Yer: Çanakkale... Yurdunu alçaklara uğratmamak adına gövdesini siper eden Mehmetçiklerden biri: Havranlı Seyit Ali Onbaşı... Nam-ı diğer, Koca Seyit. Babayiğit dedikleri cinsten, pehlivan görünüşlü... 1909 yılında katıldığı Osmanlı Ordusu'na, cepheden cepheye hizmet eder; cansiperane vuruşarak hem de! Çanakkale'deki gibi...
1889 yılının Eylül ayında Havran ilçesinin Çamlık köyünde dünyaya gelen Koca Seyit'in lakabıyla birlikte soyadı da karakterine sirayet etmiş âdeta... Savaş sonrası yürürlüğe konulan soyadı kanununa müteakip aldığı "Çabuk" soyadı hayli manidar! Bu koca adam, öylesine çabuk hareket etmiştir ki Çanakkale'de, işgalci ve istilacı güruh şaşkına dönmüştür.
Hatırlayalım: İtilaf devletlerinin, Çanakkale boğazının Rumeli yakası istikametine doğru en gelişmiş savaş gemileriyle birlikte hücuma geçeceği haberi alınarak, son hazırlıklar yapılır, Kilitbahir denilen mevkide... 18 Mart 1915'de Fransız ve İngiliz zırhlıları görülür, Çanakkale boğazında. Beklenen gerçekleşir: Kıyı, top ateşine tutulur! O esnada Havranlı Seyit Ali ve silah arkadaşları, saldırıya karşılık verirler. Düşman geçici bir süre püskürtülür, Fransız savaş gemisi ağır hasara uğrar. Gemi mürettebatını kurtarmak için İngiliz Kraliyet gemisi yardıma gelir. Düşman ateşi aralıksız devam eder. Şarapneller uçuşur etrafta... Havranlı Seyit Ali ve silah arkadaşlarının bulunduğu civar bir kez daha top ateşine tutulur. Büyük bir infilak meydana gelir. Gökyüzüne duman siner. Hâl böyle iken, komutanın emri işitilir: "Sığınağa!" Fakat nafile... Batarya erleri sığınağa ulaşamadan dehşetli bir gürültü kopar oracıkta. Mehmetçiğin haykırışlarıyla inler Çanakkale...
Bir yanda şehitler, bir yanda gaziler... Havranlı Seyit Ali halen daha hayattadır; gözünü açtığında etrafa bakınır ve silah arkadaşlarının cesetleriyle karşılaşır. Öfkelidir... Şairi haklı çıkartır: "Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var / Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar / 'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar!"
Fakat heyhat: Topların kullanılamaz durumda olduğunu görür, Havranlı Seyit Ali. Vinç tertibatı da parçalanmıştır... O esnada çalışabilir vaziyetteki topa yönelmek zorunda kalır. Yerdeki mermiyi, birkaç basamaktan oluşan merdivenden yukarı çıkarmalıdır da... Cephaneciler, "Bunu kaldıramazsın" dese de, itiraz eder o: "Siz verin, haydi çabuk!" Bu arada silah arkadaşı Ali'den, mermiyi sırtına alması için yardım ister. "Ya Allah" diyerek, namluya yerleştiriverir topu... Kemikleri çatırdar, dizleri çözülür, ama hissedecek durumda değildir acıyı... Hedefini tespit eder ve nişanını alır. 275 kg ağırlığındaki top mermisi, "Batırılamaz" denilen İngiliz Kraliyet gemisinin dümen tertibatına isabet eder. Boğazın kanlı sularına gömülür gemi... Bu duruma binaen, onbaşı rütbesi layık görülür, Seyit Ali'ye... "Çanakkale geçilemez."
Bu olağanüstü durum, tabiat kanunlarıyla nasıl izah edilebilir?
Bir müddet sonra, Müstahkem Mevki Komutanı Cevad Bey, istihkâmları tek tek dolaşmaya başlar... Havranlı Seyit Ali Onbaşı'ndan aynı ağırlıktaki top mermisini tekrar kaldırmasını ve fotoğraf çektirmesini ister. Fakat Havranlı Seyit Ali Onbaşı, top mermisini yerinden kıpırdatamaz. Şöyle cevap verir komutanına: "Yine savaş çıksın, yine kaldırırım."
Esasında, ne madalya, ne rütbe, ne de maaş için mücadele etmiştir bu efsanevi adam...
Geçimini hamallıkla, kömürcülükle ve ormancılıkla sağlayan Koca Seyit, mütevazı geçen bir hayata sığdırdığı o koskoca kahramanlığın ardından, 1939 yılında veremden vefat ederek, güzel atına binip gider Anadolu'dan...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



