Çocukluktan ilk gençliğe adım atılırken okunan kitaplar çok değerlidir. Onlar farkına geç varsanız da omurganızın oluşmasına büyük katkıda bulunurlar. Cahit Zarifoğlu’nun İns’i, Edip Cansever’in “Gül Dönüyor Avucumda” ve Rasim Özdenören’in "Gül Yetiştiren Adam"ı aynı dönemde bir araya geldiler ve beni adeta ‘çarptılar’, kendime getirdiler. Ankara’da bulunduğum süre içinde M. Akif İnan rahmetlinin sendikadaki daimi hale gelen “misafir”leriydik. Yoğunluklu olarak yolumu düşürdüğüm Türkiş Pasajı’nda bir afiş gördüm. Rasim Özdenören’in konuşma yapacağı belirtiliyordu. O gün kalabalık bir grup beklemeye başladık. Ancak ne gelen vardı ne de giden. Sonra hasta olduğu için gelmediği açıklaması yapıldı. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra Rasim ağabeyle İstanbul’da karşılaştık. Olayı hatırlattığımızda ‘benim haberim olmadı ki’ dedi. Yani ‘hasta’ ilan ettikleri Rasim ağabeye çağrı bile ulaşmamış.
Önceki gün BSF’de gerçekleştirilen "50. Yıl" toplantısını hafızamın bir bölgesine teslim ettim ve ‘sen hele dur’ dedim. Zihnim Ankara’daki toplantıda kalmıştı. Acaba aynı durum tekrar yaşanır mıydı? Sonra bir dostun telefonuyla toplantı hatırlatıldığında ‘tamam’ dedim, bu kez sürpriz yok.
Toplantıya Rasim ağabeyin en sevdiği arkadaşı Cahit Zarifoğlu’nun eşi Berat Hanım ve oğlu Ahmet’le birlikte gittik. Toplantının başlamasına daha çok vardı ve toplantının yapılacağı konferans salonu hıncahınç doluydu. Dışarından takviye edilen sandalyeler de yetersiz kalınca, dış salona sinevizyon kuruldu. Mikrofonun azizliğine uğransa da dışarıdakiler, en azından toplantıyı görüntülü takip edebildiler. TRT kendisinden bekleneni yaptı yine. Rasim Özdenören’in televizyon için çekilen "Çok Sesli Bir Ölüm" adlı eseri TRT’nin arşivlerinden çıkarılamadı. BSF Akademi’nin Mostar dergisiyle birlikte düzenlediği etkinlik Rasim Özdenören’in hayatını özetleyen sinevizyon gösterimiyle başladı.
Toplantı bittiğinde günün bitmediği görüldü. Yazarların katılımıyla daha özel bir toplantı için yan salona geçildi. Alim Kahraman, Bahtiyar Aslan ve Cevdet Karal’ın eserlerinden yola çıkarak anlattığı Rasim Özdeanören’deydi sıra. Konuşmayı belirleyen hususlar beklendiği gibi öykü ağırlıklı değil şiir ağırlıklıydı. Necip Fazıl Kısakürek’in yakınında bulunan Özdenören, büyük sevgi besledikleri üstadın heceyle yazılan şiirde doruk noktası olduğunu belirtti ve toplantıya katılanlara ilginç gelebilen şu cümleleri sarfetti: Biz Üstadın şiirlerini ve yazılarını çok önemsiyorduk. Ama aynı zamanda edebiyattaki yeni arayışlara da açıktık. Özellikle şiirdeki bütün yenilikleri dikkatle takip ediyor, heyecan duyuyorduk. Üstad bizim bu tavrımıza kızar, o şiirlerde ne buluyorsunuz derdi.
Orhan Veli’nin ilk şiirlerine baktığınızda heceyle yazdığını görürsünüz. Ama sonra bildiğiniz "Bedava yaşıyoruz, bedava/ Hava bedava, bulut bedava /Dere tepe bedava/ Yağmur çamur bedava" tarzı şiirlerde karar kıldı. Bana göre Orhan Veli ve o dönem şiir yazan pek çok şair, Necip Fazıl’ı aşamayacaklarını anladıkları için hece dışında şiirler yazdılar. Faruk Nafiz Çamlıbel’in Han Duvarları’nı Necip Fazıl’ın Otel Odaları’ takip eder. Ümit Yaşar Oğuzcan gibi isimlere de dikkat kesildiğinizde Necip Fazıl’ın doruk olması sebebiyle aşılamayacağını gördüklerini fark ederiz."
Özdenören şiir yazmadı ama şiirdeki yenilikleri takip etmeyi sürdürdü. Bugüne gelindiğinde genç yazarların öykülerini de büyük bir dikkatle takip ettiğini söylüyor. Gençlere olan desteği sadece sözle değil. Hüseyin Rahmi Göktaş’ın "Türkçenin Ruhu" kitabına yazdığı sunu bunun en somut örneği. Rasim ağabeye, gül yetiştiren adama, sağlıklı ve yazı dolu günler diliyorum. O denemelerini ve öykülerini yazmayı sürdürüyor. "Hastalar ve Işıklar"dan bu yana yazılmış sayısız kitap okuru İz Yayıncılık raflarında bekliyor. Onun tasavvuf eksenli yazıları ise çeşitli dergilerde okurla buluşuyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



