Doğudan batıya, batıdan doğuya yetmiş iki millet yılbaşını kutluyor. Avrupalısı, Asyalısı, Afrikalısı kutluyor.
Zengini, fakiri acayip bir neşe taşması hallerinde. Akla ziyan sevinç gösterileri gırla gidiyor. Günlerce süren hazırlıklar, tatile gitmeler ve saat on iki dedi mi koparılan şamata.
Yeni bir yıl geldi.
Biri bitti, öbürü başladı...
Eee! Ne oldu?
'İşte bu yıl gelince, haliyle mutluluktan zortladık.'
Yani..
Geçen ve ondan önce gelip geçen öteki yıllar girerken de böyle olmuştunuz muhtemelen. Yine muhtemelen, 'ne güzel, ne iyi geldin' diye, sevinçten ne yapıp edeceğinizi bilemez halleri birörnek tekrarlamıştı tarafınızdan.
Buda bu işe ne der bilmiyorum...
Şimdi, Hıristiyan takvimine göre tayin edilmiş yılbaşında Müslüman ne diye sevinir... Hatta Papa tarafından yürürlüğe konmuş bir takvimle ilgili olarak, ineğe tapan Hindu, Buda'ya tapan Budist ne diye sevinir çözebilmiş değilim.
Bu sevinç, coşkunluk ne ifade eder Hıristiyan olmayan için?
Ha diyeceksiniz ki, "Belki (de) yılbaşı kutlaması, Hindu'nun, Budist'in veya öteki batıl inanç sahiplerinin umurunda olan bir durum değil. Hindu'nun veya Budist'in inancına Hıristiyan'a öykünmekle zeval gelmez".
Veya Afrika'da, Amazonlarda herhangi bir kabilenin taptığı put, mensuplarının Hıristiyan gibi yaşamasını, sevinmesini, yılbaşı kutlamasını sorun yapmıyor olabilir.
Beni yurdum insanını ilgilendiriyor.
Doğuda ve Batıda ve özellikle İslam dünyasında ve özellikle ülkemde, 'Ben Müslümanlardanım' deyip, sular seller gibi yılbaşı kutlamalarına akanlara şaşıyorum ben.
Müslümanlardansın ama Peygamberin (sav) ne demiş haberin yok. Müslümanlardansın ama İslam'ın başka dinden olanlara benzememe hususundaki kesin ve tavizsiz uyarılarından bî-habersin.
Müslümanlardansın ama nasıl olacak bu iş! Hıristiyan takviminin yılbaşı diye mimlediği bir günde 'cozutmak' da ne oluyor?
'Bizim bir yılbaşımız yok, ne yapalım; onlarınkiyle idare ediyoruz' diyemezsin! Çünkü Müslüman'ın takvimi de, yıl başı-sı da- var.
Seksen sene öncesine kadar 'MİLAT' diye, 'MİLADİ TAKVİM' diye bir durum yoktu hayatımızda. Her şey 'HİCRİ TAKVİM'E göre ayarlıydı.
Dersen ki 'o iş eskidendi', o zaman sen sağ ben selamet..
Çünkü bu işin eskisi olmaz. Dahası bizde eskime olmaz. Biz, hep eskide olanlarla yeni kaldık. Ve yeni, taze ve gür kalabilmemiz eskiye, eskimeze olan sadakatle mukayyettir.
Şair İsmet Özel ne güzel anlatır bu ruh halini.
'Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
ben yaşarken koptu tufan
ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat
her şeyi gördüm içim rahat'
Ayetler her gün, her gün inip duruyor bizlere.
Durum bu yani...
Yılbaşı kutlamanın hükmü nedir!
Elbette bunun hükmünü ben vermeyeceğim. Zira bunun hükmü, fetvası zaten çoktan verilmiş. Size düşen -bilmiyorsanız- bir an önce sorup öğrenmektir.
Tekraren, 'Neyi, nasıl kutlayacağımızı size mi soracağız? Dini, diyaneti sizden mi öğreneceğiz.' diyenlere aynı tonda, 'bana sormayın' derim?
Mevlüt Özcan Hocaya sorun. Sultanahmet Camii'nin imamı Emrullah Hatipoğlu'na sorun..
Bunlar bizi kesmez derseniz, Keşan Müftüsü Süleyman Yeniçeri beye sorun.
'Onlara ulaşamayız' derseniz, çevrenizde bildiğiniz, 'Ehli Sünnet' çizgisindeki alimlerden birine sorun.
Niye bana sorasınız ki? Ben de onlardan öğrendim ne öğrendimse.
Din konusunda bir satır yazacak olsam, mutlaka konuyu iyi bilen bir iki hoca efendiye soruyorum.
Siz de sorun!
Yani, arabası yağ kaçırınca, on tane sanayi gezip, 'neden yağ kaçırıyor' diye erbabını arayıp soran ama çetrefilli dini bir konuda kafasına göre fetva verenlerden olmayın.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



