Hac mevsimi nihayete erdi. Hacılar memleketlerine dönmeye başladı. Uzaktan yakından aldığımız haberlere göre hacılarımızın çoğu grip olmuş, gelmelerine yakın yakalandıkları hastalıkla tamamlamışlar ziyaretlerini. Rabbim yolunda çekilen her sıkıntının karşılığını verecek elbet. Onlar o diyarların ulvi atmosferini buralara getiriyorlar. İnşallah yüklenip geldikleri o kutsî hava, uzun bir süre sarıp sarmalar onları. Hac dönüşü insan, gündelik hayatın rutinlerinin ve fındık kabuğunu doldurmayan önemsiz meselelerin, nasıl da yavaş yavaş hayatı ele geçidiğini görünce telaşa kapılıyor, kendini kötü hissediyor. Rabbim bu telaş ve korkudan mahrum etmesin bizleri. Ama her dönüp geleni er ya da geç bekleyen bir şey.
Şimdi adını hatırlayamadığım ashab-ı kirâmdan biri, Rasulullah’ın huzuruna geliyor ve mahzun bir ifadeyle, kendisinin ve arkadaşlarının münafık oldukları yolunda duydukları endişeden bahsediyor. Mübarek Rasul(sav) neden böyle bir kanıya vardıklarını sorunca da, onun yanında kendilerini saran o güzel halin, onu yanından ayrılınca kaybolduğunu, aynı güzelliği muhafaza edemediklerinden dert yanıyor. Onun yanındayken başka, evlerine dönünce başka olmalarından dolayı, münafık mıyız yoksa biz diye bir korku sarıyor yüreklerini. Gül yüzlü Rasul(sav), yüreği yanık, onun ağzından çıkacak her kelimeyi beynine kazımaya hazır sahabisine, bunun fıtrata mahsus, normal bir hal olduğunu, korkulacak bir şey olmadığını söylüyor. Hatta, “eğer siz, benimle olduğunuz hal üzere kalsaydınız, melekler her geçtiğiniz yerde sizinle musafaha ederlerdi”diyor. Bu nasıl bir korku, nasıl bir teselli.... Ve ümit kesmeden yola devam etmenin başka bir ifadesi.
Geçen hafta Cuma gününe hürmeten bir araya geldiğimiz bir arkadaş toplantısına, birkaç hafta önce hacca uğurladığımız bir kardeşimizin gelişiyle hepimiz çok duygulandık. Kur’an-ı Kerim tilavet edildiği sırada, dostumuzun kapıdan girişiyle hepimizi farklı bir hâl aldı. Onu da yakalayan grip nedeniyle hasta olduğunu duymuştuk ve en kısa zamanda hacımıza hoşgeldin ziyaretine gidecektik. O ise, bir arada olduğumuz o güzel günü, yaptığı sürprizle daha da güzelleştirdi. Doğrusu ben yüzüne bakmaya doyamadım. Hafif solmuş yüzü, çatlamış dudaklarıyla hiç bu kadar nurlu görmemiştim onu. Hepimizin yüzünde gıpta ve onun geldiği yerlere özlem vardı. Daha önce hiç gitmemiş olanlar bir hasretle yanarken, gidip oraların tadını alanlarımız bin hasretle yandı. İstisnasız herkesin gözleri doldu. O gün gidenlerin getirdiği manevi havadan istifade etmek oldu duamız. Ve hasretlerimize kavuşmak...
Evine dönen ya da dönüş yolunda olan tüm hacılarımızın hacları mübarek olsun! Allah Teala onları ve bizleri hayatını hac yolculuğunda gibi yaşayanlardan eylesin! Satırlarımızı Hasan-ı Basrî hazretlerinin insanı yüreğinden vuran bir sözü ile nihayete erdirelim: “Duamın kabul olmayacağından değil, dua edememekten korkuyorum.”


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



