Halüsinasyon ile ilüzyon arasındaki en önemli fark gerçekliktir. Halüsinasyon da nesnel olarak varolmayan bir nesne varmış gibi algılanır. İlüzyonda ise durum bunun tam tersidir. İlüzyonda yaşanılan yanılgının bir gerçekliği vardır. Halüsinasyon ise tamamen hayal ürünüdür kişinin hayal dünyasının genişliğine bağlıdır.
Halüsinasyonların büyük bir kısmı uyuşturucuların etkisiyle ortaya çıkar. Bonnet, sendromunu saymazsak, denizciler, hücre cezasına çarptırılanlar, kutupta yaşayanlar gibi çok uzun süre izole edilmiş ortamlarda bulunanlarda halüsinasyon görebilirler. halüsinasyon gibi paranoyaklıkta da bir nevi böyle bir durum söz konusudur. Kişi gerçek olmayan varsayımlar üzerinden hareketle, sürekli olarak bir korku hali içinde yaşar. Tabi buna yaşamak denirse.
İnsanoğlu olarak bugün yaşadığımızı gerçeklerden oldukça uzağız. Bir kısmımız paranoyaklığın etrafında dolaşırken, büyük çoğunluk, halüsinasyon görüyor. Halüsinasyon görmelerine neden olan dış etmenlere ise her yerde rastlamak mümkün.
Yazılı ve görsel basın adeta bir uyuşturucu görevi üstlenerek, toplumları uyuşturarak halüsinasyon görmelerine sebep oluyor. Uyuşturucunun bireysel olarak insan bedeninde yaptığı tahribat ile iletişim araçlarıyla yapılan uyuşturmanın meydana getirdiği varsanıların tahribatı mukayese bile edilmez. Bu mukayese edilemezlik aslında biraz da iç içe geçmiş bir durumda.
Daniel Defoe'nun Türkçemize de kazandırılan "Robinson Crouse" adlı romanı Gürcan Yurt'un "Robinson Crouse ve Cuma" karikatürleriyle popüler oldu.
Bu popülerlik kitabın satışlarına yansıdı mı bilmiyorum ama kitabın konusu hayli ilginç. 1719 yılında yazılan kitap, sömürgeciliğe, dönemin Avrupasına ve bunların şekillendirdiği insan ilişkilerini sorgulamasıyla öne çıkıyor. Romanın baş karakteri Robinson, yalnızlığı ve izole olmuşluğu sebebiyle Halüsinasyonlar görür ve zamanla gördüklerinin gerçek mi yoksa halüsinasyon mu olduğunu ayırt edemez, bu karmaşa da daha önce öğrendiği bilge ve becerilerini unutmaya başlayan ve bu unutkanlık nedeniyle endişeye kapılan Robinson, zamanla bu korkularından sıyrılır.
Romanın sonuna doğru durum değişir. Robinson, daha önce medeniyetin kendilerine öğrettiği bilgileri sorgular. Sorgulama genişledikçe Robinson'un zihninde yeni bir dünyanın kapıları aralanır.
Issız ada da tek başına hayat mücadelesi veren, Robinson içte içe göndermeler yapmaktadır. Bu göndermelerden biri de, İngilizleredir. İngilizlerin Çinli gençleri afyona alıştırarak nasıl uyuşturduklarını, ve Çin'i nasıl pasifize ettikleri vurgusu vardır. Modern bir hayattan ıssız bir adada hayatta kalma mücadelesinde önce Halüsinasyonlar görerek ruhsal bozuma uğrayan Robinson, zamanla insan olan özüne doğru bir yolculuğa çıkmış ve bir muhasebe yapmıştır.
İnsanların nasıl sömürüldüğünü, batılı dünyanın sömürge psikolojisini daha iyi anlayan Robinson, ateist olarak düştüğü ada da Tanrı'ya şükreden bir hale gelmiştir. Robinson üzerinden bugünkü anlamıyla "Kapitalizm" sorgulayan Defoe, müthiş bir eser kaleme almıştır.
Bugün sokaklarda satılan uyuşturuculardan mülhem, toplumları uyuşturmak adına yapılan girişimler, geniş kitlelerde halüsinasyon etkisine neden oluyor. Bu halüsinasyon bizi içinde bulunduğumuz gerçeklerden uzaklaştırıyor. Hayal dünyasında yaşar hale geliyoruz. Bu hayal dünyasından kurtulmak ise kolay olmuyor. Bu durumdan kurtulmak için Robinson misali hepimizin ıssız bir adaya düşmesi mi gerekiyor acaba, bilemiyorum...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




