Kitabımız Kur'an-ı Kerim, yalnız hayal kitabı değil hayat kitabımızdır. Okurken bizi peygamberlerle konuşturur.
Onların yol gösteren sözlerini dinletir.
Firavunlaşmış tağut yöneticilerin resimlerini çizer bize ve onlara uymamamız için tanıtır onları.
Sömürgen sermaye sahibi Karun'la kıyamete kadar gelecek kapitalistleri tanıtır ve onlar gibi olmamamız için bizi uyarır.
Yönetimin ve sermayenin emir kulu ilim adamlarını temsilen bize Haman'ı tanıtır ve o tür ilimden de ilim adamından da uzak durmamız öğütlenir.
Gözlerimizi yumup hayal alemine dalsak, gönül ufuklarımızı Cennete kadar açan veya cehenneme kadar götüren bir kitaptır.
Mehmet Akif merhum, çölü korkunçluğunu tasvir ederken:
"O güzel sîne, o çöl, şimdi ne korkunç oluyor:
Bir cehennem ki uzanmış, dili çıkmış, soluyor!" derken, cennet vatanımızın güzelliğini de Cennete benzeterek anlatıyor:
"Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı."
Hayal aleminde cennet veya cehenneme kadar uzanıyoruz ama gözlerimizi açıverdiğimizde kendisini öldüren yavrusunun ayağına diken battığında "Anaaam" dediği zaman ölmüş ana ciğerinin "Yavrum" dediğini anlatan merhametli anneler yanında, Üsame bin Laden'i yakalamak için yüz binlerce adam öldüren, dağda kıpırdayan ağaç dalının üzerine binlerce ton bomba yağdıran, ahırdan gelen ses üzerine "Üsame"dir diyerek ahırdaki sığırları yakan, bir insan için yedi milyar insana göz dağı veren, medeniyet adına cinayetler işleyen "Tek dişi kalmış canavar"ların ulumasını görüyoruz.
Hayat kitabımız bize bu tür insanları da tarif ediveriyor.
"Şüphesiz Allah katında hayvanların en şerlisi kafirlerdir. Onlar iman etmezler."
"Onlarla antlaşma yaptıktan sonra antlaşmaları her defasında onlar bozarlar. Onlar sakınmazlar." (Enfal 55-56)
Belgesellerde görüyoruz ki aslan bile karnını doyurmak için bir tane ceylan yakalıyor. Karnı doyduktan sonra ceylanlar yakınında otlasalar hiçbir şey yapmıyor.
Kafir ise çatlayıncaya kadar, kendisi patlayıncaya kadar parçalıyor. Parçalarken parçalanıyor.
Ayette kafirlerin sözlerine sahip olmadığına dikkat çekiliyor.
Kur'an'da bu yönlerine birkaç defa değiniliyor. "Onlar sözlerinde durmaz" diyor.
Bunları benim söylememin fazla önemi yok.
Dışişleri Bakanlığı, sözünde durmayan devletlerin nerede ne zaman, ne kadar durmadığını sayısıyla beraber bilir.
Ama biz her şeye rağmen sözümüzde duracağız. 58'inci ayette kâfirlerin sözlerinde durmayıp hıyanet edeceğini anladığımızda ne yapacağımızı öğretir.
Bizim de onlar gibi olmamamız için sözleşmeye riayet etmeyenlere karşı sözleşmenin feshedildiğini bildirmemiz gerektiğini haber verir.
Ciğer paremiz olan çocuklarımıza sahip çıktığımız gibi bizim kimliğimiz olan sözlerimize de sahip çıkalım. Zor zamanlarda sözüne sahip olmayanlar, çocuğunu cami önüne bırakıverenler gibi olurlar.
Rabbimiz: "Mü'minler her sözü duyarlar, en güzeline uyarlar" buyurmuş. (Zümer 18) ve "Sözlerin en güzelini Allah indirmiştir" demiş. (Zümer 23)
Her sözü dinleyeceğiz.
En güzeline uyacağız.
Sözümüzü bileceğiz.
Yeri gelince sözümüzü esirgemeyeceğiz.
İğneli sözlerden kaçınacağız.
Gül gibi yüz, bal gibi sözler kullanacağız.
Sözümüze sahip olacağız.
Sözlerimizin özü gül yağı gibi olsun ama kelimelerimizde gül yaprağı gibi güzel olsun.
Ülkeler arasındaki tel örgüler, mayın tarlaları, Çin seddi gibi duvarlar, gül kokusunun sınırı aşmasına engel olamadığı gibi sözlerde sınır tanımazlar.
Veba mikrobu taşıyan rüzgârlar gibi inkar, isyan, fuhuş, terör taşıyan sözlerden uzak durmalı ve onlara karşı Allah'ın kelamı ve Rasulünün hadisleriyle aşı olmalı.
Peygamberlerin gönüllerinde yankılanan yüce sesler binlerce sene geçmesine rağmen gönüllerden gönüllere yankılanıp gelmiştir.
Gönüllerimizde hâlâ Hz. İbrahim'in, Hz. Musa'nın, Hz. İsa'nın, Hz. Muhammed'in (S.A.V) bize aktardığı sözler yankılanmaktadır.
Onun içindir ki biz "Ve selâmün alel mürselin/peygamberlere selâm olsun" diyerek sözlerimizi sona erdiririz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



