Tahlili ya da analitik düşünme yöntem ve geleneğinden yoksun toplumlarda talil, yani tümdengelim yöntemi, farkında olunmayan bir tahmin ve güven duygusu vermesi dolayısıyla kolaycacık tercih edilir. Kolaylığı, aynı ya da benzer önermelere (mukaddem) dayanarak, karşılaşılan ve mahiyetçe değişen sorunlara uyarlanabilmesi, üstelik sorunları çözmüş tatmini verdiği için rahatlıkla genellemeler sağlamasıdır.
Siyaset alanına bu yöntemler temelinde bakıldığında, şöyle gözlemler yapılabilir.
Talil ya da tümdengelim yöntemi, totaliter yapıların gerek duyduğu mantığı ve zihniyeti temellendirmede geniş imkanlar sağlayabilir. Bu mantık ve zihniyet, soru sormayı, sorgulamayı, araştırmayı öncelikli bir konu olarak görmeye yatkın olmadığı için genellemeye doğal olarak eğilimlidir. Sözgelimi insan olgusunu genellemeyle elde edilmiş bir önerme düzleminde kavramak durumunda kaldığı için birey olarak insanı sadece mantık yoluyla, yani sözel bir kategori şeklinde anlar. Yani insan genelinin bir tikeli (cüz'ü)'dir ve insan, birey olarak insanı içkin (mündemiç) kabul edilir. Bu insanın, mesela inanmış veya inanmamış, kapitalist ya da sosyalist vb. olması, aslında temel önermenin ortaya koyduğu bir sonuçtur. Ayrı ve farklı gerçeklikler olmaları üzerinde durulacak bir mesele değildir. Onun için totaliter yapılar ya da rejimlerde düşünme ediminin kendisi değil, düşüncenin kategorize edilmesi amaçtır, gereklidir ve önemlidir. Düşüncenin kategorize edilmesi bir başka ifadeyle ideolojidir. Ortaçağlarda Kilise (Evrensel/Katolik, Roma)'nin ideolojisi Skolastik düşünceydi. Yeniçağlarda Burjuvazi'nin ideolojisi Liberalizm, iktisadî boyutuyla Kapitalizm, siyasî boyutuyla Emperyalizm ve bunların birbirini desteklemesiyle göreceli oluşturulan bir dünya görüşü kategorize edildi. Dönem dönem adlandırmalara, nitelendirmelere gidildi. Medenileşme, küreselleşme, demokratikleşme vb. gibi. Medeni insan, vahşi insan ya da zihin ayrımları daima temel önermeyi korudu.
Tahlili ya da analitik yöntem ve düşünme, herşeyden önce soru sormayı, sorgulamayı ve araştırmayı kaçınılmaz gördüğü için, ayrı ve farklı olmayı kavramak durumundadır. Gerçeğin, hakikatin, genellemelerde değil, ayrı ve farklı olanda bulunacağı bilincine dayanarak kategorize etmenin bütün bunları gözden kaçıracağını biliyor, en azından seziyordu. İdeolojinin, dayandığı temel önerme bakımından bir bütünlük sağlayabileceği ayrı bir şeydir, araştırmanın, arayışın yöneldiği amaç olarak hakikat bütünüyle ayrı bir şeydir. Ya da kategorize edilmiş insan ayrı bir tasarım konusu edilebilir ama olgu olarak insan ile birey olarak insan gerçekliği arasında kurulacak ilişki farklı kavrayış ve değerlendirmeleri zorunlu kılar. Siyaset bakımından tahlili düşünme, belki de demokrasinin kurulmasında, yerleşmesinde ve gelişmesinde en elverişli temeli oluşturucu imkana sahiptir.
Bugünkü düşünce ve siyaset dünyasına kabaca bakıldığında, fazla ayırdında olmayan bir tümdengelimci yöntem ve yaklaşımların ağırlıkta olduğu izlenimi edinilebilir. Doğrusu Ortaçağ Skolastiğinin mantık ve o temelde sağlanmış bütünlüğünden yoksun, deyim yerindeyse post-modern düşünce gürlemelerinden öteye gidemeyen savrukluklar dehlizindeymişiz gibi geliyor bana. Ancak iletişim araç ve teknolojilerinin yoğun kullanımı, insanı, toplumu, görünüşleri sürekli hem değiştirip hem de polarize ettiği için; asıl, basit ve öncelikli olanı yakalamada ve algılamada kargaşa, çatışma ve umutsuzluk yaşamaktan bir türlü kurtulamıyoruz. Arayışa başlamadan, bilmediğimiz hakikatin başkası tarafından önümüze konduğuna inanıyoruz. İnsan olduğumuzu düşündüğümüz anda nesne olarak algılandığımızı ayırt edemiyoruz. Özgürlüğümüzün sıkı sıkıya tutsaklığa bağlandığını farkedemiyoruz. Hareket halindeyken duruyoruz.
Av. M. Metin Şirikçi de Hakk'a yürüdü.
Sanıyorum, bir üst sınıftaydı. Batıpark'taki İmam-Hatip Okulunun (İHO) alanı pek geniş sayılmazdı. Teneffüslerde bahçe bir anlamda panayır yerine dönerdi. Yine de okulun toplam mevcudu bir kaç yüzü geçmemeliydi. Dolayısıyla, hemen herkes, simaen de olsa birbirini tanırdı. Metin Şirikçi, afacan, yerinde durmaz, doğal akışında her an gerçekleştireceği muzipliklerle, hâlâ gözümün önündedir. O zaman dört yıl olan orta kısımı bitirdikten sonra, benim de İHO'yu bitirdikten sonra son sınıfına devam ederek mezun olduğum "Kara Lise"yi bitirdi. İstanbul Hukuk'tan sonra Avukat oldu. Rahmetli kayınpederim H. Mehmet Turna'nın uzun yıllar avukatlığını da yaptı.
Hazırladığı kitabın başlığı O'nun taşkın ve mizaha yatkın, daha doğrusu nüktedan-mizahçı kişiliğini sergiler:
"Kafa delik, zihin boş
Tut kulağından çite koş
Kaf yok başta
Ne gezersin MARAŞ'ta"
Ama nüktedan-mizahçı görünüşün altında içli, içten, hemhal, vefakâr, tevazu ve mahremiyet sahibi saf ve kavi bir iman ve insanî kişilik hemen kendini ışıldatırdı.
Ailesine, dostlarına, cümle Maraşlılara başsağlığı dilerken, ruhun şâd olsun, mekanın cennet olsun Aziz kardeşim Metin. Afv u mağfiret niyaz ederim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



