milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

29 MAY 2012 SAL
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • HATİB: "İSRAİL SAHTE MEZARLAR ARACILIĞIYLA TARİHİ ÇARPITIYOR"
  • PAKİSTAN'DAN FÜZE DENEMESİ
  • FİLİSTİN'DE MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ GÖRÜŞMELERİ KAHİRE'DE BAŞLADI
  • FATİH SULTAN MEHMET'İN TÜRBESİNİ ZİYARETLE BAŞLADI

Haçlı saldırıları ve İslâm dünyası...

22 MART 2006
ÇAR 10:20

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Haçlı saldırılarının ardı arkası kesilmiyor. Coğrafyamız / topraklarımız bu saldırılara yabancı değil. Haçlıları tarih okumalarımız sayesinde yakından tanıyoruz: Ruhu gavurlaşan batılı ve onun şiddet, kan, kargaşa, kavga dolu tehlikeli dünyası...

“Soğuk savaş dönemiyle birlikte gücünü ve misyonunu ABD’ye ‘ödünç veren’ İngiltere’nin jeopolitik haritasının içinde yaşamaya devam ediyoruz. ABD, Soğuk Savaş’la beraber bu haritaya her hangi bir şey eklemiş sayılmaz. Dil hala o iki yüz yıl önceki British dili. Ve son dönem gündeme getirilen ABD merkezli tüm jeopolitik projeler, aynı dilin bir tekrarından ibaret. ‘Büyük Ortadoğu’ya da ‘Genişletilmiş Ortadoğu’ ifadeleri, İngilizlerin Orta Şark’ının güncellenmiş hali. Medeniyetler söylemi ise, Toynbee ile başlayan ve Bernard Lewis’le devam ettirilen Batı’yı uygarlık olarak tanımlama çabasının devamından ibaret. Batı uygarlığı, bir İngiliz-Alman ortak yapımı kavramıdır. 18. yüzyılda Gottingen Üniversitesi’nde icat edilmiştir. Tıpkı bu uygarlığa kök bulmak için uydurulan Hind-Avrupa dil grubu ve Yunan-Roma geleneği gibi. Böylece tablo tamamlanmıştır; Güya, insanlığın en eski toplumları olan Avrupalılar, sadece şimdi değil, tarihin eski devirlerinde de uygarlıklar kurmuş ve dünyaya yaymışlardır. Geri kalan uygarlıklar, ya Asya’daki ve Amerika’daki gibi birer kült’tür, ya da İslam gibi artık Ortaçağ’da kalmış ve aslında kökü de yine batıya-Yahudi, Hind veya Yunan’a ait geçici bir barbar halklar uyanışından ibarettir. Bu barbarlık, modern çağlarda birlikte tarihe gömülmüş ve artık tek uygarlık olan batıya adepte oldukları ölçüde yaşama şansları olan bu halklar, her hangi bir iddiaya ve alternatife sahip değildir.” (1)

Kıtalar dolaşan çağımızın modern Ebu Lehepleri, anti-islamist duygu ve düşüncelerle topraklarımıza, coğrafyamıza, medeniyetimize, inançlarımıza, insanımıza karşı taarruz halindedir. Yapılan açık tahrikler bunu göstermektedir.

“Anti-İslamizm” olarak adlandırabileceğimiz olumsuz bir olgu (düşman simgesi) Batı’da her zaman varlığını korumuştur. Haçlı Seferleri’nde yapılan katliamlarda, Endülüs’te yaşanan insanlık trajedilerinde ve kısa bir süre önce Bosna’da yapılanlarda bile bu husumetin izlerini görmek mümkündür. Fransa, İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Birleşmiş Milletler Teşkilatına katılıp İnsan Hakları Bildirgesi’ni imzalamasına rağmen, Cezayir’i, bildirgeden 14 yıl sonra (1962) ve üstelik bir milyon masum insanı öldürdükten sonra istemeye istemeye terk etmiştir. Asya’nın Müslüman nüfuslu cumhuriyetleri, Sovyetlerin cenderesinden ancak 1991’de kurtulabilmiştir. 1990’ların başından bu yana Irak’ta insan hakları ve demokrasi adına her gün onlarca insan katledilmekte ve bu katliam en kesif biçimde halen devam etmektedir. Şu anda ise, İran ve Suriye gibi ülkelerin işgal edilme senaryoları sıklıkla dile getirilerek dünya kamuoyu şimdiden bu ülkelerin suçluluğuna şartlandırılmaktadır.” (2)

Şu sıralar İslam dünyasının ve genel olarak dünyanın gündemine oturan Danimarka karikatürleri, İslam dünyasında sert hareketlenmelere sebebiyet verdi. “Kahrolsun” naraları atılmaya başlandı. Onların bombalarını yediğimiz yetmiyormuş gibi, gülmek ve güldürmek için uğraşısı verilen karikatürlerle dahi tahrik edildik. Batı mı desek, Hristiyan batı mı desek, batı dünyası mı desek, Avrupa mı desek, ne desek onlara... Ya da...

Nihilizm devrinde miyiz?

İnsan düşünüyor. İnsan soruyor: “Nihilizm devrinde miyiz?” “Nihilizm, mutlak olarak, hiçbir şeyin var olduğuna inanmayan doktrindir. Ahlaki bir hakikat ve değerler silsilesi de kabul etmez. Nihilizm kelimesini, 1862’de Babalar ve Çocuklar adındaki romanında ilk defa kullanan Rus romancısı Turgenef’tir. Onu daha derin manası ile Avrupa’da yayan Alman filozofu Nietzsche, Kudret İradesi adındaki eserinin birinci kitabında şöyle tarif etmiştir: “Nihilizm, gaye yokluğu. ‘Niçin’ sorusuna cevapsızlık. Aktif olarak şiddetli bir tahrip gücü halinde azami kuvvet derecesine varır. Bunun zıddı hiç bir şeye hücum etmeyen yorgun Nihilizmdir. Nietzsche kendinden sonra Avrupa’nın ve dünyanın nihilist olacağına inanırdı. Kehaneti kısmen gerçekleşmiştir.” (3)

Nietzsche’nin nihilist görüşleri bir yana, Yunanlı Stefonos Yerasimos “batı nedir” sorusuna şöyle cevap veriyor: “Hareket noktasını dinden almak gerekiyor. Batı’da Trinite (üçleme) diye bir şey var. Bu aslında eski Yunan’dan çıkma bir şey. Ama Doğu’ya baktığımızda Tanrı tektir.” (4)

Diyebiliriz ki, onlar kendi dinlerini kendileri meydana getirmiştir. Çağımızın bu yeni dini, bu yeni pagancılar, seçilmiş efendileri, emperyal sermayeleri, büyük holdingleriyle mevcut kapitalist düzeni besliyor. Mevcut düzen, birileri tarafından beslendikçe canavar yüzünü bize göstermekte geç kalmıyor. Ya da olaya şöyle bir yorum getirebiliriz: Şirk saldırısı vardır. Bu saldırı Hristiyanlık kılıfına bürünerek hareket etmektedir.

Batı dünyası ve şirk...

“Şirk dini, tarihte iki şekilde gelişmiş ve görünmüştür: Birincisi, dinler tarihinde gördüğümüz süreçtir: Totem dini, tabu dini, mana dini, atalar dini, çoktanrıcılık, animizm (ruhlara tapma) şeklinde başlar ve gelişir; sonunda da tanrı inancına varılır. Şirk, statüko dinidir. Tarihte statüko ne idi? Toplumsal şirk... Toplumsal şirk ne demek oluyor? Irk ayrımcılığı, zümre, soy ve sınıf ayrımcılığı...

Batıda aydınların ve özgürlük savaşcılarının yüklendileri görev, Kilise ve Ortaçağ dini ile mücadele etmek idi. Avrupa’yı bin yıllık bir duraklamadan sonra bu sapmış dinden ve dini sapıklıktan, diğer bir deyişle şirkten ve tağuta tapıcılıktan kurtarmak istiyorlardı. Şirk bu kez İsa (a.s) giysisine bürünmüş bulunuyordu.” (5)

Peki, biz burada bu saldırılara maruz kalırken, kendilerini “dinler arası diyalog”un sözcüsü olarak görenler, O’nsuz (s.a.v) yapılan toplantılarda, Avrupa’daki papazları Müslümanlaştırma derdine mi düşmüşlerdir? Ya da dünya insanlarının huzuru için diyalog yaptıkları söyleyenlerin Ortadoğu’da veya coğrafyamızda akan kanı görmemeleri mümkün müdür? “Sıra Asya’nın Hıristiyanlaştırılmasındadır” diyen dillerle neyin diyaloğu yapılmaktadır? Bir başka araştırma konusu olan “dinler arası diyalog” meselesini kapatalım da, “biz, bizim için ne yapıyoruz acaba” diye kendimize soralım. “İslam dünyası” dediğimiz dünya, edepsizce yapılan bir-iki karikatüre karşı ayaklanırken, Felluceler, Telaferler, türbeler, mezarlar, Basralı Ömerler, kirletilen bacılar, Ebu Gureybler, Iraklar, Ortadoğu görmezden mi geliniyor? Ya da Avrupalı dostlar(!) darılmasın diye susuluyor mu?

Böl, parçala ve yut...

“Bölgedeki asli güçlere düşen, İskender’i ve Haçlıları bu coğrafyada tutunamaz hale getiren dinamiklere, yani sosyolojiye, yani millete ve değerlerine yaslanarak sahici birlik projelerini uygulamaya sokmaktır. Bu amaçla, emperyalizmin temel ilkesi olan ‘böl, parçala, yut’a karşı, biteviye ve inatla, ‘birleş, bütünleş ve diren’ ilkesini temel almak gerekir. Devletlerin bütün siyasetlerinin en derindeki asli ivmesini bu ilke oluşturmalıdır. Her koşulda bu ilke gözetilmeli ve yürütülen operasyonun nihai maksadı gözetilerek tam zıddı yönde bir nihai maksat belirlenmelidir.

Cebelitarık’tan Afrika’ya, Kızıldeniz’den Altaylar’a, Tanrı dağlarından Hind körfezine kadar olan bölge, bizim coğrafyamızdır, geniş vatanımızdır ve tek bir siyasal birim tarafından yönetilmelidir. Bu coğrafyaya ister Osmanlı-Selçuklu sentezi densin, isterse yeni bir isim verilsin, sonuç değişmez. Burası bizim, bu coğrafyada yaşayan tüm halkların, tüm dinlerden, mezhep ve meşreplerden insanların özgürlük ve barış yoludur.” (6)

İnandığımız ve şüphesiz iman ettiğimiz inanç sistemi içerisinde “karamsar” olmanın ilacı karamsarlığa karşı “tam teslim inanmaktır.” Bize karamsarlık yakışmaz. Her ne kadar onların BOP’ları, GOP’ları, Nükleer bombaları, diyalogları, ılımlı İslamları gibi onlara ait şeylerle uğraşsak da; aptal, uyuşuk, miskin, vurdumduymaz olamayız. Kafirin görevi, kafirlik yapmaktır! Son günlerde “güya karikatür” edepsizliğine karşı verilen tepkiler mutluluk vericidir. Bu bir tavrın ifadesidir. Bir çığlıktır. Bir haykırıştır. Belki de “yeter artık” sesleridir...

Batı’nın Doğu’ya bakışı

Onlar da olmasa ses vereceğimiz, medeniyetimizin şuurunda olacağımız, kendimizi bileceğimiz yok. Acaba inananlar inandıklarının manasını ve kudretini terk ederek, yalnızca başkalarının yazıp çizdiği senaryolarda mı meydana çıkar oldu diye düşünüyor insan... Şayet “İslam dünyası” dediğimiz bir dünyadan bahsediyoruz, fakat bırakın dünya olabilmeyi, birbirimize doğru dürüst komşu bile olamıyoruz, birbirimize yaklaşamıyoruz. Tarihi kinler içinde boğuluyoruz. Birbirimizden uzağız. Birbirimize yabancıyız. Bu talihsiz vaziyet günümüzün modern haçlıları tarafından memnuniyetle karşılanıyor. Yine onları memnun ediyoruz.

Batı dünyası, bizi “öteki” olarak değerlendirmenin sebebini düşünüyor mu hiç? Aslında, onlar kendilerini ötekileştiriyorlar. Kendilerini yabancılaştırıyorlar.

“İlk Doğu Batı ayrımı, Batı’nın kendisinden gelmiştir. ‘Öteki’ni kendi aynasından üretme ihtiyacı bu farklılığı doğurmuştur. Ötekilik süreci, kendi bilincinin keşfedilmesiyle başlar. Başkasına bakarken kendimizi gözlemliyoruz. Batı’nın Doğu’ya bakışında da Batı’nın bilinçaltını keşfediyoruz. Hegelci Batı bugüne kadar, tarihin ve evrenselliğin merkezinde kalarak kendini takdim edegelmiştir. Batı-dışı toplumların sorunları ise tipik çevre ülke sorunları olarak görülmüştür. Avrupa-merkezci bakışın kültürel planda kendi kaynaklarına dönme ve bu kaynaklardan modernliği yakalama vurgusu yanında; gecikmiş, az gelişmiş ikinci bir dünya efsanesi uzun zamandan beri hafızalarda silinememiştir. Oryantalizm, postkolonyalizm tartışmaları bu konuda geniş bir literatürü kapsamaktadır.” (7)

Batılıların faşist dayatmaları

Soruyoruz, her defasında batının bombaları neden bu topraklara düşüyor? Batı, bu düşmanlaştırma/cepheleri çoğaltma sürecinde yabancı düşmanlığına neden sebebiyet veriyor? Yabancı düşmanlığını körükleyerek, cetvellerle belli sınırlar çizmek, bitmeyen düşmanlıklar yaratmak ve ardından da adına “medeniyetler arası savaş” denilerek mi insan hakları mahkemeleri kurulacak? Peki, içimizdeki kayıtsız şartsız batı aşkıyla yanıp tutuşanlar ne yapıyor? Amerika, İsrail, İngiltere ağzıyla konuşmayı bu çağın gereği sayıp batıya iman ediyorlar. Bunlar güya aydın, güya stratejist, güya yazar, güya okumuş-öğrenmiş adamlar olarak karşımıza çıkıyor. Nihat Genç’in ifadesiyle, “faşist dayatma yapıyorlar bu halka...”

“Oysa kendileri, batı medeniyetinin baskısı altında kişiliklerini kaybederek, aşırı bir batı hayranlığına yakalanmışlardır. Milletin kurtuluşunu, bu marazi düşkünlüğü memlekette yaymakta buluyorlar. Yaptıkları, düşüncelerde türlü buhranlar yaratarak, yurdu karanlık meçhullere doğru sürüklemek; özellikleri yaşadıkları çevreyi enine boyuna kötülemek, izah ve ispat edemediği için, itham; anlayamadığı için inkar eden ümitsiz ve kısır bir tenkit. Gerçeği bilmez bu aydınlar, olması gerekeni keşfe çalışıyorlar... Tek amaçları vardır, toplumu yıkıp yeni baştan kurmak. Vatanlarında hiçbir manevi haz duymayanların, bu vatanla nasıl ilgileri olabilir?” (8)

Batılılar kavgaya gürültüye alışmış sert bir kültürden geliyor. Ki –izm’ler bu dünyadan, bizim iç dünyamıza kadar uzanarak tüm dünyaya yayılmıştır. Bizim ve onların dünyası derken, ruhi boyutta, kültürel boyutta insanların, toplumların yaşadığı dünyalardan bahsediyoruz. Batı denilen bu dünya, kanlı tarihiyle, yaradanla dahi sorunları olan, bozuk, hasta, sakat ruh hali ile yeni yeni taarruz yöntemleri deneyerek topraklarımıza geldi, geliyor...

“Doğu ülkeleri, hele Müslüman ülkeler, iki yüz yıldır bir batılılaşma olgusu içindeler. Bu oluş henüz bitmemiştir. Yani, başta Ortadoğu, hiçbir doğu ülkesi, tam batılı olamamıştır. Ne Türkiye, ne İran, ne Hint, ne Arap ülkeleri…” (9)

Batıyı “tehlike medeniyeti” olarak gören Sezai Karakoç, batı medeniyetinin fikir temelini şöyle ifade eder: “Bu medeniyetin fikir temeli pozitivizm oldu. Pozivitizm yokluğu, ölümü koğmak, inkar etmek ister. Bunun için onu sıkıştırır ve gerer. O, bir yay gibi çekilir. Ama ilk fırsatta fırlar ve ‘ispat-ı vucut’ eder. Öbür medeniyetlerse (hele İslam medeniyeti) madde dışındaki ve üstündeki alemin hakkını verdiği, ona insan hayatı içinde bir yer ve vakit, bir seramoni ayırdığı için bu türlü patlak vermeleri önler. Madde at gibidir, böylesine kamçılanırsa parlar. Bu medeniyete karşılık, örnek olarak diyelim, İslam medeniyeti, insanüstü alemin de katıldığı, mukaddesler ülkesinin baş sığınağı bir sulh, iyilik ve huzur medeniyetidir. Onda ülke bir iyilik ülkesi (Beldetün tayyibe), bir sulh (Beldetün emin)dir. Orda herkes, birbirini gördüler mi ‘selam’, ‘selam’ der. Batı medeniyetinin getirdiği ise cehennemi bir hayat şartı ve iklimi olmamış mıdır?” (10)

Bugün bu tarihi coğrafya/medeniyet, batıya entegre edilmek istenmekte; Batı dayatmalarıyla yaşamaktadır.

İslam toplumlarında oluşturulan çarpıklıklar

E. Lavisse şöyle der: “Her kuvvet tükenir; tarihi yönetme gücü ilelebet devam etmez. Avrupa bu imtiyazı üç bin yıl önce Asya’dan devraldı, ama ne zamana kadar koruyabilecek?”

Sanırım kendimize gelebilmemiz için “gavur” dediklerimizin daha çok gavurlaşması lazım. Silkinip hareket edebilir, dirilebiliriz... Şayet var gibi telakki edilen, fakat “varlığı/yokluğu bir” dünyadan bahsediliyor.

“Batı dünyasının yaptıkları yalnızca fiili işgallerle sınırlı değildir. Karun gibi büyüme ve zenginleşme hırsından vazgeçmeyen Anglo-Sakson Protestan dünya, diğer toplumlar üzerinde her türlü harabiyet ve çarpıklığı oluşturmaktan da imtina etmemektedir. Ali Mazrui’nin de yerinde tespitiyle, özellikle İslam topluluklarının bünyesi üzerinde oluşturulan çarpıkları şu şekilde sıralayabiliriz: Sanayi olmadan kentleşme. Üretime dönük kalifiye insan gücü yetiştirmeden, sözlü eğitim. Bilimselleşme olmadan sekülerleşme. (Bilimin yükselişi olmadan dinin çöküşü.) Kapitalist disiplin olmadan kapitalist tamah... Yalnızca bunlarla da iktifa etmeyen Batılılar, bünyemiz üzerinde başka yaralar da açmıştır. Bunlardan en dikkat çekici olanı, kültür gibi önemli bir alanda meydana gelen hasardır.” (11)

İnanç sistemimizdeki “biz ve onlar” düsturunun, onlar cephesinin –onlar olduğu şuuruna erişemediğimiz için Ali Mazrui’nin yerinde tespitlerine maruz kalıyoruz. Bugün dünden daha fazla uyanık olma mecburiyetindeyiz. Mehmet Niyazi’nin ifadesiyle; “Varolabilmek kavgası...”

“Mazlum Doğu’nun Avrupa emperyalizmine açılmasının önemli aşamalarını şu şekilde düşünebiliriz: Hind okyanusu savaşlarında Batı’nın başarılı olması (16. yüzyıl); Kuzey Afrika’nın ve Süveyş’in Osmanlı Devleti’nden alınması (19. yüzyıl); Arap dünyası üzerinde tam egemenlik kurulması.(1914-1918)” (12)

Karamsar olmamalıyız

Yine tekrarlamakta yarar var: Karamsar değiliz. Olamayız. Herşeyin bitişi olduğuna göre, bu zulmün de bir bitiş süreci elbette vardır. Güneş batmadan doğar mı? Güneş demişken, Sezai Karakoç’un güneş özlemiyle devam edelim: “Bu güneşin yüzünde, bir Nietzsche lekesi, bir Marx gölgesi, bir Russel çiziği, bir Kafka çukuru, bir Freud yarası bulunsa da, yüzünün her yanına yayılan, bir Hz. İbrahim bıçağının parıltısı, Hz. Musa’nın elinin nuru ve en büyük peygamber, son peygamberin alın nuru güneşe esas ruhunu, fonksiyonunu ve anlamını veriyor. Ve ondan Hz. İsa’nın horozunun sesi geliyor. Biliyorum ki, O, Hz. İbrahim’den bize kadar herkese, o büyük yaratıcıyı hatırlatıyor. Ona şahitlik yapıyor.” (13)

Hedoizm’den (zevkçilik) kurtulduğumuz an, ümit ettiğimiz güneşli günler de gelecektir! Hedeoizm felsefesini hayat görüşü, yaşam gayesi, yaşayış nizamı olarak terk etmemiz gerekmiyor mu? Medeniyetimizin yeniden dirilmesi için, dünyamızın, dünya insanlığının huzura ve refaha erişebilmesi için hedoizm çılgınlığından kurtulmamız şart değil mi? Bugün karşımızda ne yapacağı belli olmayan, sağa sola saldıran, vahşileşen, iştahı kabarık dünya zalimleri varken sus-pus olmak, pasifize edilmek, ölü toprağıyla yaşamak bizleri rahatsız etmiyor mu?

“Yunan medeniyetini Pers ve Roma akımları yıktı. İslam medeniyetini Batı medeniyeti her nasılsa elde ettiği maddi bir üstünlükle, bir vakit doluncaya kadar zincire vurdu. Ama bugünkü Batı medeniyeti hiçbir dış faktör olmadan, kendi içinde kavruluyor, çökme belirtilerini veriyor.”(14)

Diyoruz ki: Dünya, emperyalist, sömürgeci, ayrılıkçı, despot, baskıcı, faşist duygu ve düşüncelerden, hal ve hareketlerden arınmalıdır.

“Onlarda kendimi seyretmiştim. İhtiyar bir medeniyetin dramı... Doğu ile Batı, Haç ile Hilal, muhteşem bir maziyle karanlık bir istikbal boğaz boğaza idiler. Ama kavga sona ermemişti henüz. Son söz söylenmemişti.” (15)

Kaynakça1. Ahmet Özcan, Milli Tanzimat-Bölgesel Birlik ve Dar’us Selam, Yarın Dergisi, Ocak 2006

2. Hasan Can, Küresel Baskıların Kıskacınca Bir Yeryüzü Azınlığı-Müslüman Diasporası, Yarın Dergisi, Şubat 2006-03-03

3. Peyami Safa, 20. Asır Avrupa ve Biz, Ötüken Yayınevi, İstanbul 1976, s.71/72

4. Stefanos Yerasimos, Nokta Dergisi, 3 Haziran 1990

5. Ali Şeriati, Dine karşı din, Çev. Hüseyin Hatemi, İstanbul 1990, s.39/53/72

6. Ahmet Özcan, Milli Tanzimat-Bölgesel Birlik ve Dar’us Selam, Yarın Dergisi, Ocak 2006

7. Taşkın Takış, Muhabbet-i Kadim, Doğu Batı Dergisi, Nisan 1998

8. Said Halim Paşa, Buhranlarımız, Tercüman 1001 Temel Eser

9. Sezai Karakoç, Dirilişin Çevresinde, Diriliş Yayınları, İstanbul 2000, s.56

10. Sezai Karakoç, Dirilişin Çevresinde, Diriliş Yayınları, İstanbul 2000, s.58

11. Hasan Can, Küresel Baskıların Kıskacınca Bir Yeryüzü Azınlığı/Müslüman Diasporası, Yarın Dergisi, Şubat 2006

12. Suat İlhan, Avrupa Birliğine Neden Hayır, Ötüken Yayınevi, İstanbul 2000, s.84

13. Sezai Karakoç, Dirilişin Çevresinde, Diriliş Yayınları, İstanbul 2000, s.50

14. Sezai Karakoç, Dirilişin Çevresinde, Diriliş Yayınları, İstanbul 2000, s. 56

15. Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa, Ötüken Yayınevi, İstanbul 1974, s.63

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 22.03.2006 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Afşin Selim

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Şantiyede ölen üniversiteli inşaat işçisi
    2. Hız kes, sakinleş, kendine gel!
    3. Evet ve hayır bir yana…
    4. Aydın olmak ama nasıl?
    5. Erdemli olmadan insan olunabilir mi?
    6. Halkın kurtuluşu için...
    7. İnsanı ve isyanı kuşanmak
    8. Yandaşların ve yoldaşların kardeşliği
    9. “Rol modeli” meselesi
    10. Zihnî kaşıntı
    1. Mankurtlaşma tehlikesi
    2. Teknoloji ve insan...
    3. Nihat Genç’ten sert cevap...
    4. Töreler din gibi mi algılanıyor?
    5. Böl, parçala, yönet: Hutu ve Tutsi
    6. John Baird’e ne borçluyuz?
    7. Töre nedir, ne değildir?
    8. Haçlı saldırıları ve İslâm dünyası...
    9. Paranın insana vurduğu etiketler
    10. Havranlı Seyit Ali Onbaşı
    1. Hadise’ye kırmızı halı seren İstanbul Valiliği
    2. Doğu Türkistan’a sahip çıkmak
    3. Eşitsizlik eşitliğine dair...
    4. Evet ve hayır bir yana…
    5. İşler, işsizler ve işine son verilenler...
    6. Ahlaksızlığa karşı ahlaklı bir duruş
    7. İngiliz tekmesi!
    8. Böl, parçala, yönet: Hutu ve Tutsi
    9. Haçlı saldırıları ve İslâm dünyası...
    10. Silahların gölgesinde yaşamak
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. '1961, 1982 değil 2023 anayasasını yapmak istiyoruz'
    2. 'El bombası attılar'
    3. 'Kürtaj yasaklanmalı'
    4. Yazıcıoğlu soruşturmasında 3 tahliye
    5. "Öğretmenine sahip çık"
    6. Dalga askeri aşamadı
    7. Siyonist katiller tutuklanabilir
    8. Ümmet, İslam Birliği'ni bekliyor
    9. Kadın garson zorunluluğu
    10. Devlet de Özal'ın ölümünü şüpheli buldu
  • Diğer

    1. Hatib: "İsrail sahte mezarlar aracılığıyla tarihi çarpıtıyor"
    2. Pakistan'dan füze denemesi
    3. Filistin'de milli mutabakat hükümeti görüşmeleri Kahire'de başladı
    4. Fatih Sultan Mehmet'in türbesini ziyaretle başladı
    5. PKK Iğdır'da 10 kişiyi kaçırdı
    6. Pakistan'da enerji krizi elektrik açığı 7200 megavata çıktı
    7. Amasya'da otomobil kamyona çarptı: 4 ölü, 1 yaralı
    8. Ayasofya önünde namazlı eylem
    9. Semih El Hamavi: "Annan Planı muhaliflere ölüm getiriyor"
    10. Gül: İstanbul, insanlığın ortak hafızasını taşıyan eşsiz bir şehir
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Bu olacak Ayasofya!
    3. Ya Allah!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Şok Detay
    6. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    7. Fethin erleri hocasıyla buluştu
    8. Kadın garson zorunluluğu
    9. Dalga askeri aşamadı
    10. Memura maaş farkı ve gecikme zammı
  • Çok Yorumlanan

    1. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    2. Zile Kalesi restore ediliyor
    3. Hollande Afganistan'da 'farklı' şekilde kalacak!
    4. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    5. Tekkeler niye kapatıldı?
    6. Küresel ekonomide "Yunan" korkusu
    7. Fransa'yı topa tuttu
    8. Katılım Bankaları yüzde 20'yi hedefliyor
    9. Bol keseden laf var
    10. Avrupa'da resesyon Rusya'da siyasi krize dönüşür
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek