Evvelki gün akşam, maillerimi okuduktan sonra, bir ara, kendimle baş başa kaldım. Ve hafızam beni yıllar öncesine götürdü. Yozgat İl sağlık Müdürüyüm!
Yaklaşık 18 yıl öncesi, çok soğuk ve her yerlerin karla kaplı olduğu bir gün, bir Cuma namazı sonrası!
İl Müdürlüğü binası yakınında bulunan camide, cuma namazını eda edip, cemaatle bir süre halleştikten sonra, oradan ayrılırken, cemaatten birkaç arkadaşımız, bana yaklaştı ve dediler ki "Kazım Bey, çayını içmeye geldik, bize bir çay ısmarlar mısın?"
"Ne demek" dedim: "İçeceğiniz çay olsun, yemek bile ısmarlarım, çayı da, yemekten sonra içeriz!"
Beraberce müdürlük binasına geçtik, yemekhanede yemeğimizi yedik, makam odama çıktık, çaylarımız geldi ve samimi ve koyu bir sohbet başladı.
Şuradan buradan derken, Allah selamet versin, baba dostu ve o günlerde, Refah Partisi İl Başkanı olan ağabeyimiz dedi ki "Kazım Bey, biz aslında, bugün buraya dünürcülük için geldik. Biliyorsun, önümüzdeki sene, mahalli seçimler var. Biz teşkilat olarak araştırdık, düşündük ve senin partimizden Yozgat Belediye Başkanlığı'na aday olman gerektiği, bu şekilde, seçimlerde, en iyi neticeyi alabileceğimize, bizi, Yozgat'ta, en iyi şekilde temsil edebileceğin kararına vardık. Şimdi de, bu kararımızı sana tebliğ ediyoruz. Müdürlük görevinden istifa edeceksin ve adayımız olacaksın, ne dersin?"
Heyette bulunan diğerleri de, bu sözleri, tasdik ettiler!
Başkanın hiç beklemediğim ve hiç hazırlıklı olmadığım bu teklifi karşısında, bayağı şaşırmıştım.
Ama biri birini iyi tanımış olmanın verdiği güvenle, tereddütsüz bir şekilde dedim ki "madem bana güvenip, geldiniz, gereğini yaparım. Ama seçimlere daha 1,5 sene var. O zamana kadar, sizin fikriniz değişmezse, benden yana tamamdır. Seçimlere yakın istifa eder ve adayınız olurum!"
Evet, bu görüşme siyasi hayatımızın başlangıcını oluşturdu. Sonrasında insanların nefisleri ile ilgili, birçok olumsuzluklara rağmen, biz sözümüzü tuttuk ve istifa etmemize de, gerek kalmadı, aday olacağımız duyulunca, görevden de alındık ve netice aday olduk.
Davamızı da, en güzel şekilde, temsil ettik. Yanlış hatırlamıyorsam, bir önceki seçimde yüzde 4 olan oyumuzu, yüzde 27'ye çıkardık; 5. parti iken 2. parti olarak seçim yarışını tamamladık.
Aslında kazanabilecek bir oy almamıza rağmen, karşıdakilerin, Refah'a kazandırmamak için, diğer güçlü aday etrafında birleşmesi neticesinde, az bir farkla, seçimi kaybettik. Ama inanıyorum ki, gerçekte kazanan biz olduk!
Sonrasında ise, malum, inişli çıkışlı, uzunca ve sıkıntısı çok bir siyasi hayatımız oldu!
Bahse konu seçimlerden sonra, ilk divan toplantısı icra ediliyordu!
Başkanla birlikte, bana adaylık teklif eden heyette bulunan ve aynı mahallede beraber büyüdüğümüz bir arkadaşımız, teklifte bulunanlardan birisi de, kendisi değilmiş ve seçimlerde de aleyhte çalışması yetmemiş gibi, kürsüye çıkarak "bizler, 30 senedir, bu davanın içindeyiz, ama birileri, dün geldiler, hemen de, aday oluverdiler" deyince, doğrusu çok şaşırmıştım.
Şöyle cevap verdiğimi hatırlıyorum: "Arkadaşlar, dava dediğiniz, sadece bir parti ile sınırlı ise, doğrudur, ben buraya yeni geldim. Ama davadan kastınız, dünya kurulduğundan beri var olan ve kıyamete kadar da devam edecek bir büyük yolculuksa, ben anamdan doğduğum ve aklım yettiği günden beri, bu davanın içindeyim ve sonuna kadar da, burada olacağım!"
Tabii arkadaşım buna verecek cevap bulamadı. Belki de, nefsi sebeplerle yaptığı ve benim burada çok az bir kısmını zikrettiğim ve daha da ağır ifadeler kullandığı konuşmasından dolayı pişman oldu!
Ve o günden bu tarafa, kaçan, göçen, dağılan, savrulan çok insanlar oldu. Ama biz, şükürler olsun, hep, emaneti yerde bırakmama gayreti içerisinde olduk.
İnandıklarımızdan taviz vermeden, doğru bildiğimiz yönde, tüm sıkıntılara rağmen, yürüdük ve bu günlere kadar geldik!
Şu anda, siyaset öncesi imkânlarımın, çok gerisinde olduğumu da ifade etmek istiyorum. Anlayacağınız, bu işten, maddi bir kazancımız da olmadı! Ama belki, manen bir şeyler kazanırız diye, koşturup durduk!
Bunları niye mi yazdım?
Akşam, bu yazı için, bilgisayar başına oturduğumda, öncelikle gelen maillerime baktım.
Sahipleri kendini biliyorlar. Kimi mailleri okurken, karşılaştığım ön yargılı, haksız ve insafsız ileri geri ifadeler karşısında, acı acı gülümsedim, kendimi dinledim ve klavyeden bu satırlar döküldü!
Bu arada "Kendinden şüphen var mı" diye sordum ve "kesinlikle yok" cevabını da aldım!
Ancak, duygularımızı tam olarak ifade edemeden, yerimiz de bitti. Onun için, inşallah devam ederiz diyor ve "Mevla görelim neyler / neylerse güzel eyler" diye de ilave ederek, yazımı, bugünlük, burada noktalıyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




