Mesuliyet üstlenebilmek(I)
Bir çocuğa uygun şartlarda iş ve sorumluluk vermek, onu yerine getirmesini beklemek, bu konuda ona güvenmek, çocuğun fikren ve aklen gelişmesine ve olgunlaşmasına yardım eder. Bilgiler sadece öğretim yoluyla elde edilmezler. Eğitim ve öğretim yoluyla elde edilen bilgiler her ne kadar daha hızlı ve programlı ise de hayat tecrübelerinin öğrettiği bilgiler daha sağlam ve kalıcıdır. Sorumluluk üstlenilmesi ise çocuğa ayrı bir güven ve tecrübe verir. Bunların hepsine ihtiyaç vardır.
19 yaşında bir komutan!
Bilindiği gibi Allah Resulü (sav) henüz 19 yaşlarında olan Üsâme'yi devrine göre oldukça büyük bir ordunun başına vererek Bizans hudut boylarına göndermek için hazırlık yapmıştı. Medîne'den ayrılan ve hazırlıkları gözden geçirmek, eksiklerini tamamlamak için Medîne dışına çıkan ve orada karargâh kuran ordu, Allah Resulü'nün hastalanmasıyla karargâh kurduğu yerden ayrılamamıştı. Allah Resulü'nün vefatından sonra Ebu Bekir (ra) tarafından yola çıkarılmış, Üsâme (ra) üstlendiği vazifeleri hakkıyla yerine getirerek Medîne'ye dönmüştü. Allah Resulü'nün henüz gençliğinin baharında sayılan ve şüphesiz hayat tecrübesi az olan Üsâme'yi komutan tayin etmesinin, nice büyük insanın bile kolay kolay üstlenemeyeceği komuta görevini böyle bir gence vermesinin üzerinde çok ciddî olarak düşünülmelidir.
Bu hadiseye Üsâme (ra) açısından bakalım. Böyle bir seferin ona kazandırdığı tecrübeyi, öğrettiklerini, ilmî seviyesi son derece iyi ve donanımlı bir üniversitenin bile öğretemeyeceği, kazandıramayacağı açıktır.
Başkasının sorumluluğu altında iş yapan veya yardımcı olarak işe katılanlar ile asıl sorumluluğu üstlenen ve netîcede aynı işi yapanlar arasında çok ciddî farklar vardır.
Üsâme'nin görevlendirilişini, çocuk yaşlarda olduğu için değil, böyle mesûliyet yüklenmesinin nasıl bir tecrübe ve bilgi birikimine, kendine güvene vesîle olacağını dile getirmek için zikrettik. O her ne kadar gençliğin ilk yıllarında ve tecrübesiz ise de netîcede artık mükellef bir insandır. Ancak verilen görev bu yaşa göre oldukça ağır sayılabilecek bir görevdir. Fakat onu iyi değerlendiren, kabiliyetlerini, cesaretini iyi bilen Allah Rasûlü'ne göre altından kalkabileceği bir görevdir. Nitekim öyle de olmuştur...
Çocuklara uygun sorumluluklar verilmeli!
Çocuklar, küçük yaşlardan itibaren, yaşlarına uygun küçük sorumluluklar verilerek yetiştirilmeli, gerektiğinde uzaktan takip edilerek üstlendiği vazifeyi başarması için önüne çıkan engeller ortadan kaldırılmalı veya kendisine yol gösterilmelidir. Verilen işte ona güvenilmeli ve bu güven kendisine hissettirilmelidir. Büyükleri tarafından kendisine güven duyulması, hem onun başarısına tesir edecek, hem de özgüveninin artmasına, kendisine güveni olduğu için de girişken olmasına vesile olacaktır. Bu da yeni başarıların elde edilmesini sağlayacaktır.
Henüz yeni yürüyen bir çocuğun eline bir şey verip; "Hadi bunu anneye götür!" veya "babaya, amcaya, ablaya götür, ver!" denilince, çocuk da denileni yapıp alıp götürünce, başardığı bu işle ne kadar mutlu olduğuna dikkat ediniz. Bakkala, simitçiye parayı onun vermesi küçük dünyasına sevinç katacaktır.
Kuzuyu ağıla onun katması, avucundan ona tuz yalatması, mutfaktan bardağı düşürmeden getirmesi, biraz büyüyünce küçük kardeşini kucaklayabilmesi, sallayarak uyutabilmesi, sobayı tutuşturabilmesi, kırdan papatya toplayıp ondan kolye yapabilmesi, pişirdiğimiz çöreğin komşu ve dostlara onun tarafından dağıtılması... hep böyledir.
Yeni yürümeye çalışan küçük bir çocuğun kanapeye, koltuğa veya küçük bir masaya çıkmaya çalıştığını düşününüz: Uğraşıp didinerek, tekrar tekrar deneyerek bunu başardığında ve çıktığı şeyin üzerinde ayağa kalkıp doğrulduğunda çevresine nasıl bir muzaffer eda ile bakar ve zafer çığlıkları atlar, bacakları üzerinde yaylanarak sevincini belli eder. Evet, bu onun için bir başarıdır ve büyük bir değer taşır. Çevresinde yer alan insanların onun sevincine ortak oluşu da ayrıca sevincine sevinç katar.
Bir çocuğun büyüklerin yapabildiği bir işi başarması, bir konuda sorumluluk alması da bunun gibidir. Aldığı sorumluluk onu olgunlaştırır, ulaştığı başarı sevindirir ve kendisine hayat boyu kullanabileceği bir tecrübe kazandırır.
Yaş büyüdükçe çocuğa verilen sorumluluk da büyümeli, çocuk verilen sorumlulukların da giderek büyüdüğünü anlamalı, böylece kendisine güvenildiğini, yükseldiğini hissetmelidir.
Çocuklarımıza duyduğumuz güvensizliğin, "o henüz çocuk, böyle bir için altından kalkamaz," anlayışının ve bu duygularla çocuklara sorumluluk verilmeyişinin çocuklarımızın çekingen olarak yetişmesine sebep olduğu bir gerçektir ve ne yazık ki bizim çocuklarımız, ortalama olarak birçok ülkenin çocuklarından daha çekingendir. Çekingenlik ile hayâ veya hürmet duygusu da birbirine karıştırılmamalıdır.
Ayrıca çocuk, hep korunulan, hep kendisine hizmet edilen, her ihtiyacı olduğunda yanına koşulan, her istediğini, ağlayıp sızlayarak başkalarına yaptıran biri olmaktan da kurtarılır. Bir çok şeyi kendi kendisine başarmanın mümkün olduğunu görürür, hazzını duyar. Çocuk her düştüğünde yanına koşulmamalı, senden yardım isteyen, gelmen için dönüp sana bakan gözlerine bakarak; "- Haydi, hop de kalk yavrum! Sen aslan gibi kalkarsın!" demek ve kendi kendine kalkmasını beklemek daha doğrudur. Ancak tehlikeli düşüşlerde yanına koşulmalı, kendisiyle ilgilenilmelidir. Hayatın, düşe kalka devam ettiği, bütün bunların üstesinden gelebileceği ona öğretilmelidir. O, şefkate de muhtaçtır, kendisine güvenmeye de...
Enes (ra) anlatıyor:
Şimdi, çocukların mesuliyet üstlenmesi veya onlara mesuliyet verilmesi ile ilgili hatıraları paylaşıyoruz: Çocukluk çağlarındaki bir görevlendirmeyi Enes (ra) anlatıyor: "Resûlullah (sav), bir kadınla düğün yapıyordu. Beni gönderdi, insanları yemeğe ben davet ettim." [Buhari, Tirmizi]
Enes'in (ra) adını vermek istemeyip "bir kadın" diye zikrettiği Zeyneb Bint Cahş (ra) Vâlidemizdir. Enes'in sahabeleri düğün yemeğine davet için görevlendirilmesi onun düğününde olmuştur.
Enes'in (ra) bu görevlendirmeyi bir iftihar vesilesi olarak aktarışı, onun böyle bir sorumluluğu o çağlarda üstlenmekten ve kendisinden isteneni yerine getirmekten ne derece mutluluk duyduğunu bizlere hissettirmeye yetiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



