Hidayet vakaları hangimizi heyecanlandırmaz ki? “Vay be, adam neydi ne oldu’’yla özetlenebilecek keyifli şaşkınlıklar... Mahallenize yeni taşınan bir insanın kattığı sıcaklığa benzer bir sıcaklık. Ne kadar uzaktan gelmişse, o derece daha bir iyi ağırlanan... Biz bu mahallenin yerlisi, sahibi ve sakiniyiz der gibi içeriden dışarıya doğru fırlatılan bakışlar...
Bir de mahalleye dışarıdan bakmak gerekmez mi, acaba ne derece mahallenin yerlisi ve içindeyiz?
Oysa hidayet, bir mekânın kabulüne mazhar olmak değil, yola koyulmak, aydınlığın izini sürmektir. Her an ışığı yitirip yanlış sokaklara dalmak olasıdır. Her namazda ve her rekâtta okuduğumuz Fatiha suresindeki yakarışımız boşuna değil: “Bizi doğru yola ilet, nimet verdiklerinin yoluna, azıp sapmışlarınkine değil!”
İnsanların bir kısmı düz bir istikamet ve emin adımlarla ulaşır hakikate. Kimisi kalkmak üzere olan trene son dakikada nefes nefese yetişen yolcu gibidir. Bazısı da vardır ki, bütün kapıları çaldıktan, bütün mekânları çiğnedikten sonra evine, çoluk çocuğunun yanına dönen adama benzer.
Evinin ve ailesinin kıymetini anlaması için bazılarının gece-ayaz demeden dışarıyı dolaşması gerekiyor. ‘Küfre yaklaştıkça inancın artması’ böyle bir şey olsa gerek. ‘İçeriye dışarıdan girilir’ kuralı geçerlidir bu kişiler için. Ama asıl olan içeriden dışarıya açılmaktır. Dönüp dolaşılarak tekrar gelinecek yer ne de olsa içerisidir. Ve ‘dışarıya o sızar, içeride ne varsa’
Hidayet, eve dönüş sevincidir.
Bir derlenip toparlanma, sakinleşip durulma olayıdır hidayet. Kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibi.
Tanıklık edilen, seyredilebilir bir tarafı vardır. Kendini içeride kabul edenlerin dışarıya açılan seyirlik penceresi hep açıktır. Evden kaçan evlatlarının bir gün olup eve döneceği ümidini diri tutmak için açık tuttuğu bu pencereye yakın otururlar. Evdekiler dışarıdan içeriye adım atanların özür diler gibi bakışlarına, “ben sana dememiş miydim” tonunda karşılık verirler. Kapılar sımsıkı dışarıya kapanmıştır artık. Sadece pencereden içeriye ezan sesi doluşmaktadır. Duvardaki saat ‘Müslüman Saati’dir.
Modern zamanlarda hidayet, karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak kadar acil, ya da onlarca rafta yüzlerce kutuyu dolaşarak kimsenin ayak basmadığı örümcekli köşedeki ilacı bulabilmek kadar basiret ve feraset gerektiren bir durum.
İnsanın kendi ışığı ve iç ateşiyle kendi istikametini bulmasıdır hidayet. Mühtedinin kimsenin ışığına ya da koltuk değneğine ihtiyacı yoktur. Çünkü o hızını kendinden alır.
Ulaşma, varma ya da gelme durumu değil, modern lügatlerin yabancısı olduğu ‘erme’ halidir.
Hidayete ermek!
Herkesin U Dönüşü yaptığı bir dünyada “Hû Dönüşü’ne geçmektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



