" Ancak çok geçmedi bu defa da Rusya Başbakanı Putin Libya'ya yönelik saldırıyı 'Haçlı Seferi' olarak nitelendirdi..."
--BASINDAN--
Cahiliye dönemlerinde olduğu gibi: O dönemin "çılgınları", hatta daha açık ifadeyle "Kâfirleri" , önce yapar , sonra taparlar idi. Kimi zaman da önce üretir, sonra da tüketirlerdi. Yaptıkları "helvadan putlara" tapışları, ardından da, "mabut" ilan ettikleri helvadan mamul putları "şapır-şupur" yeyişleri bu çılgınlığın en tipik örneklerindendir.
Şimdi zaman değişti, değişen zamana göre yöntem de değişti. Artık, önce helva yapıp sonra tapıp ardından da onu yemekle yetinmiyorlar. Kendi taptıklarına tapılmasını dayatıyorlar... Bunu sağlamanın metodu da telkin ve tavsiye değil, akla hayale gelmez yöntemler kullanıyorlar: İşgaller, hak ihlalleri, terör organizasyonları, teröristleri himaye, teröristlerin her türlü ihtiyacını karşılama gerektiğinde fark ettirmeden teröre maruz bırakılan ülkelere "beşinci kol" faaliyetlerini musallat kılmaktır. Bu yöntem, anti demokratik bir yöntemdir, ne var ki bu yöntemi kullananların da esasen demokrasiyle-hukukla insan haklarına saygıyla, ülkelerin bağımsızlıkları ilkesiyle uzak-yakın hiçbir akrabalığı yoktur. Beşinci kol yöntemi kendisi bi zâtihî zulüm yöntemidir. Sayısız örnekleri içerisinde en göze çarpanı "Nazi Alman yası"dır.
"Beşinci kol çalışmalarını en mükemmel şekilde kullanan ilk devlet Nazi Alman yası'dır. Bu devlet, Gestapo aracılığıyla bir çok devletin içine sızmış ve halkı kendi görüşlerine göre yönlendirmiştir. Bu sebepten dolayı Nazi Almanyası II. Dünya Savaşı sırasında Polonya, Norveç, Hollanda, Danimarka, Avusturya gibi devletleri istila ederken bu çalışmayı temel koşul olarak görmüştür..."
Yöntemleri zulüm mekanizmaları olunca metotların da, elde edecekleri neticelerin de adaletten nasip dar olması düşünülemez.
Nitekim nazizmin mucidi Hitlerin, faşizmin önderi Musolini'nin akıbetleri birer ibret levhasıdır.
"Zâlimlere bir gün dedirir hazreti Mevla;
Tallahi lekad âserekallahu aleynâ..."
Her zulümde olduğu gibi, zalim müstahakkını bulmuştur, bulmuştur ammâ kimi zaman on binler, kimi zaman da milyonlar mahvı perişan edilmiştir.
Zulüm çarkını çevirenler hiç şüphe edilmesin ki "Haçlı" artıkları ve "Haçlı zihniyeti"dir. Her zaman olduğu gibi bu sefer de gaye siyonizmi hedefine ulaştırmak. 1897 Bazel konferansında güdülen gaye pek açıktır ve bellidir. Bu günün evanjelistlerinin gayesi de başkası değildir: "Arz-ı mevud "hedefine varmak, siyonizmin dünya liderliğini gerçekleştirmektir.
O gün, 1897 Basel konferansında alınan kararların zaman-zaman tahakkuk ettirildiğini esefle müşahede etmekteyiz...
Müslüman devletlerin ayrılıklara maruz bırakılması, ekonomik açıdan zayıf düşürülerek dışardan gelecek baskılara karşı dirençlerinin yetersiz hale getirilmesi, bir bakıma "müstemleke yönetimine" herhalde teslimiyete boyun eğmelerinin sağlanması...
Bu zillet, elbet de İslâm'ın izzetiyle bağdaştırılamaz. Ne var ki Müslüman devletler ve onların yöneticileri önce "izzet" denilen onur ve "haysiyet"in nimetinden uzaklaştırılmış, yozlaştırılmış ve ardından da 1897 tarihli Basel konferansının kararları hayata geçirilmeye başlanılmıştır.
Unutulmamalıdır ki, Siyonist kongreler ve konferanslar nerede ve hangi gündemle, ne maksatla toplanırsa toplansın, onların bir tek gündemleri ve yegane maksatları vardır: "Arzı mevûdu" gerçekleştirmek, Süleyman mabedini inşa etmek, Filistin'i dünya Yahudilerinin merkezi haline getirmek.
Denilebilir ki güncel konu "Bin Ladin" iken, "Basel Konferansı, siyonizmin hakimiyeti..." de neyin nesi?..
Elbet de Siyonizm... Çünkü hemen her taşın altında Siyonizm cinnetine dair sayısız örnek bulmak mümkün.
Afganistan, Irak ...işgalleriyle Basel konferansının doğrudan bir ilişkisinin olmadığı zannedilebilir. Böyle bir zan "kıt akıl yorumu" olabilir ancak... Bush'un, Irak'ı işgal ve iffetlere tasallutu dönemlerinde kendi ağzından şunları söylediğini işitmedik mi?.. "Tanrı beni arzı mevudu hayata geçirmek üzere görevlendirdi ve gönderdi..." Bir "11 Eylül" bahanesi İslâm'a ve Müslümanlara saldırmak için iyi kurgulanmış bir tezgahtı ve tepe-tepe kullandılar... Emperyalistlerin nerede işlerine yarayacaksa orada kullanmaya devam diyorlar ve devam edecekler...
İslâm âleminin şu son perişanlığında da kullanılan hep bu bahane oldu: "İslami fobia"...
Afganistan yandı-yakıldı; Libya'nın ahvalini tasvire dil dönmez, güç yetmez vicdanlar tahammül etmez...
Birleşmiş Milletleri kim ipler, kim kale alır?!.. NATO' mu?.. O'nu da geç bir kalem... NATO'yu matoyu takmadan Sarkozy saldı uçaklarını ve bastı bombardumanı...
Arkasından ABD... "Vâ esefâki" onun da ardından Türk uçakları... Müslümanların uçakları,yani bizim uçaklarımız; dahası: Kıbrıs çıkarmasında bize kol-kanat olan Libyalılara karşı bizim uçaklarımız...
"Batı'ya" köle bir zihniyyet söz sahibi olmadan bu cinnet manzarası oluşabilir miydi... Milletimiz böyle bir tavırdan yana değildir, üzgündür, manen perişandır...
"Kaddafi sivilleri öldürüyormuş. Siz Afganistan'da, Irak'ta ve halen Filistin'de ne yapmıştınız? Şimdi ne yapmak üzere gidiyorsunuz Libya'ya? Kaddafi yanlısı "sivil"leri öldürmek için değil mi?.."
Bu cinnetin mimarları bellidir: Evanjelist Bush ve O'nun iflah olmaz artçıları...
Bin Ladin'in sivilleri öldürdüğü iddiasıyla ortaya çıkan emperyalist güçlerin yaptıkları ne?.. Hem de devlet olarak yaptıkları ne?.. Canlarına, mallarına, iffet ve namuslarına kıydıkları insanların sayısını bilen var mı?.. Hangi insanlık, hangi koruma?..
Kaddafi'nin masum torunlarının hesabını kim nasıl verecek?.. Bunlar da Bin Ladin'in cinneti mi? Muhtelif akıllar ve vicdanlar ittifak etmiştir ki bu bir Haçlı işbirliğidir ve "Hilal"den intikam alma çabasıdır. İşte itiraf: "Fransız İçişleri Bakanı koalisyon güçlerinin Libya operasyonunu "Haçlı Seferi" olarak adlandırdı ve Sarkozy'nin bu Haçlı Seferine önderlik ettiğini söyledi..."
"Binlerce sivil Libyalıyı öldürdükten sonra; sonuç sıfır! Kaddafi ayakta! Batılı saldırganlar Sarkozy, Merkel, yumuşak diken Obama...vs. "Askeri çözüm yok!" diyorlar..."
"Son Haçlı seferi orada ve başka birçok görünür ve görünmez cephelerde sürüp gidiyor..."
İslam âlemi, merhum,Cennet mekân Erbakan'ı dinlemiş, D-8 leri hayata geçirmiş olsa , "Müslüman ülkeler birleşmiş Milletlerini; Müslüman Ülkeler Savunma Paktını..." işler hale getirebilmiş olsaydı, Sarkozy'ye ve O'na tabi olanlara sadece kenarda çenilemek düşerdi...
Artık anlamalıyız ki: Merhum Erbakan hocanın "D-8 ler Projesi" hayata geçirilmedikçe Haçlı çılgınlığı, tüm İslam âlemini kapsayarak kasıp-kavurmaya devam edecektir!..
Arkasından saç-baş yolmanın kimseye faydası yoktur. Şu anda acı örneğini yaşamıyor muyuz!?..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



