Bulgaristan'da etnik gerginlik tırmanıyor. Bulgarlar ve Romenler arasında iki gündür çatışmalar yaşanırken, ırkçı gösteriler de ülke geneline yayılıyor.
Bu gelişmeler şaşırtıcı değil. Zira etnik gerginliğin ilk kıvılcımları bu yıl başkent Sofya'da ortaya çıkmıştı.
Hatırlayacak olursanız 20 Mayıs Cuma günü aşırı milliyetçi Bulgarlardan oluşan fanatik bir grup Sofya'daki Banyabaşı Camii'nde Cuma namazı kılmak üzere bir araya gelmiş olan Müslümanlara saldırmış, avluda namaz kılanların seccadesini alıp yakmış, Türkleri simgelediğini düşündükleri fesleri parçalamış, cemaati taş ve yumurta yağmuruna tutmuştu. Irkçı ATAKA Partisi mensubu olduğu belirtilen grubun saldırısında 1'i ağır olmak üzere 10 Müslüman yaralanmıştı.
Bulgaristan'daki yönetimler ile Türk ve Müslüman azınlık arasında zaman zaman problemler yaşandığını; Bulgar ulusal kanalında 10 dakika yayın yapan Türkçe haber programının kaldırılmak istendiğini, seçim sandıklarında usulsüzlükler olduğu iddiasıyla Türkiye'de oy kullanma işleminin yasaklanması için girişimlerde bulunulduğunu, bu durumun ciddi gerginliğe yol açtığını, Bulgaristan Büyükelçisi'nin Türkiye dostu olduğu gerekçesiyle geri çağrıldığını, Bursa'daki konsolosluk sorununu, Türkiye'den tazminat talebi meselesini, Türk tiyatrolarının "birleştirme" adı altında kapatıldığını ve Başmüftülük krizi gibi sorunların var olduğunu bilmeme rağmen Sofya'daki çirkin saldırıya ilişkin haberler ajanslara düştüğünde bu öfkeye bir anlam verememiş, şaşırmıştım. Çünkü totaliter rejimin ardından Bulgarların diğer azınlıkları artık içlerine sindirdiğini, geçmiş düşmanlıkların bir kenara bırakıldığını düşünüyordum. Ancak Bayrampaşa Belediyesi tarafından "Kardeşlik sınır tanımaz" sloganıyla gerçekleştirilen "Balkanlar'da Ramazan" programı dolayısıyla bulunduğum Kırcaali kentinde duyduğum melodi, yaşananlara şaşırmamam gerektiğini gösterir gibiydi. Bu melodi aşırı milliyetçi gençlerin dimağlarının kin ve öfkeyle ne şekilde yıkandığını ortaya koyuyor, Bulgaristan'da düşmanlıkların son bulmasını istemeyen çevrelerin hâlâ var olduğunu, dahası oldukça etkin olduğunu gösteriyordu.
"Herkes silah başına"!!!
Kırcaali Belediye binasının yanındaki kafede otururken duyduğum bir melodiydi, bu. Her saat başı kentin meydanından şehre doğru yayılması dikkatimi çekiyor. Önce müziğin kiliseden geldiğini düşünüyorum. Tahminimde yanılıyorum zira ses kiliseden değil saat kulesinden geliyormuş. Çevremdekilere bu melodinin ne olduğunu soruyorum.
Duyduklarım karşısında irkiliyor, kulaklarıma inanamıyorum.
"Şaka yapıyorsunuz değil mi? Mümkün değil... Hâlâ böyle propagandalar yapılıyor mu? " sözleri dökülüyor ağzımdan. Çünkü söz konusu melodinin sözleri şöyle:
Rüzgar silah öttürür, Balkan gürler
At üzerinde tek yiğit
Kalk borusuyla kardeşlerini çağırır
Herkes silah başına!!!
Vakit geldi,
Uykudan uyanın
Uzun süren köleliğe yeter artık
Herkes silah başına!!!
Kalk kalk Balkan yiğidi
Derin uykudan kalk!
Osmanlılara karşı Bulgarlara önder ol!
Yanlış okumadınız...
Bu melodiyle Bulgar halkı, Bulgaristan'da Türklerin ve Müslümanların en yoğun bir biçimde yaşadığı kentte dahası vali yardımcısı ile belediye başkanının ve çalışanlarının çoğunluğunun Türk olduğu bir belediye binasının yanı başındaki bir saat kulesinden her saat başı " Türklere ve Osmanlılara karşı savaşa" çağrılıyor. Kentin meydanı her saat "düşmanlık tohumu eken" bu melodiyle çınlıyor.
Sadece müzik var, söz yok. Ama duyan herkes bu melodinin hangi manaya geldiğini çok iyi bir biçimde anlarmış. Zira ilkokuldan itibaren bu marş, çocukların belleklerine kazınırmış. Hatta bu eğitim dolayısıyla Türk çocukları okulda Türk olduklarını söylemek istemezmiş. Çok sayıda çocuk "Ben Türk değilim" diyormuş...
Norveç saldırısı sonrası Avrupalı aydınların ve liderlerin ırkçılıkla gerektiği gibi mücadele etmedikleri, bunun da ötesinde oy kaygısıyla etnik ayrımcılığa prim verdikleri şeklinde özeleştiride bulunduğu bir dönemde ırkçılık ve düşmanlık tohumu ekmeye devam eden mesajlar içeren bu melodinin kullanılmasının neden engellenmediğini Belediye Başkanı Hasan Azis'e sormak istedim. Fakat o sırada belediyede olmadığı için kendisi ile görüşemedim.
Bulgaristan'da tek Türk vali yardımcısı olan Esat Sadık'a bu durumu sordum. Vali Yardımcısı Sadık, " Evet öyle ama... Benim bunu kaldırmaya yetkim yok..." türünden cevaplar verdi. Beklemediği bir soruyla karşılaşmış gibiydi.
Esat Sadık, bu konunun belediyenin uhdesinde olduğunu, belediye meclisinin alacağı bir kararla bu rezalete son verilebileceğini söyledi.
Doğrusu çağdışı uygulamanın hâlâ sürmesinin yanı sıra Türklerin yönettiği bir belediyenin etnik düşmanlığı körükleyen bu melodiye son verme konusunda herhangi bir girişimde bulunmaması da ayrıca inanılması güç bir durum.
Son söz: Şu anda Bulgaristan'da yönetimde bulunan hükümetin başbakanı sürekli olarak Türkiye'ye sıcak mesajlar veriyor. Türkiye de komşularıyla düşmanlıklara son veren politikalar izliyor. Dolayısıyla bu olumlu atmosfer iyi kullanılarak, bazı Balkan ve Arap devletleriyle yapılan anlaşmalar gereği tarih kitaplarındaki düşmanca ifadelerin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmaların benzeri Bulgaristan ile de yapılmalı ve bu utanç verici propagandaya son verilmelidir.
Şüphesiz bundan her iki ülke de kazançlı çıkar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



