Mutadımız olmadığı halde Ramazan bayramı vesilesiyle, yolların araç seline dönüştüğü trafikte büyük bir zahmeti de göze alarak "ihtiyaç"tan Balıkesir'in Akçay ile Altınoluk arasına sıkışmış Güre beldesine gittik.
Hani zamanın behrinde Orhan Veli "taşı toprağı altın olan İstanbul"da, "Hava bedava, su bedava!" deyip "İstanbul'da bir türkü tutturmuş" ya! Artık "organik hava" arayan İstanbullu, paralı da olsa kendine "hava" aramaya başlayınca, uyanık Güreliler "Allah'ın havası"nı, paraya tahvil ederek "taşı toprağı" değil de "havasını altın suyu"na batırarak Kaz dağlarının oksijeni bol havasını satmaya başlamışlar.
İlginçtir ki, Güreli mi desem Güre'nin uyanık belediyesi mi desem bilemiyorum. Bu insanlar "Kaz dağlarının havasına sığınıp her şeyi yüzüstü bırakmışlar. Neredeyse "yan gelip yatmak" Güreli'nin yaşam tarzı olmuş. Bu konuda hiç kuşkusuz belediye başı çekiyor ve yerli halka statükonun devamı için açık destek veriyor.
Kaz dağları oksijen deposu olduğu kadar, su kaynakları açısından da çok zengin. Güre Belediyesi "hava"yı tatilcilere, "su"yu da halka pazarlamaktadır. Nasıl mı? Anlatayım: Belediyenin temel derdi yerel seçimlerde ipi göğüslemek. Seçimlerde esas belirleyici de "yerli halk" olduğu için, burada mukim insanlar arasında çok bariz bir "sosyal ayırım" gözlenmektedir. Suyun metreküpü yazlıkçılara iki lira iken, yazlıkçı olup da ikametgâhını Güre'ye taşımış olanlara bir lira, seçimlerin esas belirleyicisi olan yerli halka ise bedava!
Güre Belediyesi'nin, sosyalliği ve sosyal demokratlığı unuttuğunu, "saltanat"a dönüşmüş bir görüntü içinde olduğunu dinledim birçok insandan. Ortaya kalıcı bir hizmet koymadan, yıllardır belediye başkanlığına kendini seçtiren bu ekibin, sosyolojik açıdan mutlaka incelenmesi gerekir.
Burada aynı zamanda bir ideoloji de pazarlanmaktadır. Sahil Güre'sinin merkezinde yer alan Atatürkçü Düşünce Derneği ve Atatürkçü Düşünce Derneği Çay Bahçesi bu konuda "esas belirleyici" konumda görünmekte ve insanlara birtakım ipuçları vermektedir.
Dernekçiler bir zamanların "Cumhuriyet mitingleri"nin potansiyel destekçisi olmuşlar. Ekmek elden su gölden kabili, otobüslerle Türkiye'nin neresinde Cumhuriyet mitingi varsa oraya "görüntü verme"ye koşmuşlar veya koşturulmuşlar! Şimdilerde de oldukça faal oldukları söyleniyor. Halkın gözünün içine sokarcasına sahil bandında derneğin önünde büyükçe bir panoya Atatürk'ün onca cümlesi içerisinden "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olmaz!" sözünü yazıp asmışlar.
"Hava"sı pazarlanan böyle bir yerin sokak ve caddelerinden bir araba geçtiğinde veya kuvvetli bir rüzgâr estiğinde toz toprak birbirine karışıyor. Haliyle balkonda, bahçede kahvaltı etmek, yemek-içmek, oturup sohbet etmek istendiğinde veya evin kapı ve penceresi açık bırakıldığında, olanları ve olabilecekleri şöyle bir düşününüz. Alt yapı yok, her taraf foseptik çukuru dolu. İnsan böyle bir beldenin geleceğini hayal dahi etmek istemiyor.
Her şey bir yana Güre ve çevresinin doğası gerçekten harika! Edremit körfezinin çevresinde fırdolayı yerleşen insanlar, Kaz dağlarının havasını teneffüs etmektedirler. Burada, denize rağmen rutubet söz konusu değil. diye bir şey de yaşamıyor. Fakat pisletme açısından insanlar, temizleme ve imar açısından da belediye çağın çok gerisinde... İyi ki bazı özel girişimciler var da oralarda rahat bir nefes alabiliyorsunuz.
Dikkatimi çeken bir başka husus da, Artvin yöresinde olduğu gibi burada da caminin yok denecek kadar az olması! Eski yerleşim yeri olan köy merkezi ile sahilde, hayır sever bir hanım tarafından yaptırılan iki cami var. Yıkılmaya yüz tutmuş, oldukça güzel olan 1881 tarihli köy camisi, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeni onarılmış.
Bir genelleme ile ifade etmek gerekirse; "sosyal demokrat oldukları var sayılan veya mütedeyyin ve muhafazakâr olmadıkları gözlenen insanlar"ın yoğunlukta yaşadığı bu bölgede, "mütedeyyin insanları" ve onların aktivitelerini görmek neredeyse imkânsız gibi!
Her biri Allah'ın büyük bir nimeti olan tertemiz denizden, bolca oksijen solunan havadan, her türlü tabii yiyecek ve içecekten, mütedeyyin insanları kaçıran şey nedir diye epey düşündüm. Onlar kendilerini Allah'ın bu nimetlerinin muhatabı olarak görmüyorlar mı? Ya da böyle yerlere kendilerini lâyık mı görmüyorlar? Buralarda veya benzeri yerlerde niçin kendilerine özgü bir yaşam tarzı oluşturmuyorlar? Niçin birtakım densiz insanların hain bakışlarına, laflarına ve muamelelerine maruz kalıp, kendi ülkesinde garip ve parya durumuna düşüyorlar? Ülkeye sahip çıkmak için "çağdaş çözümler" üretmek gerekiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



