Osmanlı Rus savaşının acı hatıraları yaşanırken, Türkiye' de çok sevilen bir Rus şarkiyatçısıdır Gülnar Hanım. Doğum yılı 1854. Fransız asıllı Kont Lebedev ile evli olduğu için unvanı kontes. Asıl adı Olga Lebedeva.
Kontes Lebedeva Türkleri çok sevdiği için, Gülnar ismini alır. Türkçe eserlerinde bu ismi de kullanır.
Kazan'da Tatarlar arasında yetişen Gülnar Hanım, geniş arazilerinde çalışan Tatarların kültür ve faziletlerini yakından tanıyıp sevdiği için kendisini onlara yakın hissetmiş ve Tatar kadınlar arasında çok kullanılan "gül" lü isimlere bir nazire yapmak istemiştir.
Tatarcaya vakıf olduğu gibi özel gayretleri ile eser verecek kadar Türkiye Türkçesi'ne de hâkimdir.
Kazan Üniversitesi'ni bitiren Gülnar hanımın şarkiyatçı olmasında, Kazanlı âlim ve yazar Kayyum Nasıri'nin rolü vardır.
Bu zeki kadın, ilmin menbaını keşfetmekte hiç geç kalmamış, tarihçi Şehabeddin-i Mercani de bunlardan biridir. Ana dili ile birlikte dokuz on yabancı dil öğrenmiş, derin zekâsı ile İslam dininin ve Türk kültürünün değerlerine karşı ilgisiz kalmamış, kendisini yüksek derecede yetiştirmiştir.
Almanca, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Rumca, Tatarca, Osmanlıca, Farsça, Arapça, Sanskritçe bilen yazar, altı çocuk sahibidir aynı zamanda.
Kabusname'nin Rusça tercümesini yapan Gülnar hanımın Türkiye'de tanınması 1889'da İsveç'te uluslararası Müsteşrikler Kongresi'nde, Ahmed Mithat Efendi ile tanışması ile gerçekleşir.
Türkiye aydın çevresi, Onu; Ahmet Mithat Efendi'nin "Avrupa'da Bir Cevelan"adlı eseri ile tanır.
Bu eser gazetede tefrika edilir, halk Gülnar Hanımı çok merak eder. O da bütün kışı geçirmek üzere İstanbul'a gelir. Türk aile hayatını yakından tanımak üzere seçkin çevrelerde bulunur. Ahmet Cevdet Paşa'nın ailesi ile tanışır. Cevdet Paşa'nın kızı Fatma Aliye hanımla dost olurlar. Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazılarının yanı sıra, kitapları da peş peşe yayınlanır.
Rus edebiyatından, Puşkin'den, Tolstoy'dan eserler tercüme etmeye başlar. Batı'da İslamiyet'le ilgili yanlış yargıları yıkmak için reddiyeler kaleme alır.
Eserlerinin tashihini yapan Ahmet Mithat Efendi, Türkçeye ziyadesi ile hâkim Gülnar hanımın yapıtlarında düzeltmeye fazla da gerek görmez. Bu çalışkan kadın İstanbul'da bir yandan eser verirken öte yandan Osmanlıca ve Farsça dersler alır.
9. Müsteşrikler Kongresi için, Anthologie Orientale adı altında büyük bir çalışmaya koyulur. Fatma Aliye hanımın, Nisvan-i İslam adlı eserini Fransızca'ya çevirerek Paris'te basıma hazır hale getirir. Etrafında uyandırdığı alaka Türkiye sınırlarını aşar, Avrupa ve Amerika basınında da geniş yer bulur. On yabancı dil bilmesi ve Türkçe eserler vermesi hayret verici bulunur.
2. Abdülhamid kendisine şükran nişanı verir.
Ertesi yıl tekrar uzun bir süre kalmak üzere İstanbul'a gelir. Bu gelişleri her yıl tekrarlar. Onun dolu dolu geçen hayatında 1890'da Petersburg da şarkiyat cemiyetini kurmuş olması, Türk Dili ve Edebiyatı öğretimi yapılabilmesi çalışmaları da vardır.
İslami eserleri Rusça'ya çevirdiği gibi Rus edebiyatçılarını da Türkçe'ye çevirmekte idi. Tatarca gazete çıkarma, Tatar çocukları için modern eğitim veren okul açma çalışmaları, Çarlık Rusyası tarafından devamlı kısıtlanmış, Çarlık sansürünün baskısı, Türk edebiyatı tercümelerini yapmasını hep engellemişti.
"İslam kızının evvelki ve şimdiki hali" tercümesi Rusya'da yayınlandığında, kilise çevresi tarafından sert bir tepkiyle karşılandı. Ama o müsteşrikler kongrelerinde aynı konular üzerinde durmaktan çekinmedi.
Büyük bir Türkiye hayranı idi. Fatma Aliye, Şair Nigar hanım ile uzun yıllar mektuplaştı. Şair Mustafa Reşid, onun tavsiyesi üzerine yazdığı, Muharrerat-ı Nisvan adlı eserini kendisine ithaf etti. Ahmet Mithat 600 sayfalık "Avrupa'da bir Cevelan" isimli eserinde, sadece Gülnar hanımı anlattı.
Gülnar hanıma bu sevginin nedeni, ana dili ya da Fransızca ile değil, dostları ile sadece Türkçe konuşmuş ve yazmış, evinde Türk kıyafetleri giymiş çocuklarına da giydirmiş olmasıdır. İslam ve Türklük sevgisi onu Türkiye'de bir üstad, bir kahraman haline getirmiştir. Devrin aydınları, yüksek ilmi seviyesi, çalışkanlığı, baskılara karşın kaliteli eserler veren bu korkusuz kadını; Türk kadınlarına mükemmel bir örnek olarak göstermişlerdir.
Bugün Gülnar hanımların ortaya çıkmamasının bir nedeni de, Onun zekâsına ve evsafına sahip kişilerin yokluğudur. Üçüncü sınıf zekâlardan İslam sevgisi değil, ancak İslam düşmanlığı görmek doğrusu fazla da şaşırtmamalı bizleri.
Yüksek İslam kültürünü anlamak, Gülnar hanımın şahsında olduğu gibi; ancak yüksek zekâ ile mümkün görünmekte.
* Geniş bilgi için bkz. TDV İslâm Ansiklopedisi, "Gülnar Hanım" maddesi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



