Bu sene, mübarek Ramazan ayım Almanya'nın Bavyera Eyaleti'nin şirin şehirlerinden Nürnberg ve çevresinde geçti. Burada, ömrüm boyunca unutamayacağım hatıralarım oldu. Bunların birkaçını siz kıymetli okuyucularımla paylaşmak isterim.
Nürnberg'e 150 km. mesafedeki Hof şehrine gittim. Burası, Berlin şehri yol güzergahı ve Doğu Almanya sınırında. 20 km. mesafede Çek Cumhuriyeti sınırı var. Vefakar dostum Giresunlu Musa Çakı'nın organize ettiği 5 kişilik grupla Çek Cumhuriyeti'nin sınıra yakın yerleşim yerlerinden Aş ve Çep'i ziyaret ettik. Buralar tam bir tabiat harikası. Zengin ormanlar ve alabildiğine uzanan yeşillikler... Çekoslovakya ikiye bölündükten sonra, Çek Cumhuriyeti'nin Almanya ile bütünleşmiş bir görüntüsü var. Hof'ta yaşayanlar, eskiden burada her şey çok ucuzdu, alış veriş için buraya gelir akaryakıt parasını fazlasıyla çıkarırdık, şimdi fiatlar Almanya ile eşitlendi, diyorlar.
Hof'ta samimi müslümanlar var. Burada hafızlığı pişkin iki gençle tanıştım. Her ikisi de 20'li yaşlarda. Biri Çorum - Alaca kökenli Muhammed Sümer. Hafızlığını Türkiye'de tamamlamış. Diğeri Alman asıllı Yusuf. Yusuf, İslam Toplumu Milli Görüş'e ait cemiyet lokalinde arkadaşlık kurduğu gençler aracılığıyla tanımış İslam'ı. Allah ona hidayet vermiş ve İslam'ı seçmiş. İslam üzerine araştırma yaparken Allah'ın kelamını ezberlemek gerektiğine inanmış. Hafızlık eğitimi için İngiltere'ye gitmiş. Orada Pakistan asıllı müslümanların devam ettiği bir camide hafızlığını tamamlamış ve Hof'a geri dönmüş. Sabah namazı için camiye gittiğimde Yusuf da cemaatteydi. Kendisi de hafız olan caminin Ramazan ayı için görevlendirilmiş imamı Musa Çakı Hoca Yusuf'u sabah namazını kıldırmak üzere mihraba davet etti. İpek gibi sesiyle iki rekatta üç sayfa kadar Kur'an okudu. İçimden bu kıraat hiç bitmese, diyordum. Alman asıllı müslüman genç, Hafız Yusuf'un imamlığında huşu içinde bir sabah namazı kıldık. Yusuf'tan bir anekdot aktarmak istiyorum: Yusuf'u Giresun'a götürmüşler. Ziyaretten sonra, Ankara'ya gitmek üzere bilet almak için terminale gittiklerinde, otobüsün namaz vaktinden 5 dakika önce hareket edeceğini öğrenmişler. Yusuf, namaz kılmak için bir sonraki otobüsle gitmek istediğini söylemiş. Sonunda otobüs firması namaz kılması için onu beklemiş de, o otobüsle gidebilme fırsatı bulmuş.
Nürnberg'e 90 km. mesafedeki Schweinfurt şehrine uğradım. 60 bin nüfuslu bir şehir. Frankfurt yolu üzerinde. Şehrin ortasından geçen ırmak buraya ayrı bir güzellik kazandırmış. Hareketli alış veriş merkezlerinin bulunduğu şirin bir yerleşim yeri.
Schweinfurt'ta çoğunluğu gençlerden oluşan şuurlu ve samimi bir cemaat var. Cumartesi gününe rastlayan ziyaretimde gençler "sahur programı" düzenlemişlerdi. O geceyi sabah namazına kadar ibadet ve sohbetle geçirdiler. Dünya olaylarına müslümanca bakma şuuruna sahipler. Ne yapacaklarını biliyor, hedeflerini gözetiyorlar. Onlarla sohbet etmekten ayrı bir zevk aldım. Ali Sait Küçük, Ahmet Turan gibi gençlerin Milli Gazete'yi okurken ilk benim yazımdan başladıklarını söylemeleri ayrıca beni mutlu etti. Schweinfurt'ta, başka cemiyetlere ve çevrelerine sinerji oluşturabilecek bir gençler topluluğu var. Burada bulunduğum sırada, bir kardeşim, beni şoke eden bir olay anlattı: Türkiye kökenli bir kardeşimiz tamirat işi için bir Alman'ın evine gitmiş. Sabah vakti evin hanımı işe erken gittiği için çocukları okula hazırlama görevi evin erkeğine düşmüş. Tam sekiz çocuk. İçlerinde sarışın, beyaz, zenci, Japon görünümlü olanlar var. Bizimkisi merakla sormuş:
"-Bu çocukların hepsi senin mi?"
"Evet!" cevabını alınca şaşkınlığı daha da artmış. Çocukların rengarenk oluşunun sebebini sormuş. Alman gayet tabii bir üslupla cevap vermiş:
"-Bizim hanım arada bir kaçamak yapar."
Bu olayı duyduktan sonra Türkiye'deki hükümetin AB uyum yasası mazeretine sığınarak "zinayı suç kapsamından çıkarması", "domuz etini kasaplık hayvan statüsü kazandırması" gibi icraatlarının nasıl bir manevi yıkıma sebep olabileceğini düşündükçe üzerime kaynar su dökülmüş gibi oldu. İçime büyük bir sıkıntı bastı.
Forchheim şehrinde Fatih Camii'ni ziyaret ettim. Cami lokalinde cemaatle birlikte sohbet ediyoruz. Öğrenciler camideki Kur'an dersini bitirdiler. 8 yaşındaki Ebru babasının yanına geldi. Cemaatten biri küçük kıza, bugün hangi dersi okuduklarını sordu. Kız da "Bugün Nasr Suresi'ni ezberledim" cevabını verince, "Haydi, bize de oku bakalım" dedi. Ebru, o günkü ezberini oradaki topluluğun huzurunda okudu. Babası, kızının başarılı bir sınav verdiğini görünce ona bir miktar harçlık vererek ödüllendirdi. Küçük Ebru babasına teşekkür etti ve hiç beklemeden o parayı Somali'de açlık çekenler için konulmuş kumbaraya attı.
Gurbetteki vatandaşlarımız arasında şahit olduğum bu olay beni yeniden Türkiye'deki yönetici profilini hatırlattı. Anadolu insanın çalışkan, iş bilir, öğrenmeye hazır, bir biri için yaşayan, insani duyguları gelişmiş özelliğiyle insanlığın öncüsü olma istidadında olduğunu düşündüm. Ülkesindeki cevheri ve öz kaynaklarının zenginliğini fark edemeyen, dışa kuyruk olmaya alıştırılmış, ufku dar yöneticilerimizin Türkiye'deki potansiyeli dikkate alamayan icraatları aklıma geldi ve Necip Fazıl'ın şu mısraları dudaklarımdan döküldü: "Gir de bir bak ülkeme / Başsız başsız adamlar."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




