Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden azad"ı muştulayan Ramazan'ın son on gününün arefesiydi. Büyük kalabalıklar hengamesinden sıyrılıp "itikaf"la yalnızlaşma, "Yaradan"la dert paylaşma günleri... Gün ortasında Trakya'da, Silivri'de, Çatalca'da "gök yarıldı" haberleri geliyor... Ve ertesi günün sabahı İkitelli ve Bağcılar; yarılan gökkubbenin bıraktığı "rahmet"le felakete teslim oluyor. Ayamama'da, Tavukçu ve Papaz Köprüsü'nde can pazarı yaşanıyor. Nuh Tufanı gibi...
Depremi 4 gün önce haber veren sisteme doya doya sevinemeden, sel felaketi ansızın yakalıyor bizleri. Felaketin ilk izlerine Atatürk Hava Limanı'nın önündeki Çoban Çeşme Fidanlığı'na yaklaştığımızda şahit oluyoruz. Devâsa fidanlık, âdeta içinde sazlık bulunan bir göle dönüşmüş. Görevlilerin bulunduğu evlerin birinci katını sel suları yutmuş.
Tepeciklerdeki insanlar, ölümü seyrediyor; umutsuzca. Ölümle yaşam arasındaki ince çizgi, kahverengi suya yansıyan sülietlerde netleşiyor. Korku ve ümit bir arada; birilerinin gözleri yerinden fırlamış, birilerinin kalbi ise tevekkül ile çarpmakta.
Trafik alıştığımızdan daha felaket. Sefaköy araba çöplüğü. Fakat ileride daha büyük bir tufanın olduğunu nereden bilebilirdik? Rüyada gördüklerimizin, seyrettiklerimizin yanında hayal kalacağını, nasıl tahmin edebilirdik?
Hergün kolayca geçebildiğimiz Ayamama Deresi'nin ötesine geçebilmek, ne kadar zormuş meğer. Kolluk kuvvetleri, her şeyi bir kibrit çöpü gibi önüne katıp kovalayan, canı olan her şeyin nefesine çamur tıkayan dereden uzaklaşın diye feryad ediyor. Kimin umurunda?!..
Askeri helikopter, İnanç Gümrükleme'nin binasının üzerine inip inip kalkıyor. İpe bağlı olarak inen bir insan, yanında bir bedenle yükseliyor semaya. Canlı, cansız farketmeden. Sular hâlâ yükseliyor. TIR'lar, arabalar, eşyalar ve kulaklarımızın işitemediği iniltiler gözümüzün önünden akıp gidiyor, toprağa boyanmış azgın sular arasında.
Ve bir bez parçası takılıyor köprüye. Adı mucize. Birileri koşuyor, el yordamıyla yokluyor. "Burada bir insan var, insan..." diye feryad diyor. Eller çoğalıyor, bez parçası azgın sulardan alınıyor, içindeki bir kadınla. Zayıf da olsa nefes alıyor. İlk müdahaleden sonra Rumeli Hospital'a yetiştiriliyor. Öldürmeyen Allah öldürmüyor. Kimbilir belki de, bebesine bir süt için rızkını aramaya çıkan bu genç kadın, süt bekleyen çocuğuna bağışlanıyor.
Öteki taraftan, afeti fırsata dönüştürme aç gözlülüğüyle, bir sahte seramik parçasını kapabilmek için sel sularının titrettiği köprünün altında hayatlarını hiçe sayanlar. Dehşet!.. Canların sularda kaybolduğu saatlerde, ölüme meydana okumak. Felaketten daha dehşet!.. Ölümüne yağma!..
Gazetemizin sahibi Ömer Yüksel Özek, Genel Müdürümüz Nezir Aydın ve İşletme Müdürümüz Refik Demirkol'la birlikte kordonu yarıp, bir kısmı çatlamış köprünün üzerinden tesislerimizin nizamiye kapısına ulaşıyoruz. Sular 1.5 metrelik subasmanını zorluyor. Felaket içindeki felaketi seyrederken ayaklarımızın bağı çözülüyor.
İş makinesinin paletlerine bindiğimiz gibi, felaketin ortasındaki "hizmet teknemiz"e ulaşıyoruz. Aydınlık dağıtan bu tesisler şimdi kapkaranlık. El yordamıyla çıkıyoruz basamakları. Sesimize, acımıza kısa devre yapan telefon zilleri cevap veriyor. Her şey göçmüş. Elektrik yok, su yok, telefon yok, internet yok, ajanslar yok. Bütün atardamarlarımız felaketin esiri olmuş.
Bodrumumuz ise sanki kimseler zarar görmesin diye, bütün azgın sel sularını yutmuş. İçindeki tarihe ışık tutan paha biçilmez arşivimize, çeşitli belgelerimize, resmî evraklarımıza, müesseseye hayat veren elektrik santraline, Cansuyu Yardım Derneği'nin fakir-fukara için toparladığı eşyalara rağmen. Şimdi boğazına kadar acı dolu. Bu bulanık ve acı su belki 3-5 günde boşaltılabilir, fakat bıraktığı tortu belki de bizi üzecek bir ömür boyu.
Kiralık elektrik jeneratörünün ürettiği paylaşılması güç enerjiyle, felaketi ve terör örgütünün hunharca katlettiği canların dramlarını veriyoruz, kendi dramlarımızı unutarak, unutmaya çalışarak. Dün sizi mahrumiyet bölgesindeki karanlık odalardan aydınlatmaya çalıştık, 12 sayfamızla. Bugün ise normale dönmemiz yine güç gözüküyor. Lütfen kusura bakmayın, bugünlerde sizlere iyi haberlerimiz yok.
Ve bizler, Genel Yayın Yönetmenimiz Necdet Kutsal'ın olağanüstü gayretleriyle, hâlâ felaket bölgesinin ortasından sizlere ulaşmaya çabalıyoruz.
Dualarınıza o kadar çok muhtacız ki...
Rahmet-i Rahman'a kavuşanlara, yakınlarını kaybedenlere, yurtsuz-yuvasız kalanlara...
Lütfen dualarınızı esirgemeyin.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



