Bugün Misvak Yayınları'nın İmâm-ı A'zam Ebû Hanife ile ilgili kitaplar ve Hadislerle Hanefi Fıkhı adlı sekiz cildi yayınlanan kitap üzerinde durmak istiyorum. Çünkü bu kitapların asıl amacı, Hanefi Fıkhı'nın dayandığı hadislere okuyucuyu yönlendirerek İmâm-ı A'zam'ın diliyle sözüyle Sünnetin yüceliğine dikkati çekmek gibidir:
Bugüne kadar yayınladığı kitaplar arasında Peygamberimizle Sünneti ve İmâm-ı A'zam Ebû Hanife ile ilgili yayınlar öne çıkmaktadır. Her yayın kuruluşunun kendince hedefleri olduğu gibi, bu yayınevinin de bu konuları öne alması anlaşılır bir şeydir. Çünkü İmâm-ı A'zam'ın fıkhî meselelerde hadis-i şeriflere nasıl itibar ettiği ve kıyas metodunun özellikleri başlı başına çalışmaları gerektirir. Bu kitaplardan elime geçenlerin sadece adlarını vermekle yetiniyorum.
İmâm-ı A'zam Ebû Hanife'nin Menakıbı ile onun hayatı anlatılırken, iki ciltlik Muhaddisler Nazarında İmâm Ebû Hanife ve onun Hadis İlmindeki Yeri'ni anlatan kitaplarla da bu konu etraflıca ortaya konmaktadır. Böylece büyük bir mezhep imamı hayatı ve kıyasına esas olan hadislere yaklaşımı ortaya çıkmaktadır.
Hadislerle hanefi fıkhı
Hanefi fıkhını kaynaklarıyla anlatan yeni bir kitap daha yayınlayarak Misvak Neşriyat önemli bir kültür hizmetini tamamlamaya karar vermiş görünüyor. Bugünlerde Cevat Akşit'in tercümesiyle yayınlanan 31 ciltlik Mebsut ile İmam Tahâvi'nin Hadislerle İslam Fıkhı adlı eserleri genel olarak mezhep imamlarıyla mezhepte müctehid olan zatların konuya yaklaşımını ortaya koymaktadır. Üzerinde duracağımız Misvak Neşriyat'ın yayını olan Eşref Ali Et-Tehânevî'nin orijinal ismi "İ'lâüs-Sünen" olan meşhur dilimize çevrilerek okuyuculara sunulmuştur. Bu kaynak eser sunulurken baş tarafına fıkıh, içtihat ve müçtehitlerin çeşitleri üzerinde durulmuş, konuyla yakından ilgili olmayan günümüz okuyucusuna da kitabın faydalı olmasına dikkat edilmiş; herkesin anlayabileceği bir kitap haline getirilmiştir.
Kaynaklarıyla Hanefi Fıkhını anlatan bu kitap; kolay okunabildiği gibi, Hanefi Fıkhı'nın ne kadar sağlam bir mantıkla geliştirildiği ve ne zengin bir hazine olduğu da anlatılmaktadır. O yüzden, ismiyle müsemma olarak, Sünnetin Yüceltilmesi anlamına gelen kitabı yayın dünyasına ulaştıran yayıncıları ve yöneticilerini kutlamak istiyorum. Çünkü Peygamberimizi "Dürüst bir Postacı" gibi görerek Sünneti dinin kaynakları arasında görmeyenlerin halk ve kamuoyu nezdinde zihin karışıklıklarına sebep olduklarını biliyoruz. O yüzden hem Sünnet ve hem de imamların kıyasının dinin kaynakları arasında olduğu hususu böylece pekişmiş ve sömürge ruhlu aydınların hastalıklı tezahürlerinden biri olan mezhepsizlik hastalığının tedavisi gerçekleşmiş olacaktır. Hidayet Allah'tandır ama hakkın tebliği de Peygamber yolunun ihlaslı erlerinin ihmal edemeyecekleri aslî vazifelerinden biridir.
Bu Ramazan günlerinde, Kur'an ve meali okunurken, özellikle sık sık tekrarlanan "Onun yapın dediklerini yapın, yapmayın dediklerini yapmayın!" mealindeki ayetlere de dikkat etmemiz gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Çünkü İslâm'ın esası, Peygamberimizin iman ile bize tebliğ ettiği esaslara inanmaktır. Herkes kendi kafasındaki Allah ile ona ait olduğunu sandığı kural ve tavsiyelere bağlı kalarak teyfi bir İslâm yaşayamaz; İslâm Allah'tan Hz. Muhammed'in getirdiği emir ve yasaklar bütünüdür ve bu daha sonraki imamlar tarafından hadis, tefsir ve fıkıh ilimlerinin usulleriyle sistemleştirilmiştir.
Bu eser İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe hakkında, onun re'y ehli olduğu, yani fıkhî konulara akılla çözüm buluyor, hükümleri Kitap ve Sünnete dayanmıyor şeklinde yapılan eleştirilere; Hanefi fıkhının bütün hükümlerini en ince teferruatına kadar tamamıyla Resûlullah Efendimize dayandırdığını kaynaklarıyla ispat etmektedir. Ayrıca Hanefi mezhebiyle inceliklerini ve muhtelif konular hakkında bize ulaşan hadisleri hem senet ve hem de metin olarak incelemektedir. Kitapta ele alınan konular hakkında İmam-ı Azam'ın görüşlerinin ne kadar isâbetli olduğu ortaya konmaktadır.
Kitabın bazı bölümleri okunduğu zaman bile İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'nin ne kadar önemli bir âlim olduğu anlaşılabilmektedir. Onun hakkında en çok araştırma yapılıp eserler verilmesi hiç de tesadüfi değildir. Fıkhî konulara akılla çözüm buluyor diye başlangıçta tenkit edenler, zamanla onu tanıyarak İmâm-ı A'zam'ın ne kadar büyük bir âlim olduğunu Kur'ân ve hadislere dayalı güzel bir anlayış ile hüküm verdiğini anlayarak hakkını teslim etmişlerdir.
Az bilinen bir âlim: Eşref Alî et-Tehanevî
Bu kitabın yazarı Eşref Alî et-Tehanevî (1863-1943), Hindistan'ın Thana Bhawan kasabasında doğup yetişti. Hindistan'daki tahsîl hayatını o devrin meşhûr âlim ve medreselerinde tamamlayarak ilim ve irşad faaliyetlerine başladı. Keskin zekâsı, ilmî konulardaki yeterli seviyesi ve takvâsı, dini anlayışındaki titizliğiyle İslâm tarihinin yirminci asırda yaşamış, "Hakîmu'l-Ümme" ve "müceddid" olarak kabûl edildiği, yayınevi tarafından belirtilmiştir.
Doğrusu. Konuyla ilgili bilim adamlarının mutlaka tanıdığı veya tanıması gerektiği belli olan bu zatın adını ve çalışmalarını ben yeni duydum ve haberdar oldum. Böyle tanımadığımız nice âlimlerin İslâm dünyasının her köşesinde yaşamış olması,. Bu dinin geleceğiyle ilgili en önemli umuttur. Çünkü cehaletle yaşanamayacak -Allah indinde- tek din İslâm'dır.
Talebelerinden başka bir âlim olan Muhammed Tagi Osmanî, Deobend'in Büyükleri adlı eserinde hocasını şöyle takdim eder: "Mevlâna et-Tehanevî'nin ilmi sadece muhakkiklerinin istifâde ettiği bir ilim değildir, bütün Müslümanlara faydası dokunmaya devam ediyor. Mevlâna Tehanevî'nin sözleri, sohbetlerine katılanların kulaklarına akardı, sonra rûhlarındaki pasları kırarak kalblerini vururdu."
Eşref Ali et-Tehanevî'nin çok sayıda eserleri olduğu ifade ediliyor. Bir kısmı Arapça, çoğu Urduca olan kitapları tefsir, kıraat, kelâm, tasavvuf, ahlâk ve fıkha dâirdir.
Belli başlı eserleri şunlardır: 1. Beyânü'l-Kur'ân (Kur'ân'ın Urduca Tercümesi), 2. El-Bevâdir ve'n-nevâdir (Çeşitli konulara dair seçmeler), 3. Tenşîtut-tab' fî icrâ'il-kırâati's-seb' (7 kıraat şekli ile ilgili kitap), 4. Bihişt-i Zîver (Hanımlara yönelik 10 ciltlik İlmihal kitabı), 5. Hukûk-i Ferâiz (Miras Hukûku).
Misvak Neşriyat'ın "Hakîmu'l-Ümme" olarak bilinen Eşref Alî Et-Tehanevî'nin böyle büyük eserini milletimize kazandırmaları tekrar tekrar tebrik ve ilgililere tavsiye edilecek bir kültür hizmetidir. Bu kitabın arkada kapak yazısından aldığım bazı âlimlerin sözleriyle bitirelim istiyorum. Çünkü bu sözler bize mezhep imamızın önemini bir kere daha hatırlatıyor:
İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe, başta tâbiîn imâmları olmak üzere dörtbin kadar kişiden ve bu ilmi büyük bir i'tina ile öğrenmiş olduğundan İmâm-ı Zehebî ve onun gibi meşhûr tarîhçiler yanında hâfız muhaddisler tabakasına dâhildir. (Hadîs hâfızı; Hadîs ilminin bir çok esâs ve detaylarını ezbere bilen, yüzbin hadîsi senetleriyle birlikte ezberlemiş olan kimse demektir.)
İmâm-ı Mâlik'e İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'yi sordular; "Sübhânallah! Onun gibisini görmedim. Eğer, şu sütun altındır dese, bu sözünün doğruluğunu kıyâsî delillerle isbât eder." diye cevâb vermiştir. İmâm-ı Şâfiî şöyle buyurmuş: "Her kim fıkhı anlamak isterse, İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'ye ve onun ashâbına sımsıkı sarılsın. Çünkü fıkıh sahasında insanların tamamı İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'nin ıyâli gibidirler."
İmâm-ı Gazâli de şöyle söyler: "İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe (r.a.)'e gelince gerçekten O, dâhî, âbid, zâhid, ârif-i billah, Allâh'tan korkan, ilim ile Allâh'ın rızâsını dileyen bir zât idi."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




