Allah rahmet eylesin, babam, çocukluğumuzda "islamın şartı kaç" diye sorar, ben de, ondan öğrendiğim üzere "beş" diye, cevap verir ve islamın beş şartını da sayardım.
Babam "aferin" deyip sırtımı sıvazladıktan sonra, bir ikazda bulunurdu: "Yalnız, altıncı (!) şartını da hiçbir zaman aklından çıkarma. Ki o da, haddini bilmektir!"
Çok iyi bir hafız olan rahmetli babamın, biraz da ironik bir şekilde yapmış olduğu bu ikaz, hayatım boyunca, hep kulağımda küpe olmuştur.
Genç yaşlarda, gerek mesleki, gerek bürokratik ve gerekse de siyaset alanında, kendi çapımda, çok önemli görevler ifa ettim.
Ama gerek özel yaşantımda, gerekse diğer alanlarda attığım adımlarda, elimden geldiği ve gücüm yettiğince, bu hususa çok dikkat ettim ve sınırları zorlamadım.
Takdir edersiniz ki, insanın kendisinden bahsetmesi, kendini anlatması kadar zor bir şey yoktur. Ancak şunu, ifade etmeliyim ki, böyle davranmanın hiçbir zararını da, görmedim.
Bu yüzden de, çocuklarıma ve etrafımdaki sözümün geçtiği herkese, her vesileyle aynı ikazda bulunmuşumdur ve bulunmaya da devam etmekteyim.
Hani âlim bir zata sormuşlar: "efendim, en iyi neyi bilirsiniz?"
O da cevap vermiş: " haddimi bilirim!"
Ne güzel bir misal değil mi? Tabii ki, anlayana!
Haddini bilmek, kendi değer ve kabiliyetini, olduğundan fazla görmemek demektir!
Herhangi bir konuda, kendi bilgisini, konumunu ve sınırlarını bilip, ona göre ya da o kadar tavır koyma ve görüş belirtmektir!
Haddini bilenler, ölçülü davranış sergilerler, sınırlarını bildikleri için de, tevazu içerisinde olurlar. Onun için de, toplumda hep hürmet görürler!
Nurullah Ataç'ın ifade ettiği gibi " kişi haddini bilmeli ve kendisine yakışacak sevdalara düşmelidir!"
İnsan, böyle olursa ve böyle davranırsa büyüyecektir!
Ehli dil, diyor ki "ne güzeldir, haddini bilmek; sözünü ölçülü söylemek; murakabesiz, kontrolsüz söz söylememek; ayağını yorganına göre uzatmak; hülasa, çok dikkat edip, itibarını yükseltmek ya da dikkat etmeyip, itibarını zedelemek, güveni kaybetmek!"
Onun içindir ki, derviş hatırlatmada bulunmuş değil midir?
" Gel dervişim dikkat eyle/ Tefekkürle sohbet eyle/ Sözünü ölçülü söyle/ Ademiyet bulacaksın!"
Bunun için dememiş midir, ehli dil: "Haddini bilme, ne güzel şey! Ne kadar bilgili olursan ol, zengin ol; ama kendini halktan uzak tutma, üstün görme. 'Benim var, ben bilirim. Ben ben' deme. İlim Allah'ındır. Malı, mülkü veren de Allah'tır. Bir anda yok olmaya mahkûm olabilirsin. Allah zengindir, kullar fakirdir. Maddemiz, makamımız, rütbemiz bizi halktan ve Hakk'tan uzaklaştırmasın. Halktan uzaklaşanlar, Hakk'tan da, uzaklaşırlar."
Şair Yunus "söz ola kese savaşı/söz ola kestire başı/söz ola ağulu aşı/bal ile yağ ede bir söz" derken haksız mıdır?
İsterseniz bir hikâyecik ya da fıkra ile yazımızı bağlayalım.
Ünlü bir ressam, eserlerinin sergilendiği galeride, kim olduğunu belli etmeden dolaşıyor, ziyaretçilerin yorumlarını ilk elden algılamaya çalışıyormuş.
Bir ara, gözleri, en beğendiği tablolardan birinin önündeki yaşlı bir adama takılmış. Adam, tabloya bakıp dudak bükerek bir şeyler mırıldanıyormuş.
Ressam, bir süvariyi canlandırdığı tabloya yaklaşmış ve adama merakla sormuş:
"Beyefendi, sanırım, resimde beğenmediğiniz bir durum var. Hatanın ne olduğunu öğrenebilir miyim?"
Adam, bilgiç tavırlarla konuşmaya başlamış:
"Ben bu kadar küsur yıllık çizme ustasıyım. Resimde hatalar var. Süvarinin çizmeleri gerçeğe uymuyor. Mesela, şu kıvrım, biraz daha aşağıda olmalıydı. Topuk kısmı da, ölçeksiz çizilmiş."
Ressam, adamın sözünün bitirmesini bile beklemeden, izin isteyip gitmiş ve biraz sonra tuvali, fırça ve boyalarıyla geri dönmüş ve hemen hataları düzeltmeye başlamış. Çünkü çizmeler gerçekten hatalıymış.
Sanatçı daha işini bitirmeden, çizme ustası konuşmaya devam etmiş: "Bu süvarinin kalçaları da, biraz uzun çizilmiş!"
Ressam, hemen sözünü kesmiş:
"Yoo! Bakın, çizmedeki hatayı gösterdiniz, ben de, mesleğe saygı adına, anında düzelttim. Ama lütfen, çizmeden yukarı çıkmayın!"
Evet, bugünlük de bu kadar, huzur ve sağlıkla kalın!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



