Bizim köy, Karaman'a 45 kilometre. Katır veya eşekle sekiz saatte ulaşılırdı. Devlet bizim köyü askere almak için hatırlardı. Bir de beş sınıfı okutsun diye gönderdiği bir öğretmenle hatırlardı.
2010 yılında hâlâ köyüme asfalt yol varmamıştı.
Köyümüzde CHP ve Demokrat Parti'nin taraftarları vardı.
Onlar da Ankara'da nelerin olup bittiğini bildikleri için değil, Karaman'da alış-veriş yaptıkları insanların yönlendirmeleriyle particiydiler.
Bizim aile Demokrat Parti'ye oy verirdi.
Sebebini sorduğumda Ezanı Arapça aslına döndürdüğü için verdiklerini söylerlerdi.
Sonra Adalet Partisi'ne vermeye başladılar.
Ezanın dışında köyümüz devletten hiçbir şey görmezdi.
Biraz dini konularda gevşeme olduğundan halk kendine göre yine de illegal yoldan Kur'an öğretmeye başlamıştı.
CHP döneminde olduğu gibi köyün dışına bekçi koyup Jandarma gözetleme dönemi bitmişti.
Bu serbestlikten yararlanarak ayakları kesik Mahmut Karaköse (Allah rahmet eylesin) köyün bütün çocuklarına hatim indirmeyi başarmıştı.
Bizim aile, Demokrat Parti veya Adalet Partisi için propagandaya çıkmazdı.
Oyunu verir işine devam ederdi.
Biz, hocalar topluluğu olarak propagandaya 1969 yılında başladık.
Hocalar olarak yalnız camilerde ve evlerde İslam'ı anlatırken Erbakan hocanın Konya'dan bağımsız aday olmasıyla İslam'ı kahvehanelerde anlatmaya başladık.
Meydanlarda İslam'ı anlatıyoruz.
"Bir toplu iğne bile yapamayız" sözünün altında ezilerek yetiştirilen bizler, Erbakan hocanın "Ağır sanayi" sözü de bize pek cazip gelmiyordu.
Çünkü o konuda hiçbir bilgimiz yoktu.
Erbakan hocayı üniversiteden tanıyan dostlarımız bize "Bu adam, hem dindar, hem makine konusunda sahasının en iyisi" dediler ve biz, "Dindar" tarafına vurulduk ve o tarafından anlattık.
Çok şükür, o da bizi yanıltmadı ve yüzümüzü kara çıkarmadı. Allah rahmet eylesin.
Rejim bizi camiye hapsetmişti, Hoca bizi caminin dışının da mescid olduğunu ve bunun bir hadis olduğunu hatırlattı.
Ondan sonra başta camiler olmak üzere, sinema salonları, düğün salonları, sünnet düğünü salonları, meydanlar, amfiler, kahvehaneler bizim minberimiz, kürsümüz oluverdi.
Bu alışkanlığımız devam etti, radyolar, televizyonlar, gazeteler, dergiler, broşürler, mektuplar, mailler, SMS'ler, fakslar, kasetler bizim için İslam'ı öğrenme, öğretme ve hatırlatma vasıtaları oldular.
Not: Bizim kasetler, günah teşhiri kasetleri değil. Onu karşı mahalleden de temin etmek için gidipte günaha girmeyin.
Allah'tan sağlık, hükümetten aylıkla geçinip giden, halkın arasına karışamayan, okuduğu kitapların taktığı gözlükle halka bakan nice bürokrat ve üniversite öğretim üyesi politikaya soyunmak suretiyle halkın arasına karıştılar.
Daha önce kendisini öğrencilerin bile anlayamayacağı Hind kumaşı sananlar, oy hatırına köylere gidiyorlar ve uzun konuşmalar yapıyorlar.
Daha önceleri cami kürsüsüne çıkmayanlar, kahvehanede sandalye üzerinde konuşma yapıyorlar.
Köylü "Ooooy oy anam oooy" diyor.
Politikacı da "anladın beni, evet oy" diyor.
Aynı dili konuşuyorlar ama ayrı anlamlarda söylüyorlar.
Siz, yinede bu alanların hepsinde İslamı anlatmaya devam ediniz.
Haçlı seferlerine karşı halk seferberliği gerekir.
Halkın yüzde doksan sekizi dindilinde birleşirler.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



