına tanıklık eden hatıralarla biyografi incelemeler gibi romanın malzemelerinin az olması hiç de tesadüf değil. Tersinden okuduğumuz bu olgunun asıl açıklaması, yeterince hatıratın yayınlanmadığı bir ülkede, iyi romanların yazılamaması anlaşılır bir şeydir.
Ben bugün bazı klasikleşmiş hatıratlara da atıflarda bulunduktan sonra, üzerinde durulacak önemde yeni yayınlardan söz etmek istiyorum.
Gezi ve hatırat kitapları
Bir hayat tecrübesi kadar yaşadığı çağının tanığı olanların kitapları her zaman ve her ülkede ilgiyle okunur. Bu yıl her çevreden kültür adamlarının ilgilendiği Evliya Çelebi Seyahatnamesi, belki de dünya tarihinin en önemli gezi kitabıdır ve benzerlerinin çok üstünde bir öneme sahip olduğu söylenir. Marco Polo ve İbn Batuda seyahatnameleriyle karşılaştıranlar böyle söylüyor. Evliya, gezip gördüğü yerlerin tarihi, folkloru, etnolojisi ve edebiyatı ile önemli bina ve şahsiyetleri anlatarak çok geniş bir coğrafyanın geçmişi hakkında bilgi veriyor. Bundan sonra yazılan Osmanlı Sefaretnameleri, o çağın önemli ülkelerini tanıtmaktadır.
Osmanlı tarihlerinin önemli bir kısmı hatırat gibidir; vezirler, sadrazamlar, devlet adamları veya Barboros gibi kaptan-ı deryalar, yaşadıkları, gördükleri ve önemli buldukları olayları anlatıyorlar. Bunlar yeterince güzel bir dille sadeleştirilip yayınlanmadıkları için, o dönemle ilgili bilgileri yeterince okuyup tanıyamıyoruz. Seyit Ali Kahraman'ın Evliya Çelebi Seyahatnamesi tercümesi güzel bir örnek olarak sadeleştirme yapacaklara örnek niteliktedir.
Aşıkpaşazâde'den başlayarak Peçevi ve Naima gibi tarihçiliği kendine meslek edinen yazarların yazdıkları, Hammer adlı Avrupalı kaynak olduğu gibi, daha sonra onun bakışı da tarih yazarlığında etkili olmuştur. Namak Kemal'den sonra tarihçilik daha çok ideolojik bir tavır kazanmış, Ahmet Mithat Efendi ile Mizancı Murat bu tarz eserler vermişlerdir. Cumhuriyet'le birlikte farklı bir tarih anlayışı kendini göstermiş... Bütün bunları iyi değerlendiren Yahya Kemal'in Tarih Musahabeleri ve Ziya Nur'un Osmanlı Tarihi hepsinden farklı gibidir.
Yine Yahya Kemal'in Çocukluk, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, Hüseyin Cahit'in Matbuat ve Edebiyat Hatıraları ile Yakup Kadri'nin Gençlik ve Edebiyat Hatıraları ile Zoraki Diplomat adlı kitapları Cumhuriyet döneminin bu türde en tanınmış kitaplarıdır. Necip Fazıl'ın Bâbıâli adlı basın ve edebiyat hatıralarını bir arada anlatan kitabı, hepsine cevap gibidir.
Yeni kitaplar
Beyan Yayınlarından çıkan bir dizi kitap bana bunları hatırlattı. Hayat ve Hatırat adlı dizide çıkan kitaplarının sadece isimleri ve yazarları veya anlattıkları şahsiyetlerin adlarını anmak bile bu kitapların önemini anlatmaya yeter. Halil Gönenç Hoca / Nezir Demircan, Bilge Terzi M. Sait Çekmegil / Metin Önal Mengüşoğlu, İhsan Süreyya Sırma'nın gezi ve anı kitabı Ano Yemen'dir ile Zübeyir Yetik'in Geçmişten Notlar...
Asım Öz'ün Saatçi Musa ağabeyimizle yaptığı nehir söyleşi gerçekten emek mahsulü ve bir ömrün birikimini ortaya koyan, sorulara cevaplardan oluşmuş bir kitap... Abdurrahman Arslan'ın, "Yaşadığımız Dönemin Sorunlarına Müslümanca Bir Bakış Denemesi" diye nitelendirilen Nehri Geçerken adlı kitabı da daha önce yapılmış konuşmaları Asım Öz derlemiş...
Bu kitapları ben severek okudum, okuyucularıma tavsiye ediyorum. Sadece birisi hakkında yayınevinin notlarını benimsediğim için aktararak mesajını tanıtmak istiyorum:
"Düşünce dünyamızın en özgün isimlerinden biri olan Abdurrahman Arslan'ın söyleşileri ve soruşturma yanıtları Nehri Geçerken adıyla kitaplaştırıldı. Kitap, günümüz Müslümanlarının da tıpkı Kur'an-ı Kerim'in Bakara suresinde yer alan, nehir suyuyla imtihan edilen İsrailoğulları kıssasında anlatıldığı gibi modern hayatla imtihan edildiği düşüncesi çevresinde oluşturulan bir teze sahip.
Abdurrahman Arslan'ın bu kitabında onun düşünce dünyasını belirleyen, yaşama ve dünyaya bakış açısını ortaya koyan pek çok konuyu bulmak mümkün. Arslan, Müslümanların hep birilerine ya da daha temelde modern/postmodern dünyaya uyum göstererek yaşadıklarını, sonuçta özgün kimliklerini, varoluş biçimleri yitirdiklerini vurgular.
Okuyucu, bu kitapta Abdurrahman Arslan'ın kitaplarında ve kitaplaşmamış yazılarında yoğun olarak üzerinde durduğu kavramları, gerçeklikleri ve konuları bir arada görme imkânı bulacaktır. Ayrıca yazara yerinde soruların yöneltildiği söyleşilerde ve tematik soruşturmalarda da düşünürün modern dünyanın düşünsel temellerini kavramak için ne kadar çok çaba sarfettiğinin farkına varacaktır. Aynı zamanda, içinde bulunulan olumsuzluklardan kurtulmaya ilişkin esaslı bir sorgulama ile karşılaşacaktır."
Evet, Beyan Yayınları tarafından yayımlanan bu kitaplar, yaşadığımız çağdaki pek çok soruna nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda Müslümanlara bir alternatif görüşler sunuyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



