Sürülmüş topraklar...
Düğünü ağaçların.
Nisan.
Bir bengi. Bir pembe. Açıp an be an.
Solan. Dökülen. Beyaz konfetilerle.
Böğürtlen gözlü çocuklara,
Kıştan sonra ilkyaz; Nisan.
Gülkurusu akşamlara daha varken.
Kadınların kendilerini dışarı atacakları ikindilere gün sayarken.
Toprağa kilim atılamayacak kadar serin.
Bahçelere sümbül dikilemeyecek kadar geç.
Menevişli bulutlar göz kırparken.
Güneş ışıkları meşe dalları arasında harelenip, doğranıp biçilirken.
Bir demet menekşe Nisan.
Üzümlerin asma dallarına yapışıp yapışmamayı düşündüğü ayazlar.
Açmaya karar verememiş leylakların duraksayışı.
Kartopları ve manolyaların bu Nisan düğününde yorgun düşüp, saçlarını rüzgâra bırakışları.
Sahilde gezinen poyrazın en soğuk soluğu.
Hercailerin yapraklarını titreştiren.
Uğrayanı kalmamış mezarlıklarda taze otların hışırtısı.
Sulayanı tükenmiş kabirlerde viran güller.
Goncaları dallarında gazel olmuş.
Filiz verememiş.
Davetsiz zambakların, diğer kabirlere atlayıp, etrafı mosmor şenlendirişi.
Ölü toprağı serpilmiş seraları sese veren, uyandıran, gönendiren Nisan.
Okul çocuklarının alnından süzülen ter.
Ağırlaşan çantalar.
Çekilmeyen ödevler.
Gözlerde büyüyen sınavlar.
Kırlarda koşu; o hayal ülkenin kapılarına dayanıp da.
Çıngıraklı kahkahalar. Hep oyun. Ekmek arası bir şeyler; Nisan.
Henüz börtü böceğin uyanmadığı.
Haşaratın sıcaktan kendilerini toprağın üzerine atmadığı.
Yalanın yoldaşının uzayıp gitmediği.
Sineklerin can yakmadığı.
O ilkyazdan bir dem.
Yaşlı bedenlerin takılıp da beyaz bir gelin olan erik ağacına.
Son Nisan mıdır acep diye haber sorduğu.
Şu yetmiş-seksen bahardan sonra, son Nisan'dır bu bahar diye dalıp dalıp gittiği.
Geçmiş güzel günleri gelin ettiklerini gösteren o hüzünlü duruşları.
Çekilen içler.
Baş sallamalar.
Elden kayıp gidene hayıflanmalar.
Tutup getirebilir misin takat kalmamış dizlere kuvveti.
Baharı solmuş bedenlere Nisan'ı.
Yeniden yaşatabilir misin erik dalı.
Nisan...
Bir kızın turkuaz örtüsüne tutunan umut.
Baharda çalınacaktır kapı.
Gaileler fazla artmadan.
Tarla-taban işleri kabarmadan.
Haber gelince.
Yıkanan kıyı-köşe.
Sabun kokusu ve temiz hava içeri alındığında ferah bir sedirin kamış yastığına dayanıp verilen sözler.
"Seneye düğünü yaparız"la bağlanan kavilleşme.
Nisan.
Halıların dövüle dövüle yıkandığı.
Dereotu kokulu yemeklerin mutfaklara serildiği.
Yaz aksanı ile bir konuşma.
Gülkurusu akşamlara gün sayarken.
İlkyazın ilk ezgileri.
Nisan.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



