Doların hızlı bir şekilde yükselişe geçtiği, yani paramızın değer kaybetmekte olduğu günlerde bazı çok bilmişler ithalatın azalacağını buna karşılık ihracatın artacağını, hatta patlama yapacağını ileri sürerek hükmü verdiler: "Dış ticaret açığı ve dolayısıyle cari açık hızla azalacaktır."
Gönüllerimi böyle istediği için bu değerlendirmeyi yapıyorlardı yada iktidar yanlısı oldukları için böyle bir değerlendirme yapmak zorunda mı kalıyorlardı, yoksa ülkemiz ekonomisi hakkındaki bilgilerinin yetersizliğindendi paramızın değer kaybetmesine alkış tutuyorlardı bilemem ama yanıldıkları kesin. Bu değerlendirmenin doğru olmadığını daha o günlerde köşemizde birkaç kez dile getirmiştik.
Yeniden bu köşede ekonomi üzerine ahkam kesecek değilim ama merak edenler köşemizin geçmişinde kısa bir gezinti yaparak paramızın değer kaybetmesinin cari açığın azalmasının sebebi olamayacağını haykırdığımızı görürler. İhracat patlamasının üretim artışı ve maliyetlerdeki düşüşle mümkün olabileceğini konu üzerinde biraz kafa yoran herkes bilir. Bunun için ekonomi profesörü olmaya gerek yoktur. Zorunlu olduğumuz ithalat kalemlerinden de vazgeçmek mümkün olmayacağına göre doların yükselmesi ile dış ticaretteki makasın daralmasını beklemek hayal değilse bir temenniden öte geçmeyecekti. Bunu da eylül ayı ithalat rakamlarının açıklanması ortaya koydu. Bu durum bazı gazetelerde, "Dış ticarette altın vuruş,!" bazılarında ise "İthalattaki artışla dış ticaret eylülde rekor kırdı" başlığı altında verildi. Kısacası beklentiler boşa çıkmış oldu. Son eylül ayı dış ticaret rakamlarını "Aylık ithalatta azalma yok ihracat azalıyor, dış ticaret açığı büyüyor" şeklinde okumak gerçeğin ifadesidir. Tüm bunları biz dememişmiydik yaklaşımı ile hatırlatmadığımı özellikle belirtmek isterim. Bu ülke bizim ve ülkemizin ekonomi olarak güçlüler arasında olmasından sadece mutluluk duyarız. Ancak uygulanan ekonomik politikalarla kim ne derse desin, kim hangi beklenti içinde olursa olsun güçlü ekonomiler arasına girmemiz çok zor. Biz buna dikkat çekmeye, gidilen yolun yanlış olduğunu vurgulamaya çalışıyoruz. Çünkü, ekonomik kriz yaşayan ABD'nin bir takım yollarla parası değerleniyor ve buna karşılık bizim paramız değer yitiriyorsa ortada bir üç kağıdın olduğunu, her durumda zararı görenlerin ve sıkıntıyı çekenlerin anlamsız bir şekilde dolara mahkum edilmiş ülkeler olduğunu artık görmek durumundayız. Nasıl ki artık Birleşmiş Milletlerin ve NATO'nun dünya üzerinde adaleti ve barışı sağlamak gibi bir işlevinin olmadığı sadece emperyalist ülkelere hizmet ettiği görülmüş ise vahşi kapitalizminde sadece küresel sermayeye hizmet ettiği, dünyanın büyük bir bölümünü sömürdüğünü görmek durumundayız. Önce hastalığa doğru teşhis koymalıyız ki ondan sonra tedavi için bir takım alışkanlıklardan ve şartlanmışlıklardan kurtularak doğru yola girebilelim. Hala kapitalizmin tek doğru olduğu bir takım şartlanmış kafalarca tekrarlanıp duruyor, paramızın değer kaybetmesinin dış ticaret dengemizi sağlayacağı düşünülebiliyorsa bu anlayışın hakim olduğu bir ülkede güçlü ekonominin oluşması beklenebilir mi?
Sizleri rakama boğmak istemiyorum. Sadece eylül ayı ihtilatının 21.2, ihracatının ise 10.7 milyar dolar olduğunu hatırlatmak istiyorum. Hem de her alanda her şeyi bildiğini sanan bir takım çok bilmişlerin doların değer kazanması ile dış ticaret açığının kapanacağını ileri sürmelerine rağmen bir aylık ithalatımızın ihracatımızdan 10.4 milyar dolar fazla olduğunu hatırlatmakta yarar var.
Bu yükü bu ekonominin daha doğrusu bu ülkenin uygulanan politikalar devam ettiği sürece kaldırması mümkün değildir. Bu gerçeği görmek, ülkemizi ve insanımızı vahşi kapitalizmin boyunduruğundan kurtaracak arayışa girmek durumundayız. Bunun için uzayın yeniden keşfine gerek yok. Rahmetli Erbakan Hoca'nın 40 yıl boyunca anlattıklarını hatırlamak yeterlidir. Bunun ötesinde söylenecek ve tüm yazılacaklar zaman kaybından öte bir anlam ifade etmeyecektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



