De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! ALLAH'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok mağfiret edici, çok merhamet edicidir."37 müjdesinin farkına vararak kendi özüne dönmeli, günah ve kusurlarından dolayı tevbe etmeli, ibadet ve dua ile Rabbine yakınlaşmalı, ümitlerini canlandırmalı, yeni bir ümit ve kararlılıkla geleceğe bakmalı, bağışlama ve bağışlanma duygularını güçlendirmelidir.
Bu âyet-i kerimede ALLAH'ın rahmet ve muhabbetinin sonsuzluğu ifade edilmektedir. O'nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır, her insan bu ilâhî rahmetten istifade edebilir. Ancak şu hususa dikkat etmek gerekir ki "ALLAH'ın rahmetinden ümit kesmeyin" demek, günah işlemeye devam edin, demek değildir. Bundan maksat, en günahkâr insanların bile tevbelerinin kabul edileceğini bildirmek, dolayısıyla bir an evvel kötülükten vazgeçip ALLAH'a dönmelerini teşvik etmektir. Çünkü tevbe kapısı daima açık. ALLAH Teâlâ Hazretleri kulun tevbe etmesini sever. Günahını itiraf etmesini sever. O'nun için tevbe kapısı açık. Tevbe ederse kurtulur hasılı. Yeterki tevbe etsin. Cenab-ı Hak buyuruyorki:
"Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir."38
Tevbe, sadece belli günahları işleyenlerin başvuracağı bir af kapısı değil, herkesin yapması gereken bir ibadettir. Çünkü tevbe, ruhumuzu arındırmanın en güzel yollarından biri ve yeniden dirilişin bir vasıtasıdır. Kur'an-ı Kerim, ameli ne olursa olsun istisna koymaksızın herkesi tevbeye davet etmekte ve şöyle buyurmaktadır:
".... Ey mü'minler! Hep birden, bütün günahlarınızdan ALLAH'a tevbe ediniz ki, felaha, kurtuluşa eresiniz."39
Ruhi olgunluğun doruğuna yükselmiş peygamberlerle beşer arasında bu bakımdan fark yoktur. Egar el-Müzenî (R.A.)'den rivayete göre Sevgili Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
"Ben günde 100 kez tevbe-istiğfar ederim"40
buyururken bu gerçeğe işaret etmektedir. Bu itibarla, idrak ettiğimiz üç ayları eşsiz bir fırsat bilelim ve hayatımızın son üç ayları gibi kabul edelim. Geçirdiğimiz gün ve gecelerin ömür yapraklarından birer birer koptuğunu, son üç aylardan bu yana bir yıl daha yaşlanıldığını unutmayalım. Her anın, her zaman diliminin gereğini yapabilenler, hayatlarının sonunda pişman olmayacaklardır.
Netice itibariyle, içerisinde bulunduğumuz bu mübarek günlerin kırbaçla dokunur gibi ruhumuza ihtar ettiği ortak bir hakikat vardır. Hal lisanıyla söylenen bu hakikat şudur:
"İman edenler için, ALLAH'ın zikri ve kendilerine inen hakikat sebebiyle kalplerinin ürpereceği, saygıyla yumuşama zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilen, üzerlerinden uzun zaman geçtiği için kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan bir çoğu fasık, yoldan çıkmış kimselerdir."41
Büyüklerimizden olan, fakat zamanla eşkıyalık yapan bir çetenin reisi olan Fudayl b. İyaz "K.S.", bir gün yüksekçe bir duvarın üzerine çıkmış, aşık olduğu kadını seyrediyor, onunla muhabbet ediyordu. O sırada biraz ileride bir zat da yukarıdaki ayet-i kerimeyi okuyordu. Fudayl, kırbaç gibi ruhunda şaklayan:
"Kalplerinin ürpereceği, saygıyla yumuşama zamanı daha gelmedi mi?" ayet-i kerimesini duyar duymaz kendini yere atmış ve: "O an geldi ya Rabbi" diyerek tevbe etmişti.42 İşte o an, Fudayl'ın Hakk'a kavuşma yolunda yeni bir dönüm noktasıydı. Ayet-i Kerime bizi de tevbeye davet ederek içinde bulunduğumuz şu günlerde geniş mefhumuyla şöyle ihtarda bulunuyor: "Mübarek üç aylara girdiniz, bir yılınızı geride bıraktınız. Bu elinizdeki son fırsat olabilir. Hâlâ ALLAH'ı zikrederek ve Kur'an-ı Kerim okuyarak kalplerinizin yumuşama zamanı gelmedi mi?"
Gerçekten bu aylar, duaların ALLAH'a arz edilmesi, pişmanlık gözyaşlarıyla günahların silinmesi, yapılan ibadetlere verilen sevabın katlanması bakımından büyük bir fırsattır. Bu günlerde nefis muhasebesi yapılmalı, ana sermayemiz olan ömrümüzün nerede tüketildiği gözden geçirilmeli, amel defterimize neler yazıldığı, Mahşer günü kurulacak büyük mahkemenin tek hakimi Yüce ALLAH'ın hakkımızda nasıl bir hüküm vereceği düşünülmelidir. Çünkü Yüce Rabbimizin ikram ettiği bu dünya hayatını ibadet ve taatla değerlendirmeyenlerin o gün pişman olacaklarını ve:
"Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!"43 diyeceklerini, Kur'an-ı Kerim bize haber veriyor.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, hastalık, mal-mülk edinme, yaşlılık, aniden gelen ölüm gibi engeller çıkmadan, ibadet için eldeki fırsatların güzelce değerlendirilmesini istemiş ve Ebû Hureyre (R.A.)'den rivayete göre şöyle buyurmuştur:
"Yedi şey gelmeden önce, ibadetleri yerine getirmede acele ediniz!
* İnsana her şeyi unutturan fakirliği mi bekliyorsunuz?
* Tuğyan ettirip azdırıcı, taşkınlığa götüren zenginliği mi bekliyorsunuz?
* İfsad edici, sağlığı bozan hastalığı mı bekliyorsunuz?
* Takati kesen yaşlılığı, aklınızı götürecek ihtiyarlığı mı bekliyorsunuz?
* Hayatı sona erdiren ani ölüm mü bekliyorsunuz?
* Beklenilen ve ne zaman çıkacağı fark edilmeyen büyük şerri: Deccali mi bekliyorsunuz. Bu beklenen gaib bir şerdir.
* Yoksa çok ürpertici ve çok acı bir gün olan kıyameti mi bekliyorsunuz? Kıyamet ise hepsinden kötü, hepsinden daha acıdır."44
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz dindeki ihmali sebebiyle mü'mini tevbih, azarlama üslubuyla, hayırlı amellerde bulunmakta gecikmemek gerektiğini ders veriyor. Hadis-i şerifte sayılan yedi hallerden bir kısmı hemen gelebilecek durumdadır. Onlardan biri geldi mi hayır yapma imkanı kalmayacaktır. Öyleyse, bu musibetli durumlar gelip çatmadan elinizdeki fırsatı hayır işlemede değerlendirin buyrulmuş olmaktadır.
2- Kur'an-ı Kerim üzerinde çalışmalıyız. Kur'an-ı Kerim'i okumasını bilmiyorsak mutlaka öğrenmeliyiz. Eşimize ve çocuklarımıza öğretmeliyiz. Güvenilir tefsir ve meal okuyarak mesajları, emir ve yasakları anlamalı; şahsî hayatımıza, ev hayatımıza ve iş hayatımıza uygulamalıyız. Ramazan-ı Şerif ayında Kur'an-ı Kerim'i mutlaka hatmetmeliyiz. Çünkü Ramazan, Kur'an-ı Kerim ayıdır. Bu bakımdan bunun hazırlığını şimdiden yapmalıyız.
3- Farz ibadetlerimizi her zamankinden daha dikkatli ve tam yapmalı, borçlarımızı kaza etmeli; oruç, sadaka, hayır-hasenat, zikir gibi nafile ibadetlerimizin dozajını imkan dahilinde azar azar artırmalıyız ki Ramazan-ı şerif ayında doruk noktaya ulaşabilelim.
4- Üç aylara girdiğimiz manevi iklimi fırsat bilerek aramızdaki çekişmeleri, kin ve kırgınlıkları, bertaraf etmeli, elimizi ve gönlümüzü uzanabileceğimiz herkese açmalı, Yüce Dinimiz'in bizden istediği, sevgi ve gönül huzuru ortamının kurulmasına, kardeşlik ve beraberliğimizin güçlenmesine, insanî ve ahlâkî meziyetlerin yeniden yeşermesine gayret göstermeliyiz.
İlahi rahmete fazlasıyla mazhar olan bu zaman diliminde, gönül huzuru içerisinde Yaratıcımıza, ailemize, çocuklarımıza, milletimize ve tüm insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızın olduğunu bir kez daha hatırlayalım, yanlış ve kusurlarımızdan dönelim, elimizi ve gönlümüzü uzanabileceğimiz herkese açalım, aramızdaki sevgi bağını, dayanışma ruhunu güçlendirelim. Birbirimizin kusur ve hatasını örtmeye ve telafi etmeye, güzellikleri öne çıkarıp paylaşmaya çalışalım. Kırgın gönülleri barıştıralım, ihtiraslarımızı dizginleyip küçük menfaat çekişmelerinden uzak duralım, yüce dinimizin bizden istediği kardeşlik ve beraberliğimizin güçlenmesine, insanî ve ahlâkî meziyetlerin yaygınlaşmasına gayret gösterelim.
Ülkemizde huzur ve barış içinde asırlardır birlikte yaşamış insanlarımızı, birbirine düşman etmek için gündeme getirilen dini, siyasi, kültürel ve etnik ayrılık ve farklılıkları değil ortaklaşa sahip olduğumuz değerlerimizi yaşatalım ve güçlendirelim. Aramızdaki sevgi-saygı bağını, dayanışma-kaynaşma ruhunu pekiştirerek, kin ve düşmanlık duygularımızın bizi yönetmesine fırsat vermeyerek hem insani ve dini hasletlerimizi, hem de toplum olarak birlik ve bütünlüğümüzü, huzur ve esenliğimizi koruyalım. Yüce dinimizin bizden istediği kardeşlik ve beraberliğimizin güçlenmesine, insani ve ahlâki meziyetlerin yaygınlaşmasına gayret gösterelim.
Masum bir insanın kanını dökmek, ALLAH katında beratının önündeki en büyük engellerden biridir. Öyleyse gelin, kim adına ve ne maksatla yapılırsa yapılsın savaş, terör ve şiddetin sona ermesi, açlık, sefalet ve cehaletin yok olması, barış ve huzurun hakim olması için dua ve niyazda bulunalım. Her bir ferdin, özellikle de sorumlu ve yetkililerin bu uğurda elinden gelen gayreti göstermesi gerektiğini bilelim ve anlatalım. Bireyleri ve toplumları derinden sarsan sayısız sorunların yaşandığı dünyamızda, insanlık onuruna yaraşır, aydınlık bir geleceğin inşası ancak böyle bir ortak akıl ve çaba ile mümkün olabilir.
Üzülerek belirtmeliyim ki, üç aylara yine, dünyada ve yakın çevremizde yaşanan savaşın, şiddet ve terörün, sonu gelmeyen kin ve ihtirasın, düşmanlık ve ayırımcılığın iyice tırmandığı, bütün bunların vicdan sahiplerini umutsuzluk ve karamsarlığa sürüklediği bir ortamda giriyoruz. Kur'an-ı Kerim'de "İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozgun çıktı. Yaptıklarının bir kısmını bedelini Allah onlara tattırmaktadır ki vazgeçsinler!" (Rum, 41) meâlindeki ilahi tespit, kötülüğü önlemenin, iyiliği egemen kılmanın insanlara ait bir sorumluluk olduğunu açıkça vurgulamaktadır. Ne var ki, bilim ve teknolojide baş döndürücü bir ilerleme kaydeden insanlık, manevi ve ahlâki alanda ciddi bir aşınma ve gerileme yaşamakta ve bunun olumsuz sonuçları da bireysel ve toplumsal boyutta, bölgesel ve küresel ölçekte her geçen gün daha yakından hissedilmektedir. Günümüzde küresel ısınma ve kirlenme, ormanların ve doğal çevrenin yok edilmesi, çarpık şehirleşme gibi pek çok çevre sorunun, dünyanın her tarafında can almaya devam eden savaş, şiddet ve terör belasının, insanlara din ve inançları, renk ve cinsiyetleri, bölge ve kültürleri sebebiyle uygulanan ayırımcılığın, cinsel istismarın, yapılan hak ihlallerinin, karşılıklı saygı ve anlayışın yerini, ötekinin düşünce ve davranışı üzerinde tahakkümün almasının temelinde bir dizi manevi ve ahlâki çürümenin bulunmadığını kim söyleyebilir?
Hiç bir din, hiç bir mezhep ve hiçbir dindar, masum insanları, kadın ve çocukları, sivil yerleşim mekanlarını, hastane ve mabedleri hedef alan saldırıları hiçbir gerekçeyle ve kimden gelirse gelsin onaylayamaz. Hepimize düşen asıl görev barış ve huzuru, hoşgörü ve sevgiyi herkes için ve her zaman içtenlikle savunmak, herkesin gözü önünde cereyan eden bu insanlık dramının sorumlularını teşhis ederek ve kınayarak kavga ortamına sürüklenmeye fırsat vermemektir.
Bu durum karşısında, Müslümanlar olarak, iyilik ve kurtuluş arayışımızı sadece kendimizle sınırlı tutmak yerine gücümüzün yettiğince herkes için hayır ve rahmet kaynağı olmaya, karşı karşıya olduğumuz ağır insani ve ahlâkî problemlere çare üretmeye, İslâm'ın rahmet çağrısını öz hayatımızda örneklendirerek bütün insanlara götürmeye çalışmalıyız. Kandilinin bizlere sunduğu durup derinlemesine düşünme fırsatını kullanarak fert, ülke ve dünya ölçeğinde durum değerlendirmesi yapmalı, bütün insanlığa ve Yüce Yaratanımıza karşı ödevlerimizi tekrar hatırlamalıyız. Bir ibadet şuuru içinde ülkemizin hem maddi hem manevi imarı için bütün gücümüzle çalışmalı, kalp kırmaktan kaçınmalı, elimizi ve gönlümüzü uzanabileceğimiz herkese açmalı, ihtiraslarımızı dizginleyip küçük menfaat çekişmelerinden uzak durmalı, kardeşlik ve beraberliğimizi güçlendirmeye, birlik ve beraberliğimizi korumaya, insani ve ahlâki meziyetlerin yeniden yeşermesine gayret göstermeliyiz. Regaibi ve üç ayları gerçek anlamda değerlendirmek de ancak bu yolla mümkün olur.
Bu duygu ve düşüncelerle bu mübarek üç ayların aziz milletimizin ve bütün İslâm aleminin birlik ve beraberliğine vesile olmasını, insanlığın ortak huzurunu tehdit eden terör ve şiddetin, savaş ve düşmanlığın yerini birbirimizi olanca farklılıklarımızla severek ve sayarak barış içinde yaşama sorumluluğunun, barış ve huzurun almasını, bu mübarek üç ayların Rabbimizin istediği mânâda ihya edilmesini, değerlendirilmesini ve bu mübarek üç ayların mü'minlerin mağfiret-i ilahiyyeye nail olmalarına vesile olmasını ve bütün İslâm alemine birlik ve beraberlik; insanlık alemine de barış ve huzur getirmesini Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.
1 Deylemi, Firdevs, No:3276; 2/275
2 Abdulkadir Geylani, Gunyetu't-Talibin, 229
3 Taberani, el-Mucemu'l-Evsat, No:3951; 4/558, Beyhaki, Şuabu'l-Îman, Sıyam:23, No:3815; 3/375
4 Fatiha sûresi:5-7
5 Müslim, Sıyam:179; Ebû Dâvud, Sıyam:56, İbn-i Mâce, Sıyam:30; Nesâi; Sıyam:34-70; Dârimi, Savm:33; A.b.Hanbel, 1/227, 231, 341, 301, 321, 326, 3/104, 179, 230
6 Ebû Dâvud, Sıyam:55
7 Bilindiği gibi kamer yani ayın doğuş ve batışına tabi olan ay hesabına "kamerî aylar" denilmektedir ki şunlardır: Muharrem, Safer, Rebîu'l-evvel, Rebîu'l-ahir, Cemaziye'l-evvel, Cemaziye'l-ahir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce.
8 Tevbe Sûresi: 36
9 Buhari, Tefsir, sûre:9, bab:8; Bed'ül'l-Halk:2, Megazi:77, Edahi: 5, Tevhid:24; Müslim, Kasame:29; Ebû Davud, Menasik: 67, A. b. Hanbel, 4/37,73
10 Abdulkadir Geylani, a.g.e. Sh:229-238
11 Ebû Dâvud, Sıyam:57; Nesâî, Sıyam:70; A.b.Hanbel, 4/188; Hakim, Müstedrek, 1/434; Beyhaki, Sünen, 4/292
12 Buhari, Savm:52; Müslim, Sıyam:175; Ebû Dâvud, Sıyam:59; Tirmizi, Savm:37; Nesâî Savm:70
13 Nesâî, Sıyam:70; A.b.Hanbel, 4/201
14 Müsnedü Ebi Ya'la, 4/277
15 Beyhekî, Şuabü'l-İman, 3/305,N0:3608
16 Bakara sûresi: 185
17 Görülüyor ki; iftarın mükellef sofralar ve ziyafetler şeklinde düzenlenmesi şart değildir. Bir lokma ekmek, bir hurma veya bir yudum su ile de olsa aynı sevabı alır. Yeter ki ikramlar, ALLAH rızası için yapılmış olsun. İftar davetlerinde lüks ve israftan kaçınılmalı ve bu davetlerde fakirlere de yer verilmelidir.
18 İbn-i Huzeyme; Sıyam; 8; No: 1887; 3/191; Beyhekî, Şuabü'l-İman, 3/305,N0:3608
19 Bakara Sûresi:183
20 İbn-i Mace: Sıyam;21; No:1690; 1/539
21 Buhari, İman: 28, Leyletu'l-Kadr: l, Savm: 6, Müslim, Sıyam: 3, 20, Müsafirin:175, Ebu Davud, Ramazan: l, Savm: 57, Tirmizi, Savm l, Cennet: 4, Nesai, Sıyam: 39, İbn-i Mace, İkame:173; Sıyam:2, 33, Darimi, Savm:44, A.b.Hanbel, 2/232
22 Bak. Abdulkadir Geylani, a.g.e. Sh:229-238
23 Buhari, Rikak:42; Müslim, Zühd:5; Tirmizi, Zühd:46; Nesâî, Cenâiz:52
24 Nur sûresi:37-38
25 Bakara sûresi:261
26 Ahkaf sûresi:13
27 Nahl sûresi: 96
28 Müzzemmil sûresi:20
29 Kehf sûresi: 30
30 Haşr sûresi:18
31 Müzzemmil sûresi:20
32 Hâkim, Müstedrek, 4/306
33 İbn-i Ebi Şeybe, Kitabu'l-Musannef, 7/96, No:34459
34 Hakka Sûresi:18
35 Samimi bir "tevbe" diye tercüme edilen "tevbe-i nasûh" için birçok yorum yapılmıştır. Bunların ortak noktası şudur: "Nasûh", nush kökündendir. Buna göre "tevbe-i nasûh"; tevbe edenin kendi nefsine nasihat dinletebilmesi, günahlarına son derece üzülmesi ve artık onlara dönmemeye karar vermesi demektir.
36 Tahrim Sûresi:8
37 Zümer Sûresi:53
38 En'âm sûresi:54
39 Nûr Sûresi:31
40 Müslim, Zikr:41
41 Hadid Sûresi:16
42 Beyhaki, Şuabu'l-İman, No:7316, 5/468, Kuşeyri, Risale, 57
43 Fecr sûresi:24
44 Tirmizi, Zühd:4, 4/552, No:2308; Nesâî, Cenaiz:123, 4/4


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



