Yaşananların ayrıntısına, kimin ne dediğine, neyi savunduğuna, kimin haklı, kimin haksız olduğu tartışmalarına girmeden şunu söylemek gerek: Kavga ederek, bölünerek, parçalanarak bir yere varılmaz. Hele ki, bu kadar zor bir dönemden geçen Türkiye için yapacak bir şeyiniz olduğu iddiasında iseniz, kavga etmeye, darılmaya, gücenmeye, birbirini suçlamaya kimsenin hakkı olmamalı. Eğer ki, ortada gerçek manada bir "dava"dan bahsediliyorsa, anlaşmazlığa düşen, birbirine kızan, kırılan, gönül koyan veya ciddi manada ayrı düşen herkesin fedakârlık etmesi zamanı olmalıdır bugün. Gösterilecek tavrın erdemine göre "milli" olma hasleti de gerçeklik kazanabilir yeniden. Kendi içinde bile ortak paydada buluşamama hali, kafaları daha da karıştıracaktır, ortamın sisli ve puslu olmasından fayda sağlayacaklara bulunmaz fırsat olacaktır. Kişisel meselelerin ötesinde düşünüp hareket etme zamanıdır bugün.
Toplumun bazı kesimlerinde öyle veya böyle oluşturulmaya çalışılan "İktidar partisinden ne farkları var ki?" merkezli istifhamların, kuşkuların giderilmesi gerekiyor en başta. Her ne kadar, kendi kendinize tamamen zıt olduğunuzu söyleseniz, hemen her meselede tavır ve söylem anlamında ayrı kutuplarda yer aldığınızı sürekli tekrarlasanız bile toplumun sizi algıladığı ve anladığı kadarıyla tanınıyor ve biliniyorsunuz. Böylesi önemli bir sorun halihazırda mevcutken, bunun üzerine bir de kendi içinde bir mücadele yükünü koymanın manası yok. AKP ile Saadet Partisi; gece ile gündüz kadar farklıyken ve bunun dillendirilmesi de hem ahlaki hem de vicdani bir sorumluluk haline gelmişken, enerjinin kardeş kavgasına harcanması çok yazık olacaktır. Küreselci anlayışa karşı gerçek anlamıyla milli ve yerli bir anlayışın altını daha da kalın bir çizgiyle çizmeli ve toplumu da buna ikna etmeli artık.
Bu arada, okuduğunu anlamaktan aciz, tepki gösterme adabından yoksun, terbiyesiz ve herkesin kendileri gibi başkalarının fikirleriyle düşündüğünü sanan, bağımsız düşünebilme yetisinden yoksun bazı kimseler, son derece seviyesiz bir üslupla "şucu", "bucu" gibi yaftalarla saldırabiliyorlar. Bu gibi art niyetli kimseler, "şucu", "bucu" gibi bir ayrımı derinleştirmek, sağlıklı değerlendirme yapmaktan, siyah veya beyaz haricinde ortaya bir seçenek konmasını önlemekten zevk alır gibiler. İnternet sitelerindeki yazılara veya haberlere yazılan yorumlarda bile birbiriyle münakaşa ve mücadele içine girme eğilimi gösteren kimselerin de kendilerine bir çeki düzen vermesi ve adabınca olayları değerlendirmesi gerekiyor. Bir Müslüman'ın farkı, olaylara ve kişilere yaklaşım tarzında kendini gösterir ve göstermelidir en nihayetinde.
Bu saatten sonra, öncelikle iktidar partisinin dayattığı gündem maddelerinin (açılım, anayasa değişikliği vs.) izini takip etmek yerine, ısrarla ve inatla bu ülkenin gerçek sorunlarını, halkın gerçek gündem maddelerini ortaya koyma yoluna gidilmeli. Lüzumsuz tartışmalarla ve tamamen yapay gündemlerle oyalanan kamuoyu, böylelikle asli sorunları üzerine düşünemez, kafa yoramaz ve (balık hafızasıyla da malul olduğu üzere) hesap soramaz hale getiriliyor. Harıl harıl çalışan propaganda makinesinin yapay gündemlerine karşı insanların gerçek sorunlarını dile getirmek hem ahlaki bir sorumluluktur, hem de siyasetin gereğidir. Toplumun, insanların bilhassa karıştırılmış ve bulandırılmış zihinlerini berraklaştırmak, kafa karışıklıklarını gidermek siyasetin en asli görevlerdendir. Buradan hareketle de mevcut sorunların çözümünü temin etmek gelir sonrasında. Sahteliği ayyuka çıkmış imajların, göz boyamaların, halkı aldatmaların, birtakım illüzyonların aslında olmadığını ortaya koymak çok zor değil. Yalnızca, biraz fikri takip gerektiriyor, o kadar. Bunu, bugün yapmak, farkı net olarak ortaya koymak elzem olmuştur.
Bir de zihinleri daha yüksek algılara, daha özgür düşünmeye açabilmek gereği var elbette. Bilgiye, bilgilenmeye, sorular sormaya, sorgulamaya, olayların gerçek sebepleri üzerine düşünmeye, neden-sonuç ilişkilerine kafa yormaya, kısaca zihni bir mesaiye de daha fazla ihtiyaç duyulan bir zamandır şimdi. En ufak eylem veya söylemde karışan kafalar, alt üst olan dünyalar, ancak sağlam bir bilgi ve muhakeme örgüsü ile normale dönebilir. Yoksa her meydana gelen olaydan sonra "Ne yapacağız şimdi?" diye bir şaşkınlık ve ne yapacağını bilmezlik hali kaçınılmazdır.
Kimilerinin kasıtlı bir şekilde çizdikleri iyimser ve haddinden fazla pembe tabloların aldatıcı ışıltısını yerle yeksan etme zamanıdır şimdi. Bu ülkenin, hiç olmadığı kadar zorluk içinde bulunduğu bir dönemde, kendi içinde çekişme veya münakaşalara girerek asli vazifenin boşlanması düşünülmemeli bile. Mevcut siyasi otoritenin yaptıklarının hesabını sormak, yanlışlarını ortaya dökmek, giderek dışa bağımlı hale gelen/getirilen, üretimsizleştirilen, kolu kanadı kırılan ve buna rağmen birtakım illüzyonlarla dev aynasındaki pozlarıyla kandırılan bir ülkenin gerçek vatanseveri olduğunu kanıtlama zamanıdır bugün. Milyonlarca işsizin, yoksulun, garibanın, kaynakları sömürülen, peşkeş çekilen, kendi vatanında parya muamelesi gören insanın haklarını savunmak adına ses vermenin, Harun gibi gelip Karunlaşanlar ile ortak tek bir noktanın bile olmadığını haykırmanın zamanıdır bugün. Emperyalizme karşı yüksek sesle haykırmaya devam etmenin, Siyonizm belasının faaliyetlerine karşı tüm toplum kesimleri uyarılmaya devam edilmelidir. Kayıtsız şartsız AB sevdalısı kesilenlere, ABD icazeti olmadan en ufak adım dahi atamayanlara karşı en net tavrı takınmanın zamanıdır şimdi. AKP'nin yapay gündemlerine iltifat etmemek, niyeti meçhul girişimlerine destek olmamak, hak ettiği tepkiyi vermek ve fısıltı gazetesiyle topluma yayılan dedikodulara da cevap verme zamanı gelmiştir artık. Doğrular, söylenmedikleri zaman bir anlam ifade etmezler ve teferruattan bütüne odaklanmak gerek artık.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




