Hükûmet "Kürt sorununun" çözümü konusunda yeni bir kampanya başlattı. Muhtevaya dair bir kelime dahi edilmeden diğer partilerin de bu çözüm sürecine katkı sağlaması istendi. Polis akademisinde Kürt çalıştayı toplandı. Devletin, bu sorunun üzerine ciddiyetle eğildiğine dair mesajlar verildi. AKP genel başkanı, DTP genel başkanı ile bir görüşme yaptı. Bakan, "12 kötü adamın" konu ile ilgili görüşlerini dinledi. Çözüme katıl, çağrısı yapılan muhalefetten sürece ilişkin en sert tepkiler geldi. Baykal da Bahçeli de en ağır ifadelerle hükûmetin tutumunu eleştirdi. Kimi yazarlar hızını alamadı, gerekirse Apo'yla da görüşün artık şunu çözün diye yazıverdi.
Şehit ailesi ile Kandil'de ölen bir örgüt mensubunun ailesi yan yana getirilerek bu süreçte ailelerin de rızasının olduğu vurgulandı.
Velhasıl derin bir süreç şu anda işliyor. Bu mesele için bir ad koymak icap etti. Kimisi "Hayırlı Cuma"yı, kimisi "Türkiye modelini" teklif etti.
Bütün bu aşamaların daha en başında devletin zirvesinden şu yönde güvence ve beyanatlar geldi. Bu mesele hiçbir biçimde dışarıdan bir ilgi, beklenti, müdahale olmaksızın çözüme kavuşturulacaktır. Bu irade Türkiye'nin iradesidir, tabiatıyla meseleye bir yabancının dahli asla söz konusu değildir. Ve bu şartlar altında sürece ancak "Türkiye modeli" ismi uygun düşmektedir. Ortada tamamen Türkiye'nin iradesi ve gücü vardır.
Bu ifadeler Türkiye'ye bir güven ve güvence vermek içindi. Böyle son derece hayatî bir meselenin Türkiye'nin iradesi dahilinde gündeme getirilmiş olması dış güçlerin bir plânının ve hesabının bulunmaması ve hatta dış güçlerin Türkiye'ye bu konuda bir baskı yapmaması hepimizi sevindiren taraftı.
Ancak, sevincimiz kısa zamanda kursağımızda kaldı. Elbette bütün sevinçlerimizi kursağımızdan aşağı indirmeyen dost ve müttefikimiz Amerika, elçisi vasıtasıyla meseleye derhal müdahil oldu.
DTP genel başkanı ve son günlerin adından hayırla en çok söz edilen ismi Ahmet Türk, Kürt meselesinin bütün hararetiyle gündemde olduğu şu günlerde büyükelçi ile iki saat yemek yedi.
Yemek hemen lezzetini göstermiş olmalı ki, DTP Brüksel'den sonra Amerika'da da temsilcilik açma imkânına kavuştu.
Şu anda Putin'in Rusya'sını dışarıda bırakırsak dünya hâkimiyeti konusunda iki güç merkezi bulunuyor: Her bakımdan birincisi Amerika, diğeri ise Avrupa Birliği. Dünya sistemini yürüten her iki güç merkezinde de DTP'nin yasal temsilcisi bulunuyor.
Sonra da hükûmet bizi dünya güç merkezlerinden bağımsız ve tamamen kendi iradesi ile böyle bir sorunu çözmeye çaba sarf ettiği konusunda ikna etmeye çalışıyor.
Suriye ile aramıza yerleştirilen mayınlardan tutun da bölgede Yahudilerin elini çabuk tutarak mülk edinmeye başlaması, Yahudilerin devlet ve millet olarak gayelerini yansıtan ve bir bölümü de bizim topraklarımızı içine alan haritaların tekrar ve daha güçlü bir biçimde gündeme gelmesi, DTP'nin temsil ettiği çizginin arkasında dünya güç merkezlerinin açıkça yer alması, meselenin son derece nazik ve hassas olduğunu ihtar ediyor.
Elbette Baykal'dan da Bahçeli'den de sağlıklı bir çözüm önerisinde bulunmaları, çözüme bir katkı sunmaları beklenmiyor. Ancak, bu meseleyi çözmeye niyetlenen ve ortaya bir irade koyan hükûmetin de en başından doğru adımlar atması, milletimize hakikatin dışında bir söz söylememesi daha da açıkçası, bu mesele konusunda hiçbir biçimde dış güçlerin talimat, istek, dilek ve hatta emellerine boyun eğmemesi temel ilke olmalıdır.
Aksi halde ne Amerika büyükelçisinin istekleri biter ne de Yahudiler tarafsız davranır.
Irak-Türkiye-Amerika ekseninde Kandil'deki, Mahmur'daki gruplara çareler aranmaktadır. Her yönüyle meselenin içinde olan Amerika'nın bu meseleden ve topraklarımızdan ne gibi bir talebinin olacağı bilinmeden, anlaşılmadan atılacak her adım Türkiye'yi daha büyük sıkıntılara sokacaktır. Mayınlı arazilerin temizliği konusunda şu anda günleri ve süreci bekleyen İsrail firmaları kadar Amerika'nın da mesele içinde rol alması ve hatta belki de rolleri dağıtması son derece tehlikelidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




