Soru: "Sonra menasikinizi (hacca ait ibadetlerinizi) bitirince (şeytan taşlayıp farz tavafı yaparak, Mina'da yerleştikten sonra, cahiliyet devrinde) babalarınızı (böbürlenerek) andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla (daha şevk ve heyecanla Allah'ı zikredin (anın). Asıl O'nun yüceliğini, kudret ve azametini, sizlere verdiği ni'metleri yad edin. (O'ndan dünyevi ve uhrevi hayırlar isteyin). Artık o insanlardan kimi "Ey Rabbimiz bize (nasibimizi) dünyada ver" der ki, onun (gibi dünyaya düşkün olanlar) için, ahirette hiçbir nasip yoktur" (128) ayet-i kerimesini izah eder misiniz?
Cevab: Bismillâhirrahmanirrahim.
Cahiliyet ehli, hacdan sonra Mina'da, mescitle dağ arasında otururlar, bütün gün babalarının iftihar edilecek menkıbelerini anarlardı, her biri bununla kendisinin akran (arkadaş)ları arasında yükselmesini isterlerdi. Allah-u Teâlâ Hazretleri bu ayeti celileyi inzal buyurarak, Müslümanları bu işten men etti ve onlara, babalarını anmaları yerine, kendisini zikretmelerini ve kendisine ta'zim ve senada bulunmalarını emretti. (129)
Zira bütün hayırlar O'nun tarafındandır. Babaları ise O'nun kullarıdır. Onlar bütün kavuştuklarına Allah'ın fazl-u keremiyle kavuşmuşlardır. Binaenaleyh herşeyden çok O'nu anmaları, O'na tazimde bulunmaları gereklidir.
Zaten babalarının menkıbe (iyilik hikaye)lerini anarak gururlanmak yalan yere ise, dünyada alçaklık ahirette ise azap vesilesidir, eğer doğru ise, riya, kibir ve gurur gibi kötü ahlaka dahil olduğundan insanın helâkına sebep olan şeylerdir.
Öyleyse her bakımdan faydalı olan, Allah'ın zikriyle meşgul olmak, elbette ki bu gibi, dünya ve ahirette alçaklık ve felaket getiren şeylerle uğraşmaktan efdal ve evla (daha üstün ve uygun)dur. Yukarıdaki ayet-i celilede: Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin "babalarınızı andığınız gibi Allah'ı zikredin" buyurması, bir çocuğun ilk konuşmaya başladığında sadece ana-babasını tanıyıp, onlara ana-baba diye çağırdığı gibi siz de Allah'ı öylece anın, demektir.
Allah-u Teâlâ, kendisinin çok zikredilmesini emrettikten sonra, kullarını, duanın kabul olunacağı o mübarek yerlerde kendisine dua etmeye irşad etmiş, fakat ahiretten yüz çevirip, sadece dünyayı isteyenleri zemmetmiş (kötülemiş)tir. İbn-i Abbas (R.A.)'dan rivayete göre: Araplardan bir cemaat, Müzdelife'de vakfe yerine gelerek: "Ey Allah'ım bu seneyi yağmur ve bolluk senesi yap, güzel çocuk doğurma senesi yap" derlerdi.
Abdullah İbn-i Zübeyr (R.A.)'dan rivayete göre de: Cahiliyet devrinde insanlar, Meşar-i Haram'da vakfe yaptıklarında: "Bana deve ver, bana koyun ver" diye dua eder ahiret işlerinden birşey istemezlerdi. Allah-u Teâlâ, bunlar hakkında: "Ya Rabbi bize sadece dünyada ver, der, ahirette ise onun için hiçbir nasip yoktur" mealindeki bu ayeti indirdi.
Sadece dünyayı isteyenlerin kötü hallerini beyan eden diğer ayet-i kerimeler:
"Onun için sen habibim! Bizim zikrimiz (Kur'an)'dan yüz çeviren, dünya hayatından başkasını arzu etmeyen kimselerden yüz çevir." (130)
"Artık kim, haddi aşmış ve dünya hayatını tercih etmişse, işte muhakkak ki, kızgın ateş (cehennem) onun varacağı yerin ta kendisidir." (131)
"Kim, bu acileyi (çarçabuk geçen dünyayı) dilerse, biz de burada ona, (evet) kimi dilersek ona, dileyeceğimiz şeyi çarçabuk veririz. (Sonra da onu cehenneme sokarız. O, oraya (cehenneme) kınanmış ve (rahmetimizden) kovulmuş olarak girer." (132)
"Kim (yalnız) dünya hayatını ve onun ziynetini arzu ederse, onların amellerini (yaptıklarının karşılığını) orada (dünyada) tamamen öderiz. Ve onlar orada (bu hususta) bir eksikliğe uğratılmazlar." "Onlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendilerine ateşten başkası yoktur. (Dünyada) işledikleri şeyler (iyilikler) orada boşa gitmiştir. Ve (zaten) onların bütün yaptıkları batıl (boş)'tur." (133)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



