İbn Huzame'nin babasından anlattığına göre bir adam Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize gelerek demiş ki: "Ya Resûlullah! Dua ile ilaç kullanarak veya herhangi bir yolu deneyerek şifa bulmamıza ne buyurursunuz? Allah'ın kaderini geri çevirir mi? Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de şöyle buyurmuşlar: "O da Allah'ın kaderindendir." [Tirmizi, İbn Mace]
Hastalığa nasıl bakacağız?
Hastalık insan dolayısıyla aciz olduğumuzu, ancak Allah'ın yaşatması ile yaşayabileceğimizi bize öğretiyor. Hastalanınca O'na kızmıyor, O'nu kullarına şikâyet etmiyor, O'ndan gelen hastalığa yine O'ndan şifa bekliyoruz. Bize bizden daha merhametli olduğuna imanımız kuvvetleniyor, aciz ve çaresiz halimizle kapısında yalvarıyoruz. Acı da çeksek, kıvranıp gözyaşı da akıtsak O'nun bize takdir ettiğinde hayır ve güzellik umuyoruz. Bütün sebepleri kullanıyor ama şifayı yine O'ndan bekliyoruz.
Hastalık günahlarımıza kefaret!
Hastalıklarımız birikmiş günahlarımızı eritiyor, sevabımızı artırıyor. Belki de yıllarca uğraşıp elde edemeyeceğimiz ecri-sevabı, kısa bir hastalık döneminde elde ediyor, Rabb'imize yaklaşıyoruz.
Evet, hastalık illa bir ceza değildir. Sıhhat gibi o da Allah'ın kanunlarından birisidir. Biz kendi penceremizden baktığımız zaman, hastalığı ve sıkıntıyı kendimize hiç uygun bulmuyoruz. Hastalığı kapımızdan uzak tutuyoruz. Ne var ki Allah, birimize öbürümüze göre değil, kaderine göre hüküm veriyor. Bizim kötü gördüğümüz O'nun kaderinde iyi olarak yazılmış olabilir. İyi gördüğümüz de kötü olarak yazılmış olabilir.
Teslim olmak, O'na dayanmak en güzelidir. Kul olarak önce sağlığımızın kıymetini bilip tedbirli yaşar, bedenlerimizi bir emanet olarak görürüz. Hasta olunca da bütün gücümüzle iyileşmek için uğraşırız. Gerisini ise O'na bırakır ve rahat ederiz.
Hastalıklar zaman ve çevrenin oluşturduğu kabalığımızı düzeltiyor, incelen duygularımızla geçmişi ve geleceği daha duygusal değerlendireceğimiz fırsatlar yakalıyoruz. Bağışlamadığımızı bağışlıyor, sevmediğimizi sevmeye başlıyoruz. Kısaca kendimize dönme fırsatı buluyoruz. Sıhhatin kıymetini anlıyor gerek kendimiz gerekse diğer insanlar için sağlığa yönelik tehlikelerin karşısında daha duyarlı oluyoruz.
Sabır imtihanı
Hastalıkla beraber iyi bir sabır imtihanından geçiyoruz. Vadilere ovalara sığmazken bir iki metrekare yatağa yığılıp kalıyoruz. Bir türlü ilerlemeyen saate müdahale edemiyor, kundaktaki bebek gibi bekliyoruz. Allah'ın emaneti olan sıhhatimizin değerini anlıyor, kıymetini biliyoruz.
Bizden önceki nebilerin, salihlerin geçtiği imtihan köprüsünü tanıyor; Eyyûb olmanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyoruz. Bir anlamda insanların asıl hüviyetlerini görme fırsatımız oluyor. Düştüğümüz yerde kimin dost kimin yabancı olduğunu görüyoruz. "Ele muhtaç olma"nın ne demek olduğunu anlıyoruz.
Dünyayı bir kere daha tanıma fırsatı buluyoruz: fani ve aldatıcı. Bir tuzak. Dışı başka aslı başka... Cenneti özlüyoruz. Ayıpsız ve mikropsuz, hastalığı olmayan cenneti... Yiyecekleri hasta etmeyen, perhiz gerektirmeyen, nimetleri derde dönüşmeyen cenneti... Dilimiz ve kalbimizle Rabb'imize yalvarıyor, umutla kapısında duruyoruz.
Önlemlere rağmen hasta olunduğunda ne yapılmalı?
Hasta olan bir müminin ilk işi uzman bir doktora başvurmaktır. Kocakarı ilaçlarıyla veya başka hastalara verilmiş reçeteleri uygulayarak tedaviye kalkışmak doğru değildir. Vaktinin olmadığını ileri sürerek ya da masraftan kaçınarak tedavi yollarını kullanmayan Müslüman vebal altında kalır. Bedenlerimiz bize emanettir. Emaneti korumak ve kollamak zorunda olduğumuzu unutmamalıyız. Peygamber aleyhisselam efendimiz buyurdular ki:
"Her hastalığın bir ilacı vardır. İlaçta isabet edildiğinde Allah'ın izni ile iyileşme olur."
"Allah, indirdiği her hastalığın şifasını da indirmiştir."
Tedavi sürecinin tamamlandığını uzman doktoru bildirmedikçe, hafif iyileşmelerle kenara çekilmeyiz. Sabır ve sebatla devam ederiz. Doktoru, eczacıyı, hemşireyi hepsini Allah'ın lütfedeceği şifanın vasıtaları olarak görür, biliriz.
Haramdan şifa beklenilmez!
Haram olan şeylerden şifa beklemeyiz. Hastalığın şiddeti ne olursa olsun, umutsuzluğa kapılmamız caiz değildir. Ölümü istemek gibi bir hakkımız hiç yoktur. Hastanın hastalık günlerinde TV izleyerek veya mubah olmayan şeylerle vakit geçirmesi hiç doğru olmaz. Duanın kabul olma ihtimali yüksek olan anlarda gafletten uzak durarak, zikir ve duayla, bereketli yazılar okuyarak vakit geçirilmelidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



