Direktörlüğünü Dr. Abdullah Özkan bey'in yaptığı, TASAM Siyasal Eğitim Enstitüsü'nün sanal ağdaki sahifesini fırsat buldukça ziyaret ediyorum. Faydalı da oluyor! Emekçilerine buradan teşekkür ediyorum. Sadede geleyim: Bir müddet evvel, söz konusu adreste, "Kurtuluş Savaşı'ndaki Halkla İlişkiler Çabaları" başlıklı akademik bir araştırma yazısına rastladım. Yrd. Doç. Dr. Nüket Elpeze Ergeç imzalı bu araştırma yazısını okuyunca, halkla ilişkiler uygulamasının ne denli önemli olduğunu bir kez daha idrak etmiş oldum. Darısı herkesin başına! Çünkü halkla ilişkiler uygulaması ülkemizde ne yazık ki sekreterlik mevkiine değin indirgeniyor! Yazık...
Uygulayacağımız strateji ne istiyor bizden, biliyor musunuz? Hedef kitleni dosdoğru tanı, kendini tanıt ve kabullendir... Muhatabının ihtiyaçlarını tespit et ve bilinçli davran! Örneklendirelim: Bir iletişim biçimi olarak halkla ilişkiler uygulamasının, Kurtuluş Savaşı'ndaki izleri, bizi cepheye değil, cephenin gerisine götürüyor. Dikkat: Cephedeki, cephe gerisindekinin telkinleriyle girişiyor savaşa... O halde: Her daim cepheyi önemseyenler, cephe gerisini ihmal etmemeli! Her savaş yeni bir düzeni haberdar ediyor etmesine de; halkın katılımını sağlamadıktan sonra, yel değirmenleriyle çarpışan Don Kişot durumuna düşüyorsunuz resmen... Müşterek bir ruh oluşturamadıktan sonra, istediğin kadar debelen dur! Fakat başarı, zafer, birincilik filân gibi yükselişler sürekli tekrarlanmayabilir de... Çünkü hayat çoğu kez kaybedilmişliklerde saklı! Farkındayım...
"Hareketlerinizin doğuracağı sonuçları gözden geçirin. Böylece en kötü duruma hazırlıklı olursunuz." Kim diyor bunu? Tarihi şekillendiren isimlerden biri... Attila.
Ne diyordum? Kurtuluş Savaşı... Halkımız vakti zamanında ikna edilmeseydi, bugün "burada" olur muyduk? İkna, halkımızla kurulan iletişiminin ilişkiye dönüşmesi sonucunda gerçekleşmiştir. Bu minval üzere, öncü isimlerin hedef kitleye yönelik hitabetini yadsımayalım!
Samsun'a çıkış... Bir halkla ilişkiler uygulamasıdır ayrıca! Neden? Çünkü Karadeniz'den Anadolu'ya açılan kapıya, İngilizler askerî birliğini çıkarmışlardır da ondan...
Konuyu daha da detaylandıracak olursak eğer: Savaş öncesinin kongreleri hatırlanabilir. Niçin yapıldılar? Spor olsun diye değil herhalde... Siyasal ve kültürel iklim teneffüs edildi. Durumdan vazife çıkartıldı... Her geçen gün halkı örgütlemek kaçınılmazlaşıyordu! Halk nasıl ve niçin örgütlenecekti? Kendisine hitap edenin samimiyetine inanarak, dolayısıyla ona güvenerek... "Cemiyet ve komitelerin kurulması, önde gelen kişiler ve gruplar arasında ilişki ve iletişim kurulması, mitingler yapılması, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün ve Anadolu Ajansı'nın kurulması gibi çalışmalar halkla ilişkiler çalışmaları içinde değerlendirilebilir" diyor, Yrd. Doç. Dr. Ergeç...
Savaş öncesinin ahval ve şeraiti gözden geçirilmeden, planlama ve programlama yapılabilir mi hiç? Ne mümkün... Hedef kitlenin beklentilerini karşılamaksızın savaşa girişmek gibi bir şey olur bu! Hedef kitlenin beklentisi İngiliz himayesi veyahut Amerikan mandası olsa bile, lider kabulleriyle ve retleriyle süzülür arenaya... "Ya istiklal ya da ölüm!" Yanisi belli: Tercih senin, sonuç da... Halkla ilişkiler uygulaması, bir diğer yanıyla da, sebepler ve sonuçlar barındırır bünyesinde! Uygulama aşamasında, zihinsel yönlendiriş mecburi istikamettir: Eylem devam eder... Halkla ilişkiler uygulamasını, benzerlerinden ayıran şey, sürekliliğidir zaten!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



